Anasayfa Slider

Ömer Yavru ile Spor Muhabirliği ve Türkiye Bisiklet Turu Üzerine

pixlr_20160626194425114

Öncelikle TRT’deki görevinizle başlayalım.

Ben muhabirim. 2005’ten beri spor muhabirliği yapıyorum. Ondan önce istihbarattaydım. Savaş alanları dahil, gidip geldiğim yerler oldu. 2006’dan itibaren de bilfiil bisikletin içindeyim. Büyükada’da bir dağ bisikleti yarışı vardı, ilk organizasyonlarımdan biri oydu yanlış hatırlamıyorsam. Daha sonra TUR’da (Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu) görevlendirildim. O günden beri de peşindeyim TUR’un. İlk birkaç sene çok zordu. Hem farklı bir çok parametreyi içeren bisiklet ve sporu, hem organizasyonu takip açısından çok zordu. Valizi aç, buruşturmadan gömlekleri çıkar, yayına çık, aynı şekilde geri koy, her gün ayrı bir yerde kal…Tam valizi sistematik açıp kapatmayı öğrenmiştim ki yayıncı kuruluş için özel gömlekler verilmeye başlandı. O büyük avantaj oldu.

Yarış kategorisinin yükselmesinin de bunda etkisi oldu herhalde.

Kesinlikle. 2008’den sonra yayıncı kuruluş ve canlı yayın şartı getirildi, profesyonel takımların gelmesi sağlandı. 2.1 olduk işte o zaman. Ondan sonra iş epey değişti. TRT de dahil oldu ve denildi ki “Evet, biz naklen yayın yaparız.”

Bisiklet dışında hangi sporlarla ilgilisiniz?

Futbol dışındaki olimpik branşlar, çoğunlukla ilgilendiğim. Ama öne çıkanlar atletizm ve yüzme. Atletizmi çok seviyorum. İçinde herhangi bir alet yok. Mesela bisiklette parça çıktı, zincir attı, fren sıkıştı… Atletizmde onu diyemiyorsunuz. En fazla “Lifim attı,” diyorsun, o da sen kötü ısındıysan oluyor. Yüzme de bu anlamda güzel. Orada da işin içine su giriyor tabii. O nedenle bu ikisi en sevdiğim, benim için başa baş giden iki branş. Bir de jimnastikten büyük keyif alıyorum. Spor aleminde, ağırlıklı olarak olimpik dallarla ilgilenen az sayıda insandan biriyim. Ve hala öğrenecek çok şey var.

İstihbarattan spora geçiş nasıl oldu?

1993’te TRT’ye girdiğimde spor servisinde staj yaptım. Ertesi yıl ‘Radyo Haber’ kuruldu; 24 saat haber veren bir radyo kanalıydı TRT bünyesinde ve oranın spor haberlerini hazırlıyorduk. Sonra araya Almanya’ya gidişim  ve askerlik girdi. Daha sonra TRT’de spikerlik sınavı açıldı, spor spikerliği istemiştim, kazanamadım. Bir yıl sonra bu sefer muhabirlik sınavına girdim ve kazandım. Ardından İstanbul’a tayin edildim. O zaman burada, istihbaratta farklı haberler vardı. Ben de işin gerçeği farklı bir şey görmek istiyordum. Kuzey Irak’a gittim. Afganistan’a, Kabil’e gittim. Benim dönemimdeki çoğu insanın çocukluk hayaliydi savaş muhabiri olmak. “Oldum,” dersem, savaş muhabirlerine karşı ayıp ederim; ama kıyısından gördüm. Çok da büyük keyif aldım.

Mesleğinize etkisi de vardır herhalde savaş alanlarında bulunmanızın.

Kesinlikle var. Bir kere adrenalini seviyorsunuz…. Gerçi şöyle söyleyeyim. Ne yaparsanız deneyim olarak kazanım sağlayabilirsiniz. Önemli olan sorgulamak, şüphe duymak, merak etmek. Neyse sporla bağlantısını çok basit olarak sanırım adrenalin düzeyimi üst seviyelere taşıdı patlamalar, silah sesleri falan. Dolayısıyla ne yaptım sonrasında, yamaç paraşütü yaptım mesela. Bir yıldızım var, tüplü dalış yapmayı seviyorum. Redbull Air Race uçaklarından birinde tandem uçuş var diye duyunca gözüm kapalı oradaydım.

Geri dönmek gibi bir isteğiniz var mı?

İstihbarata mı? Yok, hayır.

Çocuktan sonra özellikle…

(Kahkahalar) “Çocuktan sonra” evet ve aramızda kalsın, annem şu anda çok mutlu.

Spor muhabirliği, futbolda olsaydınız daha kolay olur muydu sizce? Yoksa orada rekabet daha mı zor?

Daum Fenerbahçe’nin başındayken, benim de yabancı dilim Almanca olduğu için Fenerbahçe muhabirliği teklif edildi mesela. Ama kabul etmedim. Çünkü takımın sana verdiği ile sınırlısın çoğunlukla. Ben gerçekten muhabirlik yapmak istiyorum. Haber kovalamak istiyorum. Çok fazla insanın futbolla ilgileniyor olmasını ve orada rekabetin fazla olması kastediyorsunuz sanırım. Aslında rekabet her yerde var. Biraz da size bağlı. Farklı bir dalda, “Nasılsa bu haber tek bende var,” deyip tembellik yapamazsınız. Habercilik etiği gereği hızlı ve doğru olmalısınız.

Takım muhabirliği Türkiye’ye özgü bir kavram sanki, değil mi?

Çok emin değilim, iddialı konuşamam; ama pek görmedim… Ben şuna inanıyorum: Herkes bir taraftır. Önemli olan, işine yansıtmadan objektif olabilmendir. “Ben tarafım,” diye tek bir adamın sesini veriyorsan o gazetecilik değildir. Dolayısıyla objektif  olmaya çalışacaksınız. TUR’la ilgili bir haber toparlarken örneğin; geçen sene bu işi kim yapmış, ondan da görüş alıyorum, bu sene yapandan da. Karşılıklı olmak zorundadır. O yüzden takım muhabirliği çok tercih edeceğim bir şey değil. Bir de futboldan pek hazzetmiyorum.

Muhabirlik açısından Türkiye’deki organizasyonlarda çalışmak mı daha rahat, yoksa yurtdışında mi? Orada belli bir kültür var, sistem var. Burada işler daha çok doğaçlama gelişiyor.

Organizasyonlar eskisi gibi değil. Artık hepsinin şeması var. Seyirciler buradan girer, sporcular şuradan çıkar, yayın saatleri budur; bu kadar net. Dolayısıyla artık çok sıkıntı yaşamıyoruz. Yalnız bazen hızlıca verilere  ulaşmakta sorunlar olabiliyor örneğin  Gidiyorsunuz, başlangıç listesini son anda alabiliyorsunuz. Bu tür organizasyon sıkıntıları yaşanabiliyor.

Bu bağlamda bisiklet medyası ne durumda? Daha doğrusu bisiklet medyası yok da, olacak mı bir gün?

Öncelikle Türkiye’de medyanın bir şekilde kendini 4. Güç olduğunu hatırlaması ve kendini yeniden konumlandırması lazım. Ondan sonra spor medyasının kendini bir yere koyması gerekiyor. Futbol demiyorum ama. Spor medyası. Şimdi gazetelere bakıyorsun, büyük oranda futbol. Televizyonu açıyorsun, programın adında “spor” var; ama sadece futbol konuşuluyor. Bir de “Bu X kanalında yayınlanan bir organizasyon, bununla ilgili gelişmeyi ilk haber vermem,” demeyi anlayamıyorum. Yok böyle bir şey!

Arz talep meselesinde talep edenlerin mi kendi kendilerine bir şey istemesi gerekiyor, yoksa arzı biraz pompaladıktan sonra mı talep beklemek gerekiyor?

Aslında talep arzı doğuruyor. Ama bizim gibi ülkelerde, tek branşa saplanıp kalmış yerlede, medyanın bir parça da eğitici rolü üstlenmesi gerekiyor. Tabii özel sektör para kazanmak zorunda ve böyle bir sorumluluğun altına girmiyor, böyle bir kaygı gütmüyor. Böyle olunca da arz, sadece elde edilen başarıların haber yapılmasıyla sınırlı kalıyor. Futbol dışındaki başarılar da taleple sınırlı oluyor. İnsanlar bilmedikleri dallarla ilgili yayınları izlemiyor, haberleri takip etmiyor. Buradan hareketle, satış çok önemli. Satıştan kastım; tanıtım, bilgilendirme. Medyada çalışan bizler önce haberini yaptığımız dalları bilmeliyiz ki vatandaşa anlaşılır biçimde ve doğru olarak aktarabilelim.

Televizyon dışındaki spor medyasının durumunu nasıl buluyorsunuz? Avrupa epey gelişkin o konuda.

Avrupa spor medyasında çok ciddi bir uzmanlaşma var ve deneyim çok önemli. Ama şunun da altını çizelim: Avrupa’da farklı dalları yakından takip eden büyük bir kitle var. Türkiye’de dönüp dolaşıp aynı yere geliyoruz galiba. Halk futbolla yatıp kalkıyor. Televizyon bültenleri, gazete sayfaları futbol ağırlıklı haberlerle dolu. Aslında okumayı da çok seven bir ulus değiliz. Bisikletten örnek verecek olursak, Avrupa’nın farklı ülkelerinde gazete bayiilerinde çok sayıda bisiklet dergisi gözünüze çarpar. Bisikletin her disiplini için ayrı bir dergi bulabilirsiniz. Türkiye’de dergicilik de bu kadar gelişmiş değil.

TUR’a yabancı basın gelmeye başladığından beri medyanın bizde çok da yaygın olmayan bir mecrası da dikkatimi  çekti. İnanılmaz bir blog ve internet medyası var. Çok okunuyor, çok takip ediliyor. Ayrıca Avrupa’da blog yazarları gazetecilerle eş değer tutuluyor. İşin haber verme boyutunun başka mecralara kaydığı bir gerçek.

Bisiklet konusunda ancak oradan tatmin olabiliyoruz zaten.

O da yabancı dil bilirsen. Türkçe çok çok az kaynak var.

Biz üretmeye çalışıyoruz; ama bir şekilde yabancı kaynaklardan yararlanmamız gerekiyor. Orijinal içerik yok çünkü. Sporun kültürel aşamasında çok geri kaldığımız için olması da zor.

Spor kültürümüzün zayıflığı bence kanayan bir yara. Spor yapmayı sadece profesyonel olarak algılamak belki de yaptığımız en büyük hata. Her insan kendince sporcu olabilir. Düzenli olarak yürüyen, bisiklete binen veya yüzen  herkes bir şekilde “sporcu” adledebilir kendisini. Spor kültürünü içine sindirirsen çocukların da o mantıkla büyür. Spora ilgi, merak artar. Böyle olunca da farklı kesimlerden içerik sağlayanlar çıkabilir. Üretilen içeriği tüketmek için de spor kültürünün olması gerek.

pixlr_20160626194633070

TUR’a gelelim. Bu sene nasıldı, geçen senelere göre neler farklıydı?

Görünür boyutuyla konuşacak olursak; öncelikle etaplar çok farklıydı. Takımlar ve sporcu profili çok çok farklıydı. Bu yıl TRT ve Eurosport dışında NTVSpor’un da etapları naklen yayınlaması önemli bir farktı. Bir çok bilgiye ki buna takımlar, sporcular ve etaplar dahil son ana kadar ulaşamamız da bir farklılıktı. Ve tabii ki yeni bir organizasyon şirketi işin içindeydi. Bunu da farklılıklar listesine yazabiliriz sanırım.

İstanbul etabı?

Henüz 9. kilometredeyken büyük bir kaza yaşandı. O kaza nasıl oldu, inanılır gibi değil. Gördük ki turuncu dubalar sökülmemiş. Bir gün önce bu etap geçildi mi? Geçildi. Bir hafta önce de geçildi. Güvenlik motoru geçti, öncü araç geçti. Nasıl kimse fark etmedi?.. Oradaki dezavantaj neydi, biliyor musunuz? Kaza olan yer köprü altıydı. Aydınlıktan bir anda karanlığa girildi.

Sürekli güneşe maruz kalıp gözlükle tünele girmek bisiklet kullanan biri için ölüm.

Orada zaten 4 kişiyi bıraktık. Ve şöyle bir şikayet oldu.  Yaklaşık 8 km boyunca yarış nötralize edildi ve o bölümde yarış direktörünün aracının ortalama 40 km/s tempoyla ilerlediği söylendi. Yarış zaten 43 km/s ortalamayla mı ne bitmiş, nötralizasyonda 40 km/s tempo biraz yüksek değil mi? Bunu doğrulatamadım; ama bazı yarışçılardan böyle bir serzeniş geldi… İstanbul etabı bence yanlış oldu. En azından finiş karşıda (Anadolu yakasında) olacaktı, köprü bu kadar kapatılmayacaktı. İstanbul’da köprünün, hatta köprülerin alternatifi yok. Köprüyü bu kadar uzun süre kapattığında, hem de çift yönlü, trafiği bitirdin demektir.

Bu yıl World Tour için çok önemliydi biliyorsunuz. Tepkiyi yükseltmek kötüydü. Bu arada, World Tour olursak gün sayısı düşecek büyük ihtimalle. Öyle bir mecburiyet ortaya çıkacak gibi duruyor. Belki takvimdeki yerimiz de değişecek.

Liege-Bastogne-Liege ile Giro arasında 2 haftalık bir süre var. O 2 hafta için 4 yarış aday: Biz, Yorkshire, Hırvatistan ve hal-i hazırda World Tour’da olan Romandie. Ayarlaması zor olacak hakikaten.

Ve Hırvatistan Turu çok iyi gidiyor.

Sadece 2. senesi; ama bu yıl sağlam bir kadro vardı. Normalde buraya gelecek isimler orayı tercih ettiler.

Bu sene bir gerçek de şu: IAM’in sitesinde okudum, “Organizasyon yeni olduğu için güvenemedik, gelemedik” yazıyordu. Lotto’nun sitesinde yarışa günler kala hala etap detaylarının açıklanmadığına dair eleştiriler vardı. Ünlü İtalyan sprinter Sacha Modolo, basın toplantısında “Çok büyük kaygılarımız vardı buraya gelirken; ama neyse ki eskisi gibi oldu her şey,” dedi…

Yarış, televizyondan güzel göründü. Bazı etaplar çok eğlenceliydi. İstanbul etabının ilk günde kalması da sorunları unutturur gibi oldu sanki. Siz yerinde takip ettiniz, oradan nasıldı?

İstanbul etabı, önce herkese bir “eyvah” dedirtti. En büyük avantaj da Kapadokya etabıydı. Görsel olarak çok büyük bir güzellik sundu. Kaçışların, rüzgarı yiyip geri kalmaların, taktiklerin konuşulduğu bir etap oldu. O anlamda ilk gün unutuldu. Fakat etap bittiğinde oteller anlamında büyük sıkıntı yaşandı. Saatlerce oda anahtarını almak için bekleyenler vardı.

Sadece 2 World Tour takımının gelmesi en önemli olumsuzluklardandı sanırım. Geçen yıl sayı az diye düşünmüştük ki 4 takım gelmişti; ama sporcu profili çok iyiydi. Ayrıca pelotonu kalabalık tutacağız diye 6 tane kıta takımını listeye koymak pek de iyi bir seçim değildi bence. Bu noktada, en büyük eleştiri, takım ve sporcu kalitesinin yetersizliğiydi.

Bir parantez de seyirciye açarsak… Bisiklet şehri denilen Konya finişinde seyirci yoktu. Yeni eklenen noktalarda ilk kez yaşanan heyecan vardı. Aksaray’daki startta güzel bir kitle vardı. İzmirli bisikletçiler kalkıp Selçuk’a kadar gelmişti. İzmir bitişi ki bu yıl TUR’un da son etap finişiydi. Gayet keyifliydi.

Brian Cookson’la röportaj yapabildiniz mi?

Brian Cookson’la ilk gün röportaj yaptım. “World Tour için kriterleri beyan ettik, beklentimiz bu yönde,” dedi. En çok yol güvenliği gibi konuların üzerinde durdu. Yüzdeyi sordum, “Ben matematikçi değilim, yüzde veremem,” dedi. Yalnız TUR sonunda Roland Hofer’le röportaj şansım oldu. Ona göre her şey çok iyi. Her şeyin çok iyi gittiğini söyledi. Çünkü uluslararası bisiklet arenasında çok etkili bir isim. Dolayısıyla bize artı puan sağlayabilecek bir konumu var.

Ben bundan sonra şunu sorgulamaya başladım: World Tour olursak ne yaparız?

Biz de sık sık onu konuşuyoruz aramızda. Olmalı mıyız, olmamalı mıyız?

Bunu söyleyince içimde kötü bir his oluyor. Ben yıllarca “World Tour olalım” diye kendimce fikir beyan etmiş biri olarak bugün gelip “Olmasak daha mı iyi?” diyorum. Torku Şekerspor’un bu yıl yaşadığı sorunlardan sonra profesyonel kıta takım olma beklentim yok denecek kadar az. E hal böyle olunca Türk takımı olmadan, Türk sporcusu olmadan bir tur yaşanacak. Zaten seyirci sıkıntımız var.

Bir de “yol bisikleti reformu” neler getirecek, onu tam bilemiyoruz. UCI – ASO çekişmesinden nasıl sonuçlar çıkacak? Seneye World Tour takımlarının tüm yarışlara gitme zorunluluğunun ortadan kalkması gibi bir sistem düşünüldüğü konuşuluyor. Kim gelecek, neye göre gelecek? Yani şu an “World Tour olalım!” diye zorlamanın gereği yok. UCI ne diyor, hangi kuralları neye göre koyuyor, kimler gelecek, neler zorunlu kılanacak? Bunları gördükten sonra “Adayız veya değiliz,” demek daha mantıklı olacak gibi.

Takımlar şu an gönüllü gelmezken, onları zorla getiriyor pozisyonuna düşmek de korkutuyor. Biraz daha istekli olmalılar ki biz de üstüne bir şeyler koyabilelim.

Gönüllü gelenler var. Ama bizim hedefimiz, özellikle büyük takımlar için cazip bir yarış halini almak. Burada da sizin dediğinize şöyle bir ek yapacağım; her sene organizasyonun üzerine birşeyler koyması gerekiyor ki TUR çekici olsun ve tabii ki takımlar istekli olsun ki organizasyon her sene kendisini yenilesin.

Bugüne kadar, İtalya Turu öncesi iyi bir antrenman yarışı durumundaydık. Etap profillerinin bu yönde belirlenmesi takımları çekmede önemliydi. World Tour takviminde olalım veya olmayalım artık asıl önemlisi, takımlar ve sporcular için hedef yarış halini alabilmek.

World Tour bahsi geçen sene ayyuka çıksaydı %100 istiyorduk zaten. Bu sene kafada “Acaba?” yarattı.

Seneye TUR’u kim organize edecek ve bu ne zaman belirlenecek? World Tour olup olmayacağımız yaz ortasında belli olacak sanırım. O zaman en kısa zamanda, ihale süreci tamamlanmalı ki bu yıl yaşanan sıkıntılar yeniden ortaya çıkmasın.