Dünya Dönmeyi Bıraktığında

Wouter Weylandt öldüğünde 24 yaşındaydım. Bisiklet izlemeye başlayalı henüz birkaç yıl olmuştu ve bu güzel sporun böylesi büyük trajedilerle yoğrulduğundan habersizdim. Fabio Casartelli ismini ilk kez o gün öğrendim. Andrey Kivilev ve diğerlerini de… Bu ilk değildi. Son olmasını dilerdim; ama olmadı. Aradan geçen sekiz yılda daha nice bisikletçinin vedasına üzülerek tanıklık ettik.

Antoine. Daan. Chad. Michael. Robbert.

İsimlerini hatırlayamadıklarım varsa özür dilerim…

Bjorg Lambrecht ile çoğu bisiklet izleyicisi gibi bu yıl tanıştım. Ardenne klasiklerinde, gencecik yaşına rağmen harika işler başardı. Dördüncü olduğu La Fleche Wallonne’dan önce ona tek yıldız verdiğim için hala kendime kızıyorum. Yeni kuşağın en kıymetli tırmanışçılarından biriydi. Önünde parlak bir gelecek vardı.

Twitter’da kaza haberini okuduğumda Velogames kadroma aldığımı hatırlayıp surat astım önce. Daha sonra durumunun ciddi olduğu haberleri düşmeye başladı. Ve iki saat sonra, ürke ürke girdiğim Twitter’da Bjorg Lambrecht’in ölüm haberini okurken buldum kendimi. Dünya kısa bir süreliğine dönmeyi bıraktı. Sonra tekrar hızlandı. Ama artık bir kişi eksiktik.

Wouter Weylandt öldüğünde 24 yaşındaydım.

Bjorg Lambrecht’in hiçbir zaman olamayacağı bir yaşta…

Çok üzgünüm.

Not: Yazının başlığı, Lotto Soudal’ın resmi sitesinde yayınlanan “And then his world stopped turning…” başlıklı mektuptan alınmıştır.

Tour de France 2019, Dinlenme Günü Notları – II

  • Harika bir yarış izlemeye devam ediyoruz. Seyir zevki bir yana, genel klasman mücadelesi de iyice tadına doyum olmaz bir noktaya geldi. Pau zamana karşısı ile başlayan üç günlük süreç, bir grubu elerken, su yüzeyinde kalanları iyice birbirine yakınlaştırdı. Alaphilippe’in bir buçuk dakika arkasında kızılca kıyamet kopuyor adeta. İkinci sıradaki G ile altıncı sıradaki Buchmann‘ı sadece 39 saniye ayırıyor. Açık bir yarış olacağını biliyorduk; ama ne yalan söyleyeyim bu kadarını beklemiyordum. Nefis, nefis!
  • Pinot, malum etapta kaybettiği zamanın tamamını geri almayı başardı. Final haftasına girerken sarı mayonun 1′ 50″, G’nin ise sadece 15 saniye arkasında. Yarışın başından bu yana en güçlü isim o. Yumruk yedikten sonra ayağa kalkmayı başararak psikolojik üstünlüğü de eline geçirdi. En büyük korkum, geçtiğimiz üç günde gösterdiği eforun Alpler’de performansını etkilemesi. Az bir farkla kaybederse çok yazık olacak. Her şeye rağmen… Ne dersiniz?
  • ALLEZ THIBAUT! ALLEZ MON GRAND! T’ES GRAND AUJOURD’HUI!
  • Paris’e beş kala Alaphilippe‘in şampiyonluk ihtimalini konuşacağımızı söyleseler gülüp geçerdim herhalde. Şu an o noktadayız. “Mayoyu tutabilir mi, tutamaz mı?” derken son haftaya bir buçuk dakika farkla lider giriyor. Dinlenme günü ve ardından gelecek iki geçiş etabı, enerjisini toplamak için büyük fırsat. Zira önünde 2.000 metre üzeri beş tırmanış, Galibier ve Iseran gibi kelle almak için bekleyen iki canavar var. Şahsen, sürdürülebilir bir performans gösterdiğini düşünmüyorum. Fizik kurallarını zorlayabilirsiniz; ama bu kazanabileceğiniz bir savaş değildir.
  • Ineos, kurulduğu yıldan bu yana ilk kez (Froome’un abandone olduğu 2014 hariç) yarışı kontrol altında tutamıyor. Bunu sırf Froome’un yokluğuyla açıklayamayız. Takıma genel bir formsuzluk hakim. Dağlara vurduğumuzda domestikler birer birer geriye düşüyorlar, ki bu alışık olmadığımız bir manzara. Nicelik olarak hakim olamayınca ataklara da bireysel cevaplar vermek zorunda kalıyorlar ve şu ana kadar pek başarılı olamadılar. Yine de bu yarışı kazanabilirler. Fakat bunu G ile mi yapacaklar; ondan emin değilim. Bernal, ona oranla daha az kırılgan görünüyor. Alpler çok şeye gebe.
  • Jumbo-Visma is the new Sky. Lakin Kruijswijk bir Froome değil.
  • Quintana, son şansını da çarçur etti. Berbat performansı bir kenara, Movistar da ona tamamen sırt çevirmişe benziyor. 2012’de büyük umutlarla başlayan hikayenin bu şekilde sona ermesi üzücü. Önümüzdeki yıl Arkea’da yeni bir sayfa açmaya çalışacak; ama bu saatten sonra bir etap yarışçısından öteye gidebileceğini düşünmüyorum.
  • İkinci haftanın yıldızların biri de Simon Yates‘ti. Dört güne iki etap sığdırdı. Üzerinde genel klasman baskısı olmayınca muazzam bir etap avcısına dönüşüyor. Adam‘a bakıcılık yapma gereği de ortadan kaltığına göre, üçüncü etabı kovalamak için önünde hiçbir engel yok demektir. Hatta bakarsınız, iki kardeşi beraber kaçarken görürüz.

 

* * *

Sarı mayo: Julian Alaphilippe
Yeşil mayo: Peter Sagan
Polka-dot mayo: Tim Wellens
Beyaz mayo: Egan Bernal

* * *

Alaphilippe
G (+1′ 35″)
Kruijswijk (+1′ 47″)
Pinot (+1′ 50″)
Bernal (+2′ 02″)
Buchmann (+2′ 14″)
Landa (+4′ 54″)
Valverde (+5′ 00″)
Fuglsang (+5′ 27″)
Uran (+5′ 33″)

Tour de France 2019, Dinlenme Günü Notları – I

  • Fransa Turu; son yıllarda kendini adıyla var ediyor, heyecan açısından Giro, hatta Vuelta’nın gölgesinde kalıyordu. Birçokları bunu -haklı olarak- “Sky dominasyonu”na bağlasa da, benim için bir numaralı sebep ASO’nun parkur tercihleriydi. İlk haftayı tamamen sprint etaplarına ayırıp uzun kilometreler boyunca ızdırap çekmemize neden oluyorlardı. Roubaix yollarını eklemek gibi bazı denemeler yapsalar dahi, alışkanlıklarından bir türlü vazgeçememişlerdi. Nihayet bunu kırmayı başardılar. Evet, “sprint” etapları yine çoğunluktaydı; ama hemen hepsinde işin içine klasik öğeleri eklediler. Yanı sıra La Planche des Belles Filles ve Saint-Etienne gibi genel klasmanı doğrudan etkileyecek etaplar yerleştirdiler. En nihayetinde, son yılların en keyifli açılış haftasını izledik. Draması bol, heyecanı yüksek, can sıkıntısı minimumda.
  • Dün sabah bilgisayarın başına oturduğumda ilk haftanın önemli ayrışmalara neden olmadığını, yakın farklara rağmen kimin ne durumda olduğuna dair ipuçları edindiğimizi, Pinot ve G’nin yarışın en büyük iki favorisi olduğunu yazmıştım… Sonra yarışı izledim. Hatta başta izlemiyordum bile. Twitter’da “Rüzgar var, sıkıntı çıkabilir” mealindeki gönderileri görünce hemen televizyonu açtım. EF bir denedi, iki denedi; olmadı. Daha sonra Alaphilippe öne geldi ve film koptu.
  • G ile Quintana arasında 52 saniye ve genel klasman şansını sürdüren beş isim daha var. Çizgiyi de oraya çekmek lazım. Uran‘dan başlayarak; Bardet, Fuglsang, Porte ve Landa‘nın şanslarını yitirmişe benziyor. Pinot ise gri alanda. Mevcut fark (1′ 21″) şampiyonluk ihtimalini büyük ölçüde yok ettiyse de, düne kadar gösterdiği performans içimde ufak bir umut ışığı taşımamı sağlıyor. Her şey bir kenara, belli ki Ineos‘u alt etmek yine hiç kolay olmayacak.
  • İlk hafta sprinterler için çocuk oyununa döndü. Viviani tutmuş, Groenewegen pişirmiş, Sagan yemiş; Ewan “Hani bana, hani bana?” demiş.
  • On etabın dördünü Jumbo-Visma kazandı. Üstelik üç ayrı isimle ve bir kez de komple takım olarak. Ayrıca Teunissen sarı, van Aert ise beyaz mayoyu taşıdı. Kruijswijk‘ın La Planche des Belles Filles’de zorlanmasına rağmen genel klasmanda G’nin sadece 15 saniye arkasında olduğunu da hesaba katarsak, on üzerinden onluk bir hafta geçirdiler. Bennett’in dünkü kaybına fazla üzüldüklerini sanmıyorum. Artık önlerinde yoğunlaşabilecekleri tek bir hedef var.
  • Van Aert‘ın harika başlayan yol kariyerinde tek eksiği yarış galibiyetiydi. Dauphine’de bu noksanı giderdikten sonra -ki, üst üste iki etap kazandı- gerisi çorap söküğü gibi geldi. Akabinde Belçika ulusal zamana karşı şampiyonluğu ve şimdi de ilk Fransa Turu’nda ilk etap galibiyeti. Bahar döneminde belalısı van der Poel‘ün gölgesinde kaldıktan sonra kendini tekrar vitrine çıkarttı.
  • De Gendt, panache ile yarış zekasını aynı potada eriten nadide bir bisikletçiye, sahip olduğu “kısıtlı” rolle pelotonda en çok saygı duyulan isimlerden birine dönüştü. Onu izlemek büyük keyif.

 

* * *

Sarı mayo: Julian Alaphilippe
Yeşil mayo: Peter Sagan
Polka-dot mayo: Tim Wellens
Beyaz mayo: Egan Bernal

* * *

G
Bernal (+4″)
Kruijswijk (+15″)
Buchmann (+33″)
Mas (+34″)
A. Yates (+35″)
Quintana (+52″)
Pinot (+1′ 21″)
Uran (+2′ 06″)
Bardet (+2′ 08″)
Fuglsang (+2′ 10″)
Porte (+2′ 47″)
Landa (+3′ 03″)

Tour de France 2019’a Ön Bakış

GENEL KLASMAN

Froome’un devreden çıkmasıyla açık hale gelen yarışta, “eşitler” arasında ön plana çıkan isim G gibi duruyor. Adını daha güçlü anabilirdim; fakat İsviçre Turu’ndaki düşüşü beni temkinli olmaya itiyor. Kazanın etkilerini üzerinden atmış olsa bile çok değerli yarış kilometrelerinden mahrum kaldı. Bu noktada, henüz ikinci etapta koşulacak takım zamana karşı onun için büyük avantaj. Yarışın hemen başında kendini zirveye yakın bir yerde bulması, günden güne inancını artıracatır. Geçen sene kazanırken izlediği yol tam olarak buydu.

Bernal, Giro’yu kaçırınca şansını Vuelta’da dener diyorduk. Froome’un sakatlanması planları değiştirdi ve kendini G’nin yanında takımın ortak lideri olarak buldu. Birçoklarına göre bir numaralı favori o. İsviçre Turu şampiyonluğu gösterdi ki; Fuglsang’la beraber yarışa en keskin gelen iki isimden biri. Tek sorun, henüz 22 yaşında ve sadece ikinci büyük turunu koşuyor olması. Eh, bu da haylice bir sorun demek. Kazanırsa çok çok büyük bir iş başarmış olacak.

Fuglsang, 34 yaşında yeniden doğdu adeta. Bahar dönemini Liege-Bastogne-Liege’i kazanarak bitirmişti, yaza da Dauphine şampiyonluğu ile başladı. Eh, kazanmanın tadını aldı bir kere… Yıllarca her şeyi bir kenara itip genel klasmancı olacağım diye debelenip durdu. Şimdi bambaşka bir bisikletçi olarak ilk kez Tour’a iddialı geliyor. Üzerinde kazanma baskısı da yok. Elinden gelenin en iyisini yapıp yarıştan keyif almaya bakacak. Her halükarda 2013’deki yedinciliğinin üzerine çıkacağı kesin.

Pinot, Fransız kamuoyunun omuzlarına yüklediği baskıdan kurtulabilmek için rotayı Giro’ya yöneltmişti. İki yıl aradan sonra, biraz da Madiot’nun zoruyla memlekete dönüş yapıyor. Arkasında çok güçlü bir kurmaylar ordudu var. Düz yol, yokuş, TTT demeden Pinot’nun emrine amadeler. Yarışın dominant bir favorisinin olmaması şansını artırıyor elbette. Lakin bu, baş edilmesi gereken daha fazla rakip demek. Önceliği sağlıklı kalmak. Yarışın en aktif pedallarından biri olacağına şüphe yok. Bana sorarsanız podyum yolu açık. Yürüyedur aslan parçası!

Quintana, Froome’un ardında ikinciliğe razı geldiği yıllar boyunca nasıl yarış kazanılacağını unuttu. Herkesi “geleceğin şampiyonu” olacağına ikna ettiği 2013’ün üzerinden çok sular aktı ne yazık ki. Bakınız; Froome yok ve kimsenin Quintana’yı favori olarak gördüğü yok. Bu son şansı belki de. Kariyerinin seyrine, burada yapıp yapamayacakları yön verecek.

Movistar beri yandan Landa ve Valverde‘yi getiriyor. Valverde, yaşının etkilerini nihayet hissetmeye başladı. Uzun zaman sonra ilk kez bu sezon formda değil. Landa ise Giro’nun son haftasında yakaladığı formu buraya taşımak istiyor. Quintana’ya dadılık yapmak gibi bir niyeti yok anlayacağınız.

Ara ara “Bardet bu sefer kazanabilir mi?” sorusu düşüyor aklıma. Froome yok, G’nin durumu belli değil… “Neden olmasın?” diyorum. Sonra ikinci etaptaki 27 kilometrelik takım zamana karşıyı hatırlayıp tadım kaçıyor. Maça 1-0 geride başlıyor ve skoru lehine çevirecek forma sahip değil. Her zaman iyi işler çıkardığı Dauphine’de dahi anca 10. olabildi. Podyum bu sene uzak ihtimal.

Mitchelton-Scott, Yates kardeşleri beraber yarıştırdığı son seferde Simon’a Vuelta’yı (2018) kazandırmıştı. Aynı senaryoyu, Adam‘ın liderliğinde bu kez Tour’da hayata geçirmek istiyorlar. Adam, bu yıl tüm hazırlığını Tour için yaptı. Sezon içi performansına bakarak iyi durumda olduğunu söylemek mümkün. Dauphine’yi son gün mide problemleriyle bırakmak zorunda kalsa da, o esnada yarışı ikinci sürdürdüğünü belirtelim. Kardeşinin yanı sıra Haig de onun podyum yolculuğuna yardımcı olmaya çalışacak. İşlerinin kolay olmadığını takdir edersiniz.

Kruijswijk, 2016’da Pinerolo inişinde bıraktğı şampiyonluk hayalini kovalayadursun, o günün hatırları da bir gölge gibi Kruijswijk’i takip ediyor. Her seferinde “orada” olsa da, bir daha hiç zirveye yaklaşamadı. Yaş 32, zaman geçiyor… G’den sonra genel klasman iddialıları arasında en iyi zamana karşı onun. Hedef podyum elbette; ama ilk 5 en olası senaryo gibi duruyor. Jumbo-Visma’nın diğer kozu Bennett. Kruijswijk’a zıt gitmeden kendi yarışını koşmaya çalışacak. İlk 10’da bir yer hedefliyor; lakin günün sonunda kendini etap kovalıyorken bulabilir.

Bora, Tour’a heyecan verici bir kadroyla geliyor. Sagan, Schachmann derken; genel klasmanda BuchmannKonrad ikilisiyle ilk 10 kovalayacaklar. İkisi de günden güne iyiye gidiyor. Buchmann Dauphine’de, Konrad ise İsviçre Turu’nda üçüncü oldu. Başaltı favoriler arasında olduklarını rahatlıkla söyleyebiliriz. Gözümüz üzerlerinde.

Fransa Turu, Porte için her zaman bir kazayla kabusa dönmeye aday oldu. Fakat hiç değilse yarışa birkaç haftalık tur kazanarak formda gelirdi. Oysa bu sezon adını neredeyse hiç duymadık (Katılımcılar arasında en fazla yarış gününe -41- onun sahip olmasına rağmen). Böylesi daha iyi belki de. Canı daha az yanar.

Kısa Kısa

Mas: Lefevere, genç İspanyol’una çok güveniyor. Öyle ki, ona fazladan bir domestik verebilmek için Gilbert’e kesik attı. Vuelta’da ikinci olmuştu, bu kez önünde çok daha zorlu bir görev var.

Uran: Hakkında tahmin yapmakta en çok zorlandığım bisikletçi olabilir. Bir bakıyorsunuz podyumda, bir bakıyorsunuz yarışta bile değil. Ben en iyisi susayım.

Martin: Üç yıldır Tour’u ilk 10’da bitiriyor. Genel klasmancı olarak tavanı bu zaten. Muhtemelen benzer bir sonuç göreceğiz.

Nibali: Genel klasman iddiası yok. Hedefi etap galibiyet(ler)i ve polka-dot mayo. Köpekbalığını farklı bir yarış koşarken izlemek heyecan verici olacak.

Van Garderen: Porte, versiyon 2.0.

Barguil: Genel klasmanda yer edinebileceğini sanmıyorum. Fransa şampiyonu olmanın cakasını satacak daha ziyade. Alırsa bir etap alır. O da belki.

Kelderman: Dumoulin gelebilseydi ona yardımcı olacaktı, şimdi liderlik ona kaldı. Sakatlıktan yeni çıktı ve halihazırda sorumluluk üstlenebilecek seviyede değil.

Rohan: Tırmanış yetenekleri, zamana karşı ile açtığı farkı ancak haftalık turlarda kaldıracak seviyede. Büyük turlar için heveslendi; ama olmayacağı çok belli.

Aru: Hastalığını atlattı; fakat eski günlere dönmesi için hala zamana ihtiyacı var. Daha ziyade kendini deneyecek ve iyi hissettiği bir gün etaba gitmeye çalışacaktır.

SPRiNT

Sagan, geçirdiği kötü sezona rağmen yeşil mayonun bir numaralı favorisi. Yarıştaki hiçbir “sprinter” onun kadar çok yönlü değil. (Belki Matthews). Kazanırsa, geçen sene egale ettiği rekorun tek başına sahibi olacak. 30’una gelmeden yedinci yeşil mayo… Dile kolay.

Zorlar demeyelim; ama mayoya yaklaşması en muhtemel isim, Matthews. Sagan’ın diskalifiye edildiği 2017’de yeşillere bürünen o olmuştu zaten. Saf sprinterlerle aşık atabilecek kadar hızlı değil. Fark yaratacaksa klasik-vari etaplarda yaratacak. Sorun, söyleyeceği her şeye Sagan’ın verecek fazladan bir cevabının olması.

“Saf sprinterler” dedik, gelelim onlara…

Viviani‘nin Giro’daki başarısızlığının temel sebebi, Quick-Step’in ona uygun bir tren kuramayaşıydı. Bu sefer yanında Morkov ve Richeze gibi yedikleri içtikleri ayrı gitmeyen iki yaveri var. İşler İtalya’dakinden çok daha farklı olacak. Listenin başına onu yazıyorum.

İlginçtir, Ewan ilk kez Fransa’ya geliyor. Daha önce Giro ve Vuelta’da galibiyetleri var. Burada kazanması halinde “üçler kulübü”nün üyesi olacak. Başka trenlere sızma kabiliyeti ve yokuş yukarı sprint atabilmesi, rakiplerine karşı avantajı. Groenewegen, tüm sprinterler arasında top-speed’i en yüksek olanı. Aynı zamanda bu sezon en çok (10) kazanan isim. Van Aert‘ın varlığı, uyumlu çalışmaları halinde ona çok yardımcı olacak. Eve etapsız döneceğini düşünemiyorum.

Kristoff‘u anmadan geçmeyelim. Geçen yıl herkes yarışı terk edince Paris’te krallık tacını o takmıştı. Bu sezonki performansının başlangıcı oraya dayanıyor zaten. Birkaç kez podyumda yer alacaktır. Fakat diğerleri sorun yaşamadıkça etap kazanmasını beklemiyorum.

Colbrelli, Trentin, Greipel, Laporte, Nizzolo ve Stuyven; etap mücadelesi verecek diğer sprinterler… Son olarak; Cavendish‘in 2006’dan bu yana ilk kez Tour’da yer almayacağını hatırlatalım. Bir devir fiili olarak kapandı.

* * * * * –

* * * * Geraint, Bernal

* * * Fuglsang, Pinot, Quintana, Bardet

* * A. Yates, Landa, Kruijswijk, Buchmann

* Porte, Mas, Uran, Martin, Bennett, Valverde

Giro d’Italia 2019, Dinlenme Günü Notları – II

  • Zamana karşı avantajı aleyhine işleyen tarihteki ilk genel klasmancı Roglic olabilir. “Son gün nasıl olsa zamana karşı” diye düşünerek, yine zamana karşı etapları ile yarattığı farkın erimesine göz yumdu. Ve hesapta olmayan bir ufak kaza, o kredisini de tüketmek üzere… Avcunun içindeki şampiyonluğu göz göre göre tehlikeye attı. Hakikaten inanılmaz.
  • Çok merak ediyorum. Dumoulin devam edebilseydi Roglic nasıl yarışacaktı?
  • Yarışlar salt kas gücüyle kazanılmıyor. Çoğu zaman bisiklet üzerinde santranç oynamanız gerek. Ve söz konusu yarış zekası olduğunda mevcut pelotonda çok az kişi Nibali‘yle aşık atabilir. Büyük bir kumar oynadı. Ya kazanacak, ya da kaybettirecek… Her halükarda yarışa imzasını şimdiden attı bile. Il Grande!
  • Carapaz, peş peşe üç etapta Roglic’den 4, Nibali’den 3 dakika zaman çaldı. Nibali’yle yeterli farka (1′ 47″) sahip. Fakat Verona’da pembe mayoyu tutmak istiyorsa Roglic’le arasına en az bir dakika daha eklemek zorunda. Mevcut formuna bakarsak başaramaması için bir sebep görünmüyor. Favoriler, Courmayeur’de ona verdikleri zamanı çok arayabilirler.
  • Yates ve Lopez, ilk haftayı büyük yara alarak kapatmışlardı. İkinci haftayla beraber pembe mayo, hatta podyum şanslarını tamamen yitirdiler. Her şeye rağmen savaşmaya devam etmeleri takdire şayan. İkisi de, hiç değilse bir etap galibiyetiyle Giro’larını kurtarmak istiyorlar. Hoş, yarış öncesi ettiği onca laftan sonra Yates’i kurtarmaya yeter mi; bilemiyorum.
  • Zakarin uzun sonra yaşam belirtisi gösterince sevinmiştik. Ne yazık ki tek atımlık kurşunu varmış. Lago Serru’da etaba uzanıp genel klasmanda Roglic’in arkasına gelmesinin hemen akabinde 7 dakika fark yiyip tekrar denklemden çıktı. 2017 günlerine dönmesi için biraz daha bekleyeceğiz anlaşılan.
  • Her kaçış galibiyeti, bisiklet tarihine ufak tefek kişisel hikayeler bırakır. Benedetti‘ninki de onlardan biriydi. Kariyerini takım arkadaşlarının başarılarına vakfeden bir isim, 32 yaşında ilk -ve muhtemelen son- profesyonel galibiyetini aldı. Yarış sonrası söyledikleri, “bir domestiğin yaşamı”na dair çok şey anlatıyordu.
  • Yarışın başından bu yana Gavia‘nın iptal edilip edilmeyeceği konuşuluyordu; edildi. Onun yokluğunda parkura Cevo ve Aprica tırmanışları eklendi. Hala 5.000 metreye yakın bir irtifa söz konusu; fakat ilk bakışta eskisi kadar korkutucu gelmiyor şimdi.
  • Gavia’nın çıkarılmasıyla yeni Cima Coppi 2.047 metre ile Passo Menghen oldu. Oysa yarışın en yüksek noktası geçtiğimiz cuma çıkılan Lago Serru (2,247 metre) haline gelmişti. Organizasyon, geriye dönük bir düzenleme yapmak istemedi/yapamadı muhtemelen.

* * *

Pembe mayo: Richard Carapaz
Siklamen mayo: Arnaud Demare
Mavi mayo: Giulio Ciccone
Beyaz mayo: Pavel Sivakov

* * *

Carapaz
Roglic (+47″)
Nibali (+1′ 47″)
Majka (+2′ 35″)
Landa (+3′ 15″)
Mollema (+3′ 38″)
Polan (+4′ 12″)
Yates (+5′ 24″)
Sivakov (+5′ 48″)
Lopez (+5′ 55″)

Giro d’Italia 2019, Dinlenme Günü Notları – I

  • Her şey Roglic‘in Giro’yu kazanmasına uygun şekilde ilerliyor. Yarış öncesi en büyük rakibi olan Dumoulin, daha beşinci etapta yarış dışı kaldı. Halihazırda en büyük rakibi olan Nibali 1’ 44″ gerisinde. Yates-Lopez ikilisine ise yaklaşık 4’er dakika fark atmış durumda. Üstelik, pembe mayoyu emanet edecek birini buldu ve takımı liderlik stresini yaşamıyor. Tüm bu toz pembe manzarayı bozan tek bir şey var; dağlarda en çok güvendiği ismin (de Plus) abandone olması. Yine de; Tolhoek, Kuss, Bouwman gibi üç yaveri yanında. Jumbo-Visma, bugünün sabahında üçüyle de sözleşme yenileyerek gereken mesajı verdi.
  • Nibali‘yi, “Big 5″ın son sırasına yazmıştım. Yakın seyretse de, Verona’da podyumda olabileceğini düşünmüyordum. Görünen o ki yanılacağım. Ne mutlu!
  • San Marino zamana karşının en büyük kaybedenleri Yates ve Lopez oldular… Superman’inki çok şaşırtıcı değil; kötü bir zamana karşıcı olduğunu biliyoruz. Üstelik etap içinde lastik patlattı. Ama Yates’den böyle bir performans beklemiyorduk açıkçası. Farkın çoğunu tırmanış bölümünde yemesi kafalarda soru işareti yaratıyor. Anıları depreşmez umarım.
  • Ackermann, tahmin ettiğim gibi sprint etaplarına damga vuruyor. Şimdiden iki tanesini kazandı bile. Önünde kazanabileceği iki etap daha var. Her gün izlediğimiz “Inside the Bora” videoları da tanınırlığını ve sevilirliğini artırıyor. Sam Bennett bahsi çoktan kapandı. O gülmesin de biz mi gülelim?
  • Viviani hala ilk galibiyetinin peşinde. Sprint treninin eksikliğini fazlasıyla yaşıyor. Elinden alınan birincilik de psikolojisini iyice bozdu. Siklamen mayo zaten mazide hoş bir seda… Dinlenme gününden sonraki dümdüz iki etap sağolsun, haftaya iyi başlayabilir. Yoksa, unutmak isteyeceği bir Giro olacak.
  • Gianni Savio‘nun keyfi yerinde. Masnada ile 2012’den bu yana ilk etabını aldı, Cattaneo genel klasmanda fena olmayan bir yerde ve Frapporti hemen her gün kaçışa girerek takımını onurlandırıyor. Tüm bunlar ona, takımı ayakta tutmak için ihtiyaç duyduğu nakit akışı olarak geri dönecek.
  • Şimdiye kadar iki ismi doping nedeniyle kaybettik. Molano, test sonuçlarındaki “olağandışı fizyolojik bulgular” nedeniyle takımı tarafından, Koren ise Operation Aderlass’taki gelişmeler doğrultusunda UCI tarafınan yarıştan çekildiler.
  • Son söz… Yarış bitmedi. Daha tek bir dağ etabı bile izlemedik. Favorilerin bacakları ne durumda, net bir fikrimiz yok. Geçen seneyi unutmayalım. Froome, 11. etaba pembe mayonun 3′ 20″ gerisinde girmişti ve fiziksel olarak bitmiş durumdaydı. Ha keza Yates de asla yenilmeyecek gibiydi. Neler olduğunu gördük. Evet, Roglic en büyük favori. Ama yarış bitmedi. 13. etapla beraber yeni başlayacak.

* * *

Pembe mayo: Valerio Conti
Siklamen mayo: Pascal Ackermann
Mavi mayo: Giulio Ciccone
Beyaz mayo: Nans Peters

* * *

Roglic
Bilbao (+1′ 32″)
Nibali (+1′ 44″)
Mollema (+1′ 55″)
Jungels (+2′ 18″)
Formolo (+2′ 52″)
Majka (+2′ 53″)
Carapaz (+3′ 16″)
Zakarin (+3′ 32″)
Yates (+3′ 46″)
Lopez (+4′ 29″)
Landa (+4′ 52″)

Giro d’Italia 2019’a Ön Bakış

GENEL KLASMAN

Dumoulin, iyiden iyiye Froome-vari bir bisikletiye dönüştü. Kendini büyük turlar ile var edip sezonun geri kalanında etliye sütlüye pek bulaşmıyor. Ne yalan söyleyelim, bu işi iyi de yapıyor. İki yıla biri şampiyonluk üç podyum sıkıştırdı. Ama işte; tat verdiğini söylemek mümkün değil… Elimizde formuna dair iyi veya kötü herhangi bir veri yok. Dedim ya, pek ortalarda yoktu. Fakat geçen sene de durum farklı değildi. Değişen bir şey olduğunu sanmıyorum. Hal böyle olunca, kendisi için tasarlanmış gibi duran bir pakurda, ilk sıraya onu yazmamak için hiçbir neden yok. Dağlardaki en büyük destekçisi yine Oomen olacak.

Roglic, bu yıl her aya bir galibiyet sığdırmayı başardı. Şubatta BAE Turu, martta Tirreno-Adriatico, nisanda ise Romandie Turu. Özellikle sonuncusu bir başkaydı. Takımı, Giro için bacaklarını test etme niyetiyle yarışa katıldığını, genel klasmana oynamayacağını söylerken o gitti güle oynaya üç etap kazandı. Halihazırda, yarış listesindeki en formda isim o. Yarışın da Dumoulin ile birlikte en büyük iki favorisinden biri. Rakibine göre tek eksiği, büyük tur deneyiminin hala yetersiz olması. Geçen yıl, son gününe podyumda girdiği Tour’u heyecanına yenik düşerek dördüncü bitirmişti. Hem de zamana karşı etabında. Bu kez sinirlerine hakim olmalı. Yoksa dağlar sıkıntı çıkarmayacaktır.

Simon Yates‘in yerinde kim olsa, geçen seneki Giro çöküşünün ardından kendini kolay kolay toparlayamazdı. Ama o, hatalarından doğru dersleri çıkartarak katıldığı ilk yarışta (Vuelta) şampiyonluğa ulaştı. O Giro, kariyerinin kırılma anıydı belki de. Bu sezon da performansında eksilme yok. Daha önce en büyük eksiği saydığımız zamana karşılar da fazla bir problem teşkil etmiyor artık. Hele işin içinde tırmanış varken, Dumo ve Rogla ile neredeyse aşık atabileceğini söyleyebiliriz. Öyle ki, bu yıl bir ITT etabı dahi kazandı. Bu üçlünün kapşmasını izlemek çok keyifli olacak.

Astana, Quick-Step ile beraber yılın en başarılı iki takımından biri. Etaplı yarışlarda ise tartışmasız en iyisi. Giro’ya da, belki en büyük favoriyle değil; ama en güçlü takımla geliyorlar. O kadronun liderliğini ise Miguel Angel Lopez yapıyor. Genç Kolombiyalı, bisikletinin üzerinde durmayı başaramayıp sürekli kazalara karıştığı ilk yıllarının ardından nihayet kendini buldu. Şu an en güvenilir büyük turculardan desek yanlış olmaz. Geçen yılı da, hem Giro hem de Vuelta’da podyum görerek kapatmıştı. Form açısından eksiği yok. En son Katalunya Turu’nu kazandı. Yalnız, bu sefer alt etmesi gereken daha çok isim var ve zamana karşı faktörüyle onların hemen altında kalacak gibi.

Kabul etmesi kolay değil ama Nibali de yaşlanıyor. Yaş oldu 35. Bacakları eskisi kadar iyi çalışmasa da, ruhundaki panache ve yarış aklı, onu hala zirvede tutuyor. En azından zirveye yakın bir yerlerde. Yine orada olacağına şüphe yok. Rakipleri, köpek balığının nefesini enselerinde hissettiklerinde içleri hiç de rahat olamayacak. Ama o kadar. İlk beş, Nibali için en ideal senaryo. Özellikle geçen seneyi boş geçtikten sonra o da bu sonuca burun kıvırmayacaktır.

Landa, uzun zaman sonra “takım emirleri” olmadan kendisi için yarışma şansı bulacak. Malum, sakatlığı nedeniyle Valverde yarıştan çekildi. Peki Landa buna hazır mı? Kritik soru bu ve cevap olarak “Evet” diyemiyorum. Liege-Bastogne-Liege’de bazı hayat belirtileri gördük; ama fazlası yok. Itzulia’daki yedincilik size ne söyler bilemiyorum. Nedense, geçen yılı dördüncü bitiren Carapaz bana daha güvenilir geliyor. Movistar da, yarışın gidişatına göre sene sonunda takımdan ayrılacak Landa yerine genç Kolombiyalı’ya yüzünü dönebilir.

Jungels, genel klasman inadından vazgeçmiyor. Oysa iki yıldır bahar klasikleri için ne kadar büyük bir potansiyel taşıdığını hepimiz gibi o da gördü. Taşlı klasiklerin ardından tekrar tırmanışçı fiziğine ulaşsa bile, ki Ronde’den beri yarışmayıp bunun için uğraşıyor, son haftadaki ölümcül dağ etaplarından sağ çıkması pek kolay olmayacak. Zamana karşı performansının etkisiyle bir şekilde ilk 10’a tutunması muhtemel; fakat bu onu tatmin eder mi, emin değilim.

Zakarin‘in 2019 karnesine bakıyorum da, alelade bir tırmanışçıdan farkı yok gibi duruyor. Dünya kadar yarış koşmuş, elde var sıfır. İşin fenası, geçen sene de böyleydi. Sanki iki yıl önce Vuelta’da podyum gören, Giro’yu beşinci bitiren o değil. Omuzlarından tutup “Ne sıkıntın var?” diye sormak geliyor içimden. Parkur çok uygun yoksa. İçindeki ateşi yeniden bulabilirse iyi şeyler yapabilir.

Kısa Kısa

Izagirre: Kariyer sezonunu geçiriyor. Sene başında Valencia’yı, henüz bir ay önce de Bask Turu’nu kazandı. Bir yandan liderine yardım ederken, öte yandan kendi yarışını koşmaya çalışacak. İlk 10’da iki Astana’lı görürsek şaşırmayın.

Formolo: Üzerine yattığı 2015 La Spieza etabından sonra nihayet yaşadığı hatırlattı. Geçen sene olduğu gibi ilk 10’da yer alması muhtemel. Son LBL ikincisini olduğunu hatırlatalım.

Majka: Genel klasmana oynadığı yıllar geride kaldı; ama hala çok tehlikeli. Bu yılı da formda geçiriyor. Dağların kralı mayosu için iddialı isimlerden.

Pozzovivo: Giro’yu altı kez ilk 10’da bitirdi. Bir yenisi yolda olabilir. Tabii Fleche Wallonne kazasının etkilerini üzerinden atabildiyse. Sanmıyorum ki Nibali’nin bebek bakıcılığını yapsın.

Mollema: Genel klasmanda yedinciliğe oynamaktansa etap kovalamanın çok daha evla olduğunu geç de olsa kavradı. Geçmiş takıntıları hortlamaz herhalde.

Chaves: İki-üç yıldır yetenekleri elinden alınmış gibi yarışıyor. Nerede 2016 Giro’sunu elinden kaçıran Chaves, nerede şimdiki… Buraya dahi ayıp olmasın diye yazıyorum adını. Umarım beni yanıltır.

Ineos: Egan Bernal’in antrenmanda köprücük kemiğini kırmasının ardından yarışa Alp Turu’nda ortalığı kasıp kavuran Geoghegan HartSivakov lider ikilisiyle geliyorlar. Yanlarında da bir başka 25 yaş altı genç yetenek Ivan Sosa var. Ineos gibi bir takımda böylesi bir şans kolay kolay ellerine gelmez. Her anından zevk almaya çalışacaklar.

Masnada: Alp Turu’nda iki etap alıp dikkatleri üzerine çekti. Genel klasmana değil de, etap ve KOM’a oynaması daha olası. Takım arkadaşı Cattaneo gibi.

 

SPRiNT

Organizyon, sprint etaplarının iyice sayısını kısmış durumda. Hepi topu 5 sprint etabı var ve bunlardan sadece ikisi düz profile sahipler. Yani hepsi sprinte kalmayabilir. İsimlere gelecek olursak… Üç büyükler Viviani, Gaviria ve Ewan yarıştalar.

Vivani, içlerinden en güçlüsü gibi görünse de, orijinal sprint treninden sadece Sabatini ve Senechal burada. Yani takım faktörü bir miktar kısıtlanmış durumda. Ewan için de benzer şeyler söyleyebiliriz. Farklı motivasyonlarla yarışa gelen isimlerden müteşekkil Lotto-Soudal, onun için yeterince “adam” ayıramamış durumda. Gaviria ise Quick-Step günlerinden sonra yeni takımına bir türlü tam anlamıyla alışamadı ve kazanmakta zorlanıyor.

Tam bu noktada dikkatleri Ackermann‘a çekmek istiyorum. İki yıldır harika işler yapıyor. Bu sene de çok formda. Öyle ki; Bora, Sam Bennett’ı kesip onu yarışa getirecek kadar güveniyor. İlk büyük tur heyecanını üzerinden atabilirse şimdiden iki etap yazıyorum.

Demare, Modolo, Nizzolo ve bilhassa, son dönemde form tutan Cimolai; adlarını anmamız gereken diğer sprinterler.

 

 

* * * * *   Dumoulin, Roglic

* * * *   Yates

* * *   Lopez, Nibali

* *   Landa, Carapaz, Zakarin, Jungels

*   Izagirre, Formolo, Majka, Pozzovivo

 

 

 

Paris-Roubaix 2019’a Ön Bakış

Ronde’de işler, Quick-Step için beklendiği gibi gitmedi. (Kötü değil, beklenmedik) Dört liderle geldikleri yarışta, onlardan biri olmayan Asgreen’le podyum yaptılar. Tabii en büyük hayal kırıklığı, yarışın bir numaralı favorisi Stybar‘dı. Lafı uzatmayayım: Her şeye rağmen, son birkaç yılda olduğu gibi, Stybar’ı yine beş yıldız ile ilk sıraya yerleştiriyorum. Ronde bir “yol kazasıydı” diyelim. O sene, bu sene olsun. Olmazsa yazık olur.

Van Avermaet, Ronde özlemini bu yıl da bitiremedi. Şimdi gözü, 2017’de finişi ilk sırada geçtiği Paris-Roubaix’de. Fena başlamayıp, pek de iyi gitmeyen sezonunu bu şekilde kurtarabilir. Formu, gücü-kuvveti yerinde aslında; ama bir türlü o son basamağı çıkamadı. Sagan ortalıkta yokken ne yapacağını şaşırdı belki de; kim bilir.

Kros bisikletinden yola taşınan Van Aert-Van der Poel rekabetinde rüzgar, Hollandalı’dan yana esmeye başladı. Ve şimdi Van Aert, onun yokluğunda ibreyi lehine çevirmek için önemli bir şansa sahip. Formuna dair herhangi bir soru işareti yok. En büyük engel, yarışın kendisi. İki yıldır beklediği “o” galibiyet, Roubaix’nin taşlı yollarında gelir mi?

“Ronde Ön Bakış” yazısında Naesen‘i yarışın üç büyük favorisinden biri olarak göstermiş, daha sonra hasta olduğunu öğrenip keyfim kaçmıştı. Belçikalı, buna rağmen yarışı yedinci sırada bitirdi. Bahar klasiklerinin başından bu yana süre gelen istikrarlı performansı devam ediyor. Belli ki sürekli yarışmak onu diri tutuyor. Bakalım, daha önce ilk 10’a giremediği Paris-Roubaix’de kariyer derecesini nereye taşıyacak?.. Geçtiğimiz yılın sürpriz ikincisi Dillier‘i de kenara not edelim.

Lampaert, ilk çıkışını 2015 Roubaix’de yedinci olarak yapmıştı. O zamanlar 24 yaşındaydı ve Quick-Step’le WorldTour sahnesindeki ilk sezonunu geçiriyordu. Yıllar geçti, bahar klasikleri denince akla gelen ilk isimlerden biri oldu. Stybar, Ronde-vari bir sorun yaşarsa, Quick-Step’in yöneleceği ilk isim o. Yaşamasa bile, kazanmak için birbirlerine ihtiyaçları var.

Kristoff, bahar klasiklerine geri döndü! Önce Gent-Wevelgem’de şampiyonluk, ardından Ronde podyumu. Ve şimdi Paris-Roubaix’de hiç de azımsanmayacak bir şansa sahip. Ortalığı kasıp kavurduğu 2015’den sonra en iyi sezonunu geçiriyor. Tarihi velodroma lider grupla girebilirse sprint avantajı onda olacak.

Gökkuşağı mayoyu bırakmak Sagan‘a yaramadı anlaşılan. Kötü başladığı sezon, aynı şekilde devam ediyor. Ronde’de, son bölüme kadar fena görünmüyordu aslında. Ta ki final sprintede gücü yetmeyip pedal kesene kadar. Ünvanını korumak için geldiği Paris-Roubaix’de, son şampiyon ünvanını taşımanın verdiği güçten öte fazla bir dayanağı yok.

Paris-Roubaix, Langeveld‘in favori yarışı. Sonuncusu 2017’deki podyum olmak üzere, üç kez ilk 10’da yer aldı. Vanmarcke (hala rekabetten uzak olduğunu var sayıyorum) ve Phinney ile birlikte, Bettiol’e Ronde şampiyonluğunu getiren formulü uygulamaya çalışacaklar. Jonathan Vaughters’ın ıslak rüyalarını süsleyen Ronde-Roubaix dublesi onun ellerinde!

Politt, geçen yıl elde ettiği derecenin (yedinci olmuştu) tesadüf olmadığını bu sezonki performansıyla gösterdi. E3’te altıncılık, Ronde’de beşincilik derken; Paris-Roubaix’ye kara taylardan biri olarak geliyor. Hala radar dışı olması, bir başka avantajı. Şansı varken bunu iyi değerlendirmeli. Gelecek yıllarda bu lükse sahip olmayacak.

 

Kısa Kısa

Degenkolb: 2015 şampiyonu, malum kazadan sonra toparlanamadı, anlaşılan toparlanamayacak da. Yine de, zaman zaman eski günlerinden pasajlar sunabiliyor. Bir ihtimal…

Stuyven: Geçtiğimiz iki edisyonu ilk 10’da bitirdi. Bu yıl en iyi halinde değil; ama ihmal etmeye gelmez. Degenkolb’un şansı sprint ise, onunki kaçış.

Senechal: Kariyerinin ilk galibiyetini bu yıl Le Samyn’de elde etti. Ronde’yi pas geçip Scheldeprijs’de kendini denedikten sonra Paris-Roubaix’ye geliyor. İlk 10, başlangıç için ideal bir derece.

Benoot: Paris-Roubaix’ye daha önce daha önce iki kez katıldı, onlarda da yüz küsürüncülükten öteye gidemedi. Kilosu, yarış için biraz hafif kalıyor. Tabii söz konusu Benoot olunca adını anmadan olmaz… Lotto-Soudal’ın ikinci kozu ise Keukeleire.

Küng: İyi bir zamana karşıcı ve rouleur. Hal böyleyken bahar klasikleri yüksek bir potansiyel taşıyor. Neler yapacağını çok merak ediyorum. Dilerim FDJ, tamamen Demare‘a odaklanıp onu unutmaz.

Sky: Moscon, Tirreno-Adriatico kazasından sonra formunu bulamadı. Van Baarle de benzer sorunlar yaşıyorken, fena bir sezon geçirmeyen Rowe, takımın bir numaralı opsiyonu haline geldi.

Gaudin: Terpstra’nın yokluğundan takım o ve Fransa’nın çocuğu Petit‘ye kaldı. İkisinin de daha önce ilk 10 görmüşlüğü var. Bu özgürlüğü bir daha bulamayabilirler.

Gilbert: En büyük hayali beş monument’ı birden kazanmak ve bunu başarmak için önündeki engellerden biri bu yarış. Deneyeceği muhakkak. Ama artık çok geç.

Trentin: Paris-Roubaix karnesine baktığımzda iştah açıcı bir tabloyla karşılaşmıyoruz. Bisikletçi özellikte uymuyor değil aslında. Emin olamıyorum.

 

 

* * * * *   Stybar

* * * *   Van Avermaet, Van Aert

* * *   Naesen, Lampaert, Kristoff

* *   Sagan, Politt, Langeveld

*   Degenkolb, Stuyven, Senechal, Benoot, Rowe

 

Ronde van Vlaanderen 2019’a Ön Bakış

Stybar, Terpstra’nın takımdan ayrılmasının ardından Quick-Step’in taşlı klasiklerdeki bir numaralı opsiyonu haline geldi. Sezona da harika başladı. Önce Omloop’u kazandı, ardından E3’ü. Çok formda. Elde ettiği sonuçlar bir kenara, yarışları izlediğinizde ne kadar güçlü olduğunu görebiliyorsunuz. Ve yıllardır hayalini kurduğu, birkaç kez kıyısından döndüğü monument galibiyetine hiç olmadığı kadar yakın. Peki galibiyet Ronde de mi gelecek, Paris-Roubaix’de mi?.. Neden ikisi birden olmasın?

Van Avermaet, 2012’den bu yana (kaza yapıp bitiremediği 2016 hariç) tüm yarışları ilk 10’da bitiriyor. Bu süreçte üç kez podyum yaptı; fakat hala aradığı şampiyonluğa ulaşabilmiş değil. Ve yaşının 33’e geldiğini düşünürsek, önünde fazla zamanı kalmadı. Yarışın en büyük favorilerinden biri. Yalnız bu sene bir belaya tutuldu. Her atağı tek başına geri getirmeye çalıştığı için son bölüme enerjisi kalmıyor. Bu yüzden Omloop’ta Stybar’a sprint bile kaybetti. Yoksa gücünde kuvvetinde pek bir eksilme yok. Ha, eksilen bir şey var; o da yardımcılarının seviyesi. Bu noktada, CCC’nin yeni transferi Van Keirsbulck’a çok iş düşecek.

Bahar klasiklerinin en istikrarlı isimlerinden, Naesen. Omloop ile başlayan süreçte neredeyse tüm yarışlarda yer aldı ve hemen hepsinde aktifti. Milan-San Remo’da ikinci, Gent-Wevelgem’de ise üçüncü olarak galibiyete çok yaklaştı. Tüm bu veriler, form durumuna dair olumlu şeyler söylese de, yorgunluğun onu Ronde’de yakalayıp yakalamayacağı; aklımdaki tek soru işareti.

Jungels, geçen yıl bahar klasiklerini Liege-Bastogne-Liege şampiyonluğuyla kapattıktan sonra yeni sezona taşlı klasiklerle başladı. Yabancısı olduğu bu ortama da çabucak uyum sağladı. Kuurne’yi kazandı, E3 ve Dwars door Vlaanderen’de ise yarışın en aktif isimlerindendi. Benzeri bir etkiyi Ronde’de yaratacağını düşünüyorum. Kazanamasa bile, yarışın gidişatına etki edecek isimlerden biri olacak.

Van Aert, geçen yılın üzerine koyarak sağlam bir kariyer inşa etmeye devam ediyor. Strade Bianche ve E3’teki podyumları onun için şaşırtıcı değil. Beni asıl etkileyen Milan-San Remo’da aldığı altıncılıktı. Şimdiye kadarki tek eksiği, henüz bir şampiyonluk elde edememiş olması. (Van der Poel o eşiği çabuk aştı.) Jumbo-Visma’nın Quick-Step’leşme sürecini de düşünürsek, iyi bir sonuç almaması için hiçbir neden yok.

Dwars door Vlaanderen, Benoot için iyi bir Ronde provası oldu. İstediği sonucu elde edemedi belki; ama stratejisini berraklaştırmıştır sanıyorum. Pave’yle sorunu yok. Yokuş zaten çıkabiliyor. Onun için problem, tüm bu engelleri aştıktan sonra sprint atmak. Resim çok net. Atak yapmak ve finişe tek başına gelmek zorunda. Bunu kariyerinde yalnızca bir kez, geçen yıl Strade Bianche’de başardığını not edelim.

Sagan, kariyerinin en zayıf bahar klasikleri dönemlerinden birini geçiriyor. Zaten pek az yarışta yer aldı, onlarda da rekabetçi olmaktan uzaktı. Formsuz olduğu kesin. Beri yandan, peak noktasına Ronde ve sonrasında ulaşmak istediği varsayımında da bulunabiliriz. Malum, bu yıl Liege-Bastogne-Liege’i kazanmak gibi bir hedefi var. Karar sizin… Her seferinde tahminlerimi boşa düşürdüğü için bu kez net bir fikir beyan etmek istemiyorum.

Son şampiyon Tepstra, post Quick-Step sendromu yaşıyor. Omloop ve Kuurne’de üçüncü olduktan sonra işler pek iyi gitmedi. Ya atak yapan grupları kaçırdı, ya da devamını getirecek kadar güçlü değildi. Fena bir takımı da yok aslında. Gaudin, Calmejane, Lighart, Petit; Pro-Conti seviye için hayli tatmin edici bir domestik kadrosu. Tabii yaşının 34’e gelmesi de düşüşünde bir başka etken. Sessiz bir yarış geçirmeyeceği açık. Fakat en tepeye oynayabilmesini biraz zor görüyorum.

Van der Poel, yol bisikletindeki ilk ciddi sezonuna harika başladı. GP Denain’i kazandı, Gent-Wevelgem’de podyumu kıl payı kaçırdı ve en son, Dwars door Vlaanderen’de kariyerinin ilk WorldTour galibiyetini elde etti. Bitmek tükenmek bilmeyen enerjisi, içgüdüleriyle hareket edip bundan sonuç almasına olanak sağlıyor. Ronde diğer yarışlara benzemez tabii. İçgüdülerinizi yarış zekasıyla beslemek zorundasınız. Neler yapacağını görmek için sabırsızlanıyorum.

Quick-Step’de tam olarak bir hiyerarşiden bahsetmek zor. Amaçları, belli bir isme yarış kazandırmaktan ziyade şampiyonluğu takım içinde tutmak. Bu nedenle, kağıt üzerinde üçüncü, hatta dördüncü opsiyon gibi görünen Lampaert için “Şansı yok” diyemiyoruz. Yarış içinde pekala işler onun istediği şekle evrilebilir. Yine de, birilerinin takım için çalışması gerektiğini de unutmayalım. Lampaert, o noktada en güvenilen isimlerden.

Valverde, 20 yıla yaklaşan kariyerinde ilk kez Ronde’de start alacak. Ki, daha önce neden denemediğini hep merak etmişimdir. Strava’da Paterberg istatistiklerine baktığınızda, zirvede Valverde’nin iki gün önce gerçekleştirdiği dereceyi göreceksiniz. Bu bilgiyi paylaşan @ammattipyöräily‏ hesabının sölediği gibi: Yarışa sırf eğlence olsun diye gelmiyor.

Kısa Kısa

Gilbert: 2017’nin şampiyonu, geçen yılın üçüncüsü… Yalnız tüm sezon kendini takım için paraladıktan sonra Ronde’ye gücü kaldı mı; emin değilim. Yaşı da geldi 37’ye…

Trentin: Sezonun istikrarlı isimlerinden biri. Finiş gördüğü dört yarışta da (Omloop, MSR, E3, GW) ilk 10’daydı. Benzer bir sonuç şaşırtıcı olmaz.

Kristoff: Gent-Wevelgem’de aldığı sürpriz sayılabilecek galibiyet, onu bu listeye almak için yeterli bir sebep. Dikkat, klişe alarmı: Bir şampiyonun kalbini asla küçümsemeyin.

Mohoric: Bu sezon kendini pave üzerinde deneyip iyi sonuç alanlardan. Gent-Wevelgem’deki gibi her atağa tuzlukla koşmazsa ilk 10’da iyi bir yer edinebilir.

Trek: İşler iyi gitmiyor. Dege’nin Gent-Wevelgem’deki ikinciliği sezonu kurtarmaya yetmeyecek. Stuyven ve/ya geçen yılın ikincisi Pedersen’in olaya el koyması gerekiyor. Gerekiyor da, pek ışık verdikleri söylenemez.

Rowe: Bahar klasiklerindeki en iyi derecesini 3 yıl önce burada beşinci olarak elde etmişti. Bu sezon da çok istekli görünüyor. Yine de, Ronde’den çok Paris-Robaix’de etkili olmasını bekliyorum. Moscon ise hala form tutabilmiş değil.

Demare: FDJ’yi yarışın bir noktasında pelotonu çekerken göreceğiz. Demare da bir noktada atak yapacak. Ve sonra ondan bir daha haber alamayacağız.

Vanmarcke: E3’te yaptığı kazadan beri yarışamıyor. Ronde kadrosuna da son anda dahil oldu. Yarışı bitirmesi bile kolay olmayacak. EF Education için en olası senaryo Langeveld gibi duruyor.

* * * * * Stybar

* * * * Van Avermaet, Naesen

* * * Van Aert, Jungels, Benoot

* * Sagan, Terpstra, Van der Poel, Lampaert

* Valverde, Gilbert, Trentin, Kristoff, Mohoric

Milan-San Remo 2019’a Ön Bakış

Yarışın sonucunu belirleyecek iki olası senaryodan bahsedebiliriz ve iki senaryonun başını da Quick-Step’liler çekiyor.

Sezonun en iyi iki takımından birinin (diğeri Astana) en forma ismi Alaphilippe. Strade Bianche’yi kazandı, en son Tirreno-Adriatico’da iki etap aldı ve daha bir sürü şey. Tam anlamıyla alev alev yanıyor. 2017’de Kwiatkowski ve Sagan’la üçlü sprinte girip ikisine de geçilmişti. Bugün aynı mücadeleye girse şansının daha yüksek olacağı muhakkak. Fakat kazanma ihtimalini maksimize etmek için geçen yıl Nibali’nin yaptığına benzer bir işe imza atması gerekiyor. Cipressa’da pelotonu dağıtıp Poggio’da tek başına kalmaya çalışacaktır.

Gelelim diğer senaryoya: Toplu sprint… Bu noktada takımın ikinci kozu olan Viviani çıkıyor sahneye. Sky’da heba ettiği üç yılın ardından transfer olduğu Quick-Step’de birkaç seviye birden atladı ve halihazırda pelotonun en iyi sprinteri konumunda. Onca denemenin ardından ataklar sonuç vermez de iş sprinte kalırsa yenilmesi gereken isim o olacak.

Sagan, gözüne Liege-Bastogne-Liege’i kestirdiğinden sebep, sezona farklı bir planlamayla girdi. Klasikler açısından sezonu Milan-San Remo’da açıyor. Şimdiye kadar yılın tek galibiyetini de 2 ay önce Tour Down Under’da aldı. Form açısından yarışın en büyük favorilerinden birini olduğunu söylemek zor. Ama bahsini ettiğimiz isim Sagan. Her zaman cebinden çıkaracak bir tavşanı vardır.

Ola ki çıkaramadı, Bora da tıpkı Quick-Step gibi diğer planını devreye sokacak: Sam Bennett. Bugüne değin, şans bulduğu ender zamanlarda üzerine düşeni fazlasıyla yaptı. Sezona da formda girdiğini söyleyebiliriz. Geçtiğimiz hafta Paris-Nice’de 2 etap aldı.

Nibali’nin şampiyonluğu bir kenara, geçen yıl beni en çok şaşırtan isim Caleb Ewan‘dı. MSR gibi 300 kilometreye göz kırpan sert bir yarışta, Ewan gibi fiziksel defekti olan bir ismin başarı olmasını beklemezken o gidip ikinci oldu. Bu sonucun da etkisiyle, bu sezon yarışa çok daha iştahlı başlayacak. Sonuç sprinte kalırsa Viviani’nin hemen arkasına Gaviria ile beraber onu yazarım.

Gaviria, geçen yıl sakatlığı nedeniyle yarışı pas geçmek zorunda kalmıştı ki; yarışın favorilerinden biriydi. Bu sene yeni takımıyla, yine benzer bir konumda. UAE için bir Quick-Step diyemeyiz elbette; ama yanında Kristoff (2014 şampiyonu) gibi bir “yardımcısı” olacak. Norveçli, şans bulduğunda kendisi de gidebilir. Her ne kadar eski formundan uzak olsa da…

Kwiatkowski, “Bir Ardenne’ci MSR’yi nasıl kazanır?” sorusunun cevabını 2017’de verdi. Zafere giden yolu biliyor. Aynı patikayı izlerse ikinci şampiyonluk neden olmasın?

Stefan Küng FDJ’ye transfer olduğunda en çok sevinen isimlerden biri Demare olmuştur. Zira kazandığı 2016 yılında dahi yanında böylesi bir rouleur yoktu. Sezona hızlı giremedi; ama MSR denince Demare için akan sular duruyor. Yine oralarda olacaktır.

Trentin ve Colbrelli için aynı cümleleri kurabiliriz sanıyorum. Sprint atabiliyorlar, yokuş çıkabiliyorlar. Ezcümle, yarışın her iki senaryosunu da uygunlar. Fakat pelotonda, bu söylediklerimi onlardan daha iyi yapan isimler varken kazanmak için yeteneklerinden daha fazlasına ihtiyaçları olacak.

Valverde, üzerinde gökkuşağı mayo ile 3 ayıl aradan sonra Milan-San Remo’ya geri dönüyor. Aklının bir köşesinde “Nibali yaptıyse ben neden yapamayayım?” düşüncesi olduğuna eminim. Alaphilippe’le beraber Milan-San Remo’da Fleche Wallonne-vari bir kapışma izlemek fantastik olmaz mı?

 

Kısa Kısa

Cort: Sezonun en çok galibiyet alan takımının yarıştaki en iddialı ismi. Geçen yıl sekizinci olmuştu. Üzerine koyacağı her basamak başarı hanesine yazılacak.

Degenkolb: Tour’daki Roubaix etabını kazanarak vücudunda dolaşan zehiri attı adeta. Dilerim mümkün olduğunca yukarıda bitirir.

Van Avermaet: Milan-San Remo, hiçbir zaman hedef yarışlarından biri olmadı. Değişen bir şey yok.

Matthews: Sakatlıktan yeni çıktı ve bacaklarındaki toplam kilometre, Milan-San Remo’da kat edeceği mesafeyi ancak geçiyor.

Bouhanni/Laporte: Cofidis’in düşman kardeşleri bir arada. İzlemesi hayli şenlikli olacak.

Groenewegen: Cipressa ve Poggio’nun olmadığı bir dünyada şampiyonluğun favorilerinden biri olabilirdi.

Nibali: :)

 

* * * * *   –

* * * *   Alaphilippe, Viviani

* * *   Sagan, Ewan, Gaviria

* *   Bennett, Kwiatkowski, Demare, Trentin

*   Colbrelli, Van Avermaet, Cort, Degenkolb, Kristoff, Valverde