Gran Fondo! Gran Fondo!

Gran Fondo nedir? Espresso, Giacomo PUCCINI, Giro d’Italia, Giuseppe VERDI, Pizza, Federico FELLINI, Rönesans, Fausto COPPI, Gli Azzurri, Venedik Film Festivali, Gelato, Spagetti, Maserati, Salvatore FERRAGAMO ya da Cesare PAVESE ne ise; Gran Fondo da odur! Yani İtalyan kültürünün dünyaya bir diğer yansıması…Artık evrensel bir anlam kazandığı için, kelime anlamını direkt olarak Türkçe’ye çevirmek biraz zor ve gereksiz olabilir. Bu yüzden birebir çevirisini yapmaktan imtina ediyorum. Zaten sesli bir şekilde tekrar ettiğiniz zaman, onu hiç bozmamanız ve ona dokunmamanız gerektiğini anlıyorsunuz:

-Gran Fondo!

En kısa anlatımıyla Gran Fondo, her yaştan sporseverler ve amatör/profesyonel sporcular için, spektaküler ve tarihi rotaların kullanıldığı tek günlük bisiklet yarış organizasyonlarını ifade eden İtalyanca bir terimdir.  İşin en belirleyici ve güzel yanı şu ki; bu yarışlara katılmanız için lisanslı ve belli yaş aralığında bir sporcu olmanıza gerek yoktur. Lisanslı değilseniz bir sağlık raporu almanız yeterli olacaktır. Liseli bir bisiklet tutkunu ya da 65 yaşında emekli bir çiftçi olabilirsiniz ve bu durum sizin bu yarışlara katılmanıza bir engel teşkil etmez. Yarış günü geldiğinde, sayıları bini bulan diğer katılımcıların yanında yerinizi alırsınız.

Gran Fondo Giro d'Italia Start Alanı

Gran Fondo Giro d’Italia Start Alanı

Geçmişi 1970’li yıllara dayanan Gran Fondo yarışlarının ilkinin, Nove Colli adıyla Cesenatico/İtalya’da düzenlendiğini biliyoruz. İtalyan bisiklet kültürünün önemli bir parçası haline gelmiş bu organizasyonlarda yakın dönemin çok büyük isimlerinin de zamanında amatör katılımcılar olduklarını görüyoruz. Bir örnek vermek gerekirse, günümüzde hala düzenlenmeye devam eden Nove Colli Gran Fondo’ya  Marco PANTANI’nin ilk gençlik yıllarında katılmışlığı vardır. Zaten organizasyonun internet sayfasında da bu bilgiyi gururla sundukları aşikar! Avrupa’da uzun yıllardır organize edilen Gran Fondo yarışlarına baktığımız zaman, organizasyonun ülke ve bölgelere göre değişik adlar altında yapılabildiğini görüyoruz. Cyclosportif ya da cyclosportives gibi… Avrupa topraklarından çıkmakla birlikte, günümüzde Kuzey Amerika başta olmak üzere dünyanın bir çok noktasında da Gran Fondo’lar düzenlenmekte. Çok değişik isimlerde bir çok Gran Fondo var. Yarışlar bazen sponsor firmaların adını almakla birlikte bazen de ünlü bir dağ geçidinin adını alabiliyor. İtalyanların geçmişteki büyük bisikletçileri onurlandırırcasına bu büyük isimler adına Gran Fondolar düzenlediklerini görüyoruz. Gran Fondo Internazionale Felice Gimondi ya da Gran Fondo Giordana Marco Pantani gibi… Ülkemizde ise, tarihin ilk Gran Fondo’su Eylül 2015’te koşulacak. Heyecan verici…

Gran Fondo Whistler

Gran Fondo Whistler

Gran Fondo kavramını biraz daha yakından tanımak için bazı temel özelliklerinden bahsedelim…Daha önce bahsettiğimiz gibi, bu yarışlara katılabilmeniz için bir yaş sınırı ya da sporcu lisansı şartı aranmıyor (Lisansınız yoksa sağlık raporu almanız yeterli). Her organizasyonda farklı olmak üzere yaklaşık 20-40 Euro tutarında katılım bedelini ödeyerek katılımcı olmaya hak kazanıyorsunuz. Gran Fondo yarışlarında genel olarak kısa ve uzun parkur olmak üzere iki seçenek karşınıza çıkıyor. Bazılarında ise 3 farklı parkur seçeneği bulmak mümkün! Uzun parkurlar mesafeler ve etaptaki tırmanışlar bakımından biraz daha zorlayıcı olurken, kısa parkurlarda uzun ve öldürücü tırmanışlara rastlamak pek olası değil. Gran Fondo yarışlarında mesafeleri belirleyen evrensel düzenlemeler olmadığı için her organizasyon farklı mesafelerde yarışlar düzenleyebiliyor. 180-200 km. , 80-100 km. ya da 40-50 km.lik parkur tanımları görebiliyoruz. Hatta birkaç büyük organizasyon var ki, onlar katılımcılara gerçek bir tecrübe yaşatmak için bir Giro ya da Tour de France etabının aynısını kullanabiliyorlar. Muhteşem bir tecrübe olsa gerek!

 

 

Yarışlar, tıpkı profesyonel turlarda olduğu gibi trafiğe kapalı yollarda yapılıyor. Organizasyonun sağladığı mekanikerler ve sağlık araçları da sizinle birlikte… Sponsorların hediye ettiği enerji barlarını da unutmayalım! Çoğu organizasyon katılımcılarına forma, suluk, kasket gibi bazı armağanlar da veriyor. Amerika’daki bazı Gran Fondo yarışlarında sponsorlar işi biraz büyütmüş; kendi kremlerinin reklamını yapmak için yarış sonrası sporculara masaj hizmeti veren firmalar hakkında bazı yazılar okumuştum. Gran Fondo organizasyonlarını, sadece bir yarış olarak düşünmemek gerekir. Belki bir festival, bir panayır ya da dostlarla keyifli bir hafta sonu aktivitesi olarak da görülebilir. Dünyadaki örneklerine baktığımız zaman, yarış gününde gerçekleştirilen toplantılar, yarış sonrası partileri gibi birçok faaliyet bu tanımları doğrular niteliktedir. Sonuçta, binlerce katılımın olduğu bir etkinlikten bahsediyoruz…

Paris-Roubaix Challenge

Paris-Roubaix Challenge

Gran Fondo yarışları, ağırlıklı olarak amatörlerin katıldığı bir spor etkinliği olsa da, organizasyonun kalitesi göz önüne alındığında katılımcıların kendilerini profesyonel bir bisikletçi gibi hissettiklerine hiç şüphe yok! Biraz daha öteye gidersek, Avrupa ve Kuzey Amerika’da, sponsorların desteklediği Gran Fondo’ya özel bisiklet takımlarının var olduğunu görebiliriz.

Bu noktada kısa da olsa Türkiye ve Gran Fondo ilişkisine değinmekte fayda var. Yakın zamana kadar Gran Fondo’nun ne olduğunu bilen insan sayısı dört haneli sayılara bile varmazken; Veloturk ekibi sayesinde on binlerce bisikletsever bu kavramla tanışmış oldu. Veloturk ekibi, edindikleri sosyal amaç doğrultusunda hedeflerine ulaşmak için dünyanın çeşitli yerlerindeki Gran Fondo yarışlarını kendilerine araç olarak seçti. Sanırım son yılların en yaratıcı sosyal kampanyasına imza attılar! Ekibin 2015 planları ile ilgili yazımızı okuduğunuz zaman, Veloturk’ün bu yıl da hız kesmediğini göreceksiniz.

VELOTURK Ekibi

VELOTURK Ekibi

Yazımızın başında kısaca değindiğimiz üzere, işin en heyecan veren yanı Eylül ayında ülkemizde de bir Gran Fondo yarışının yapılacak olması: VELOTURK GRAN FONDO! Yarış ile ilgili ilk detayları organizasyonun sitesinden inceleyebilirsiniz. Konu üzerine daha kapsamlı bir yazı yazmak üzere şimdilik bu kadarıyla yetiniyorum. Şu an için içimden gelen tek şey, ekibin her bir üyesine binlerce ama binlerce teşekkür etmek…

Yazıyı bitirmeden önce, fikir vermesi açısından dünyaca ünlü bazı Gran Fondo yarışlarının linklerini paylaşalım:

GRAN FONDO STELVIO (İTALYA)

GRAN FONDO GIRO D’ITALIA (İTALYA)

PARIS-ROUBAIX CHALLENGE (FRANSA)

L’ETAPE DU TOUR (FRANSA)

LEVI’S GRAN FONDO (ABD)

Kesin olan şey şu ki; eğer amatör bir bisikletçiyseniz, bir bisiklet tutkunuysanız ve yıllardır yol yarışlarını nefes almadan izliyorsanız bu etkinlik, sizin için hayatınız boyunca unutamayacağınız bir tecrübe olacaktır.

Sevgiler…

 

Ali Sinan Deniz @alisinandeniz

Peki nedir bu CYCLOCROSS?

Cyclocross’u, içinde bol miktarda toz, çamur, engel, kir ve soğuk hava barındıran bir bisiklet sporu dalı olarak tanımlayabiliriz diye düşünüyorum. Geçmişi 20. yüzyıl başlarına dayansa da, ülkemizde bu sporun dillendirilmeye başlaması bizi en fazla on yıl kadar geriye götürür. Doğal olarak, ülkemizde düzenlenen herhangi bir cyclocross etkinliği de bulmak mümkün değil. Peki tam olarak nedir bu cyclocross ve nasıl bir spor etkinliğidir? İşe cyclocross bisikletinin neye benzediğini anlatarak başlayalım:

Sven NYS (BEL) Colnago Marka Cyclocross Bisikleti

Sven NYS (BEL)
Colnago Marka Cyclocross Bisikleti

 

Yukarıda gördüğümüz bisiklet, bu sporun yaşayan efsanelerinden Belçikalı Sven Nys’in kullandığı Colnago marka cyclocross bisikletidir. İlk bakışta yol bisikletinden pek de farklı görünmüyor. Ancak daha dikkatli bakıldığında bazı farklar hemen göze çarpıyor. Mesela lastikler standart bir yol bisikletine göre oldukça kalın ve dişli. Cyclocross disiplininde koşulan parkurların zorluğu, zemindeki zorlayıcı etkenler (çamur, bozuk asfalt, kum, taş, çorak arazi, toprak vs…) lastiklerin dayanıklı olmasını zorunlu kılıyor. Vites ve dişlileri incelediğimizde, fren vites kollarının yol bisikleti ile aynı olduğunu görüyoruz. Ancak arka dişlinin çapının biraz daha yüksek olduğunu söylemek mümkün. Bu da kısa ve zorlu parkurda kısmen de olsa biraz daha rahat pedal çevirebilmek anlamına geliyor. Fark edilmesi biraz daha zor olan bir diğer fark ise, fren ve vites kablolarının kadro üzerindeki yerleşimi. Aslında bu kabloların geçiş stili, bir cyclocross bisikletinin en önemli ayırt edici özelliği! Dikkat edildiğinde fren ve vites kablolarının, kadronun altından değil üst ve yanlarından geçtiğini görüyoruz. Çünkü cyclocross müsabakalarında yarışmacılar sıkça bisikletlerini omuzlarında taşırlar. Parkurdaki bazı engeller sürüşe imkan tanımaz ve sporcular bisikletlerini sırtlarlar. Bu taşıma esnasında fren ve vites kablolarına zarar gelmemesi ve bisikletin daha rahat bir şekilde omuza alınabilmesi için, bu bisikletlerde kablolar kadronun üst ve yanlarından geçirilmiştir.

CXnysPort

Cyclocross bisikletlerinde, fotoğraflarda pek de belli olmamasıyla birlikte, sağ fren ön lastiği kontrol etmektedir. Parkur gereği kısa ve sert duruşlara ihtiyaç duyan sporcular, bisikletin asıl durdurucusu olan ön fren sistemini sağ elleri ile kontrol ederler. Bu da cyclocross bisikletlerini yol bisikletlerinden ayıran bir diğer özellik. Sporcuların kıyafetlerinde de yol bisikleti ile bir paralellik görmek mümkün, ancak cyclocross bir kış ve sonbahar sporu olduğu için, sporcular genellikle kol/bacak ısıtıcıları kullanırlar. Bunca engele, bozuk zemine ve tehlikeli parkura karşın; cyclocross sporcuları herhangi bir ekstra koruma ekipmanı kullanmazlar. Kıyafetlerinde yaralanmalara karşı onları koruyacak bir katman vs mevcut değildir. Bisikletlerinden sık aralıklarla inip koşmalarına ve sonra tekrar bisiklete atlayıp yarışa devam etmelerine rağmen kilitli pedallarla yarışırlar. Bir cyclocross mücadelesi izlediğinizde, bunun da başlı başına bir uzmanlık olduğunu fark edeceksiniz.

cx1

Fotoğraf: Kristof RAMON

 

Etrafımdaki sohbetlerden ve paylaşımlardan anlıyorum ki; insanlar bu sporu “yol bisikletçilerinin kış aylarını boş geçirmemek adına katıldıkları müsabakalar bütünü” olarak tanımlıyorlar. Bu tanım, kısmen doğru olmakla birlikte, bu branşın bağımsızlığını da biraz göz ardı etmiyor değil. Ufak bir araştırmayla, cyclocross’un asırlık geçmişini ve başlı başına bir spor dalı olduğunu görmek mümkün. İlk tanımı destekleyici bir bilgi vermek gerekirse; ünlü yol bisikletçilerinden Lars BOOM ve Zdenek STYBAR da kış aylarını cyclocross ile geçirenlerden sadece ikisi… Alttaki fotoğraf ise bu sporun ne kadar köklü bir geçmişi olduğunu ispatlıyor sanırım…

1930 Yılında Paris'te Yapılan Cyclocross Yarışı...

1930 Yılında Paris’te Yapılan Cyclocross Yarışı…

Cyclocross Avrupa ve Kuzey Amerika’da popüler olan bir spor dalıdır. Ve bahsedilen aylarda bu bölgelerin iklimi oldukça serttir. Bu da bize mükemmel cyclocross yarışları izleme fırsatı verir. Cyclocross sezonu, yılın sonbahar ve kış aylarını kapsayacak şekilde, Eylül ve Şubat ayları arasında geçilir. Aslında tam da yol bisikleti sezonunun kapanış ve açılış ayları! Yol bisikleti biter bitmez cyclocross sezonu başlar ve sezon sona erdiğinde önümüzde yepyeni bir yol bisikleti sezonu vardır…

Cyclocross yarışları, 2-3 km uzunluğundaki kısa parkurlardan oluşur. Bu parkurlarda harici engeller, merdivenler, kısa tepeler vs bulunur. Parkur zeminleri çeşitlilik gösterir. Çamur, asfalt, çayır, pave (Arnavut kaldırımı), kum… Ayrıca bölgenin iklimine göre karla kaplı ya da sular altında kalmış parkurları da görmek mümkün. Yaklaşık 3 km uzunluğundaki bu parkurların %80 ya da %90’ı sürülebilir durumdadır. Yani bisikletçiler parkurun %10 ya da %20’lik kısmını bisikletleri sırtlarında taşırlar. Cyclocross yarışları, sürekli değişen bir ritme sahiptir ve sporcuların kesintisiz efor sarf etmesi gerekir. Parkurların özelliklerine bakıldığında da bu yarışların sporcuları oldukça zorladığı görülebilir. Kısa ve sert dönüşler, dar yollar, engebeli zemin, iniş ve çıkışlar… Yarışlar junior ve master kategorilerine göre değişik sürelerde yapılır, 30’ 45’ ve 60’…

cyclocross1 (1)

Cyclocross’un adını çeşitli şekillerde duymak ve görmek de mümkün: CX, CCX, cyclo-X, ‘cross gibi…

Son bir detay daha; bu yarışlarda bisikletinizde meydana gelen bir arıza ya da problemi gidermek için pit alanına kadar bisikletinizi götürmek zorundasınız. Pit alanı haricinde herhangi bir bisiklet değişimi ya da tamiri yapmanız mümkün değil! Bu da izlemesi oldukça keyifli cyclocross ritüellerinden biri!

Yazıyı bitirirken, bu spor dalının en güçlü isimlerinden Sven NYS’in bisikletine takılan on-board kamera görüntülerini izlemenin, cyclocross yarışlarının ne kadar benzersiz ve zorlu yarışlar olduğunu anlamamıza yardımcı olacağını düşünüyorum.

 

Sevgiler…

 

 

Ali Sinan Deniz @alisinandeniz