Paris-Roubaix 2019’a Ön Bakış

Ronde’de işler, Quick-Step için beklendiği gibi gitmedi. (Kötü değil, beklenmedik) Dört liderle geldikleri yarışta, onlardan biri olmayan Asgreen’le podyum yaptılar. Tabii en büyük hayal kırıklığı, yarışın bir numaralı favorisi Stybar‘dı. Lafı uzatmayayım: Her şeye rağmen, son birkaç yılda olduğu gibi, Stybar’ı yine beş yıldız ile ilk sıraya yerleştiriyorum. Ronde bir “yol kazasıydı” diyelim. O sene, bu sene olsun. Olmazsa yazık olur.

Van Avermaet, Ronde özlemini bu yıl da bitiremedi. Şimdi gözü, 2017’de finişi ilk sırada geçtiği Paris-Roubaix’de. Fena başlamayıp, pek de iyi gitmeyen sezonunu bu şekilde kurtarabilir. Formu, gücü-kuvveti yerinde aslında; ama bir türlü o son basamağı çıkamadı. Sagan ortalıkta yokken ne yapacağını şaşırdı belki de; kim bilir.

Kros bisikletinden yola taşınan Van Aert-Van der Poel rekabetinde rüzgar, Hollandalı’dan yana esmeye başladı. Ve şimdi Van Aert, onun yokluğunda ibreyi lehine çevirmek için önemli bir şansa sahip. Formuna dair herhangi bir soru işareti yok. En büyük engel, yarışın kendisi. İki yıldır beklediği “o” galibiyet, Roubaix’nin taşlı yollarında gelir mi?

“Ronde Ön Bakış” yazısında Naesen‘i yarışın üç büyük favorisinden biri olarak göstermiş, daha sonra hasta olduğunu öğrenip keyfim kaçmıştı. Belçikalı, buna rağmen yarışı yedinci sırada bitirdi. Bahar klasiklerinin başından bu yana süre gelen istikrarlı performansı devam ediyor. Belli ki sürekli yarışmak onu diri tutuyor. Bakalım, daha önce ilk 10’a giremediği Paris-Roubaix’de kariyer derecesini nereye taşıyacak?.. Geçtiğimiz yılın sürpriz ikincisi Dillier‘i de kenara not edelim.

Lampaert, ilk çıkışını 2015 Roubaix’de yedinci olarak yapmıştı. O zamanlar 24 yaşındaydı ve Quick-Step’le WorldTour sahnesindeki ilk sezonunu geçiriyordu. Yıllar geçti, bahar klasikleri denince akla gelen ilk isimlerden biri oldu. Stybar, Ronde-vari bir sorun yaşarsa, Quick-Step’in yöneleceği ilk isim o. Yaşamasa bile, kazanmak için birbirlerine ihtiyaçları var.

Kristoff, bahar klasiklerine geri döndü! Önce Gent-Wevelgem’de şampiyonluk, ardından Ronde podyumu. Ve şimdi Paris-Roubaix’de hiç de azımsanmayacak bir şansa sahip. Ortalığı kasıp kavurduğu 2015’den sonra en iyi sezonunu geçiriyor. Tarihi velodroma lider grupla girebilirse sprint avantajı onda olacak.

Gökkuşağı mayoyu bırakmak Sagan‘a yaramadı anlaşılan. Kötü başladığı sezon, aynı şekilde devam ediyor. Ronde’de, son bölüme kadar fena görünmüyordu aslında. Ta ki final sprintede gücü yetmeyip pedal kesene kadar. Ünvanını korumak için geldiği Paris-Roubaix’de, son şampiyon ünvanını taşımanın verdiği güçten öte fazla bir dayanağı yok.

Paris-Roubaix, Langeveld‘in favori yarışı. Sonuncusu 2017’deki podyum olmak üzere, üç kez ilk 10’da yer aldı. Vanmarcke (hala rekabetten uzak olduğunu var sayıyorum) ve Phinney ile birlikte, Bettiol’e Ronde şampiyonluğunu getiren formulü uygulamaya çalışacaklar. Jonathan Vaughters’ın ıslak rüyalarını süsleyen Ronde-Roubaix dublesi onun ellerinde!

Politt, geçen yıl elde ettiği derecenin (yedinci olmuştu) tesadüf olmadığını bu sezonki performansıyla gösterdi. E3’te altıncılık, Ronde’de beşincilik derken; Paris-Roubaix’ye kara taylardan biri olarak geliyor. Hala radar dışı olması, bir başka avantajı. Şansı varken bunu iyi değerlendirmeli. Gelecek yıllarda bu lükse sahip olmayacak.

 

Kısa Kısa

Degenkolb: 2015 şampiyonu, malum kazadan sonra toparlanamadı, anlaşılan toparlanamayacak da. Yine de, zaman zaman eski günlerinden pasajlar sunabiliyor. Bir ihtimal…

Stuyven: Geçtiğimiz iki edisyonu ilk 10’da bitirdi. Bu yıl en iyi halinde değil; ama ihmal etmeye gelmez. Degenkolb’un şansı sprint ise, onunki kaçış.

Senechal: Kariyerinin ilk galibiyetini bu yıl Le Samyn’de elde etti. Ronde’yi pas geçip Scheldeprijs’de kendini denedikten sonra Paris-Roubaix’ye geliyor. İlk 10, başlangıç için ideal bir derece.

Benoot: Paris-Roubaix’ye daha önce daha önce iki kez katıldı, onlarda da yüz küsürüncülükten öteye gidemedi. Kilosu, yarış için biraz hafif kalıyor. Tabii söz konusu Benoot olunca adını anmadan olmaz… Lotto-Soudal’ın ikinci kozu ise Keukeleire.

Küng: İyi bir zamana karşıcı ve rouleur. Hal böyleyken bahar klasikleri yüksek bir potansiyel taşıyor. Neler yapacağını çok merak ediyorum. Dilerim FDJ, tamamen Demare‘a odaklanıp onu unutmaz.

Sky: Moscon, Tirreno-Adriatico kazasından sonra formunu bulamadı. Van Baarle de benzer sorunlar yaşıyorken, fena bir sezon geçirmeyen Rowe, takımın bir numaralı opsiyonu haline geldi.

Gaudin: Terpstra’nın yokluğundan takım o ve Fransa’nın çocuğu Petit‘ye kaldı. İkisinin de daha önce ilk 10 görmüşlüğü var. Bu özgürlüğü bir daha bulamayabilirler.

Gilbert: En büyük hayali beş monument’ı birden kazanmak ve bunu başarmak için önündeki engellerden biri bu yarış. Deneyeceği muhakkak. Ama artık çok geç.

Trentin: Paris-Roubaix karnesine baktığımzda iştah açıcı bir tabloyla karşılaşmıyoruz. Bisikletçi özellikte uymuyor değil aslında. Emin olamıyorum.

 

 

* * * * *   Stybar

* * * *   Van Avermaet, Van Aert

* * *   Naesen, Lampaert, Kristoff

* *   Sagan, Politt, Langeveld

*   Degenkolb, Stuyven, Senechal, Benoot, Rowe

 

Paris-Roubaix 2018’e Ön Bakış

 

Quick-Step’te bu sene yarış kazanamayan neredeyse bir Stybar kaldı (Bu satırlar yazılırken Enric Mas, Bask Turu’nda etap galibiyetini kutluyordu). Üzerine yıllardır Paris-Roubaix’yi kazanmak için çabaladığını ve iki kez direkten döndüğünü ekleyin. Sıra her açıdan ona gelmiş görünüyor anlayacağınız. Takımın öncelikli planı Gilbert olacak muhtemelen; fakat günün sonunda ibrenin Stybar’a döneceğini düşünüyorum.

Okumaya devam et Paris-Roubaix 2018’e Ön Bakış

Podcast #03 – Paris-Roubaix 2017’ye Ön Bakış

Geldik 3. bölüme. Kısa bir Ronde değerlendirmesinin ardından klasiklerin kraliçesi, kuzeyin cehennemi Paris-Roubaix’yi konuşuyoruz. Tom Boonen, son yarışını kazanabilecek mi? Keyifli dinlemeler.

Paris-Roubaix Son Şakasını Yaptı

12994513_1108495209202340_6760383977061573553_n
Mathew Hayman / Fotoğraf: Graham Watson

Paris-Roubaix 2016 için bir sürü şey yazdık çizdik. Sosyal medyada bombaladık. Alkol masasında tartıştık. Yatmadan önce “bu sefer kim kazanır?” diye düşündük durduk. E sonunda ne mi oldu? Büyük ihtimâl psikopat bir bahisçi şu an yarıştan saatler sonra bile puro/viski keyfi yapıp kahkaha ata ata sakallarını sıvazlıyor. Olan bu. Bir bahisçi diyorum çünkü bu yarışı kazananın tahminini iki kişinin bile tutturabileceğini zannetmiyorum. Yarışı kazanan ismimiz Orica GreenEDGE‘in Avustralyalı sporcusu Mathew Hayman. Kendi kendinize “kim?” diye sorduğunuzu duyar gibi oldum. M-A-T-H-E-W H-A-Y-M-A-N. Belki abarttığımı düşünüyorsunuz ama Roubaix Velodromu’nda Hayman sprinti aldıktan sonra bisikletten indi ve şaşkın gözlerle etrafa baktı. “Neredeyim ben? Ne oldu? Bu insanlar kim? Kim kazandı?” gibi soruları büyük ihtimâl kendi kendine sordu durdu. Yol bisikleti dünyasına biraz uzak olan isimler için şöyle bir tarif de yapabiliriz: Filmin sonunda “cast” akar ya hani. Figüranlar bazısında yazar bazısında yazmaz. Kapanış jeneriği hızla akarken ismini güç bela okuyup da soyadına yetişemedigimiz kişiler vardır ya. İşte o isimlerden biri Mathew Hayman. Biz bari ismini bol bol yazalım da, kazınsın hafızamıza bir güzel!

12932864_1108494485869079_8563789413069758367_n
Tom Boonen – Mathew Hayman – Ian Stannard / Fotoğraf: Graham Watson

Kuzey Cehennemi’nde yeni kral Mathew Hayman olurken, Roubaix’ye ismini defalarca kazıtmış klasik efsanesi Tom Boonen ikinci, dayanıklılık abidesi Ian Stannard ise Paris-Roubaix’yi üçüncü bitirdi. Yarış velodrom sprintiyle sonlandı. Yarışı kaçış grubu kazandı desek yanlış olmaz. Tabii bu grup elli kere bozuldu, birleşti, tekrar toparlandı, yirmi kişi oldu, 3 kişiye düştü, düşenler oldu, tekrar yetişenler, sonunda ise Roubaix Velodromu’nun kapısından kafayı Mathew Hayman ve Tom Boonen birlikte gösterdiler. Hemen peşlerinde ise Sep Vanmarcke belirdi. Peşi sıra ise Ian Stannard ve Edvald Boasson Hagen. Grubun en iyi sprinteri Edvald Boasson Hagen’di ama gücü yetmedi ve sprinte bile katılamadı. Klasik efsanesi Tom Boonen tarihe bir rekorla daha geçmek için son derece heyecanlıydı. Fazlaca önde kaldı. Bir sağına bir soluna baktı, Hayman yanından sprinte kalktığında, sağında da Stannard belirince, arada sıkıştı kaldı. Hayman’ın önüne çıkmak için artık çok geçti. Hayman varını yoğunu, tüm tecrübesini, tüm enerjisini, elinde neyi varsa kapadı gözlerini ve aktardı bacaklarına. Bitiş çizgisini teker farkıyla en önde geçen oydu. Açtı kollarını ve zafer turunu attı. Asıl şoku ise, durup da bisikletinden inince yaşadı. Biz televizyonun karşısında dona kalırken, Hayman da tarihi Roubaix Velodromu’nda dondu kaldı!

Orica GreenEDGE sporcusu Mathew Hayman‘ın yaş hanesinde 38 yazmasına sadece 10 gün kaldı. Mathew Hayman’ın 16. kez Paris-Roubaix’ye katılmıştı ve bu sefer olanlar olmuştu. Aynı zamanda iki rekora da imza attı ve en yaşlı kazanan 4. isim olurken, en çok sefer katılıp (16.da kazandı) kazanan isim Hayman oldu. Bu durum için, “yüzdü yüzdü kuyruğuna geldi” de diyebiliriz. Mathew Hayman, 16 yıllık profesyonel yol bisikleti kariyerinde 2011 yılında kazandığı Paris-Bourges yarışından sonra 2. zaferini kazandı. O zafer ise Paris-Roubaix. Mathew Hayman kariyerinin sonunda çektiği ikinci filminde Oscar ödülünü aldı da diyebiliriz. İleride altından büyük hikâyelerin çıkabileceğini düşündüğüm bir mutlu sondu Hayman’ınki. Diğer karakterler için ise işler pek de yolunda gitmedi.

Cfskm1ZWcAA5vC4
Tom Boonen – Mathew Hayman

Yarışı ikinci sırada bitiren ve Paris-Roubaix’i daha önce dört kez kazanan Tom Boonen. Aslında her şey onun için mükemmel başladı. Fabian Cancellara ve Peter Sagan ana grubun bölünmesiyle arkada kalırken, aynı anda da Tom Boonen ve bir grup başına buyruk bisikletçi yaptığı atakla ana gruptan ön tarafa koparak kaçış grubunun arkasında yeni bir takip grubu oluşturdu. Bu grubun başında komutaya ise, Tom Boonen’ın Etixx-Quick Step’ten takıp arkadaşı Tony Martin geçti. Martin Fransa Turu’nda yapılan arnavut kaldırım etabını kazanınca kendisinde Paris-Roubaix iştahı belirmişti ve ilk kez bu yarışa katıldı. Yeteneklerini, dayanıklılığını, dinamoluğunu Paris-Roubaix yarışında da gösterme şansını buldu ve yarışın hakkını sonuna kadar verdi. Martin ve Boonen’ın muazzam çalışması yüzünden Cancellara, Sagan ve içinde bulundukları grup, kaçışı hiçbir zaman yakalayamadı (arkadaki kazalara değinmeye şu an için gerek bile yok). Boonen çok kuvvetli gözüktü. Hiçbir zaman geri adım atmadı. Yarış boyunca kameranın önündeydi. Belki de kameralarda fazlaca gözüküyordu. Paris-Roubaix’yi kazanmak için kameralarda pek fazla gözükmemenin ilk kural olduğunu, en iyi kendisi biliyordu! En sona 5 kişilik bir kaçış grubuyla kalan Boonen, son 10 km’de bile sürekli atak denedi. O son 10 km sadece Boonen sebebiyle değil, mücadelenin içinde bulunan bütün isimler sayesinde mükemmel bir havai fişek gösterisine dönüştü. Adeta 5 boksör aynı anda birbirlerine yumruk sallıyorlardı. Birisi dizlerinin üstüne çöküyor. İkisi üçü kapışırken, diğeri kontralarla saldırıyor. Biri ikisi arkalarını dönerken, kafalarını eğerken, diğerlerinin kroşeleri, aparkatları havada uçuşuyordu ve Boonen yıkılmadı, ta ki o son 100-200 metreye kadar. Bitiş çizgisindeki o bakış, her şeyi anlatmayı yetiyordu. Yazıya döktüğüm bu cümleler, kelimeler, harfler, Boonen bakışının yanında bir hiçti! Paris-Roubaix’yi en çok kazanan isim olma şansını yitirmiş, yazık etmişti. Hepimizde olduğu gibi büyük ihtimâl Boonen da o soru oluştu: Bu sene bırakmayıp da, 5. için seneye de şansımı denesem mi?… Neden olmasın? Yaş kemâle erdi ama bu azim, bu hırs, bu kazanma arzusu olduğu sürece neden olmasın?

Ian Stannard çok temiz yarışan bisikletçilerden biri. Dayanıklı, kolay yıkılmayan ama ölçülü bir bisikletçi. Gerçekten istediği zaman, tuttuğunu koparan biri. Birisi İngiltere Ulusal Yol Şampiyonluğu olan toplam dört zaferi var. Omloop gibi bir yarışı da iki kez üst üste kazanarak Team Sky’da ve bisiklet dünyasında sağlam bir yeri olduğunu ispat etmiş biri. Bu yarışta da elinden geleni yaptı ve her zaman atakların içinde oldu. Team Sky’ın Paris-Roubaix’de net bir lideri yoktu desek yanlış olmaz. Belki Luke Rowe, Stannard’dan bir adım öndeydi bile. Önce Team Sky’ın İtalyanlarıyla birlikte Luke Rowe da kaza yapınca (sonra Stannard’ın yanına dönmesine rağmen), bütün sorumluluk Ian Stannard’a kaldı ve o da üzerine düşeni gayet iyi bir şekilde yaptı diyebiliriz. Belki son km’lerde velodroma girmeden önce Boonen ve Hayman’dan kopmayabilir ve sprinte daha rahat girebilirdi ama yine de elinden geleni yaptı. Geri adım atmadı.

cnsjs
Fabian Cancellara – Niki Terpstra
CfsLA_6UIAAO3KX
Fabian Cancellara

Tom Boonen ile birlikte yarışın bir diğer efsanesi ise kuşkusuz Fabian Cancellara idi. Tom Boonen’ın bu sene bırakıp bırakmayacağı kesin değil ama Fabian Cancellera kesin olarak sezon sonu profesyonel yol bisikleti kariyerini bitiriyor. Hâlâ kazanabilir mi? Birçok yarışı kazanabilir ancak, Fabian zirvedeyken bırakmaya yakışacak birisi ve artık içinde o arzu yok gibi. Kendisinin de birçok kez dile getirdiği gibi, artık o Fabian yok. “Yeterli” diyor adeta kendisi için. Fabian’dan tüm bisiklet severler olarak son sezonunda yıldızdı pekiyili bir karne bekliyoruz. O da kuşkusuz ki bunu istiyor ama notlar pek de iyi gelmedi. Geçen hafta Ronde Van Vlaanderen’de, hâlâ kafalarımızdaki soru işaretlerinin geçmediği bir Sagan takipsizliğinden sonra, bu hafta Paris-Roubaix’de de, bu sefer Peter Sagan ile birlikte geride kaldılar. Kocaman bir grup olarak bir anda geride kaldılar ve öndeki kaçanları yakalama şansları bir daha ellerine geçmedi. İki üç defa çok yaklaştılar. Farkı 30 – 40 saniyelere kadar indirmelerine rağmen bir türlü yakalayamadılar ve o elim olay gerçekleşti. Bu yolların haritasını çizebilecek, virajların açısını, arnavut kaldırımlarının sayısını bile bilebilecek o adam, çamurlu bir alanda, hem de düz yolda kendisini yerde buldu. Günümüz bisiklet tarihine yakından tanıklık eden Eurosport Türkiye’nin bisiklet sporu anlatıcıları ve güzide yorumcusundan “Ooooooo” nidaları gelirken, benim gibi televizyon başında izleyen birçok kişi de eminim bastı küfürlerin en usturupsuzlarını. Kaza sonrasında bağrış çağırıştan sonra, hem televizyonda hem de evde derin bir sessizlik oldu. İçimizdeki alev, o adrenalin patlaması yaratan son 10 km’ye kadar sönmüştü sanki. Fabian Cancellara tabii ki yarışmayı bırakmadı. Tabii ki Paris-Roubaix’yi bitirdi. Tabii ki seyirciyi onurlandırdı. O daha önce de sarı mayoyu da onurlandırıp ne kırıklarla etapları, ne acılarla yarışları bitirmişti. Yayında Berkem Ceylan’ın da bahsettiği gibi,  Jasper Stuyven ile velodroma girip son turunu attı ve adeta genç yoldaşına devir teslimini yaptı. Tabii Ronde Van Vlaanderen bitişinde olduğu gibi yine seyirciyi selamladı. Özel taraftar grubuyla kucaklaştı. Ne kadar özel bir sporcu olduğunu bir kez daha herkese gösterdi.

Peter Sagan‘ın patronu Oleg Tinkov tuhaf tweetlerine devam etse de, “The King is Dead! Long live the King! @petosagan @f_cancellara” (Ronde Van Vlaanderen’de Sagan’ın, Cancellara’yı geçmesi sonrası attığı tweet) Peter Sagan herkesin saygısını kazanmaya ve başarılarına devam ediyor. Sagan’ın yıldızı bir türlü Paris-Roubaix ile barışmadı ama önünde bu yarışı kazanabileceği uzun yıllar var. Peter Sagan’ın zaferlerini çok fazla kanıksamış olsak da, henüz kendisi 26 yaşında. Belki üstte saydığımız isimlere gönülden bağlı olanlar kızacaklar ama Peter Sagan da ismini bir şekilde o isimlerin arasına sokacakmış gibi duruyor. Hele de en önemlisi bu olgunlaşması da bu kadar güzel devam ederse. Sagan’ın yarış hikâyesine birkaç yerde değindik. Cancellara’yla bile geride kalmıştı ve Cancellara’nın kazası sonrası ön tarafa yetişme şansı tamamen bitmişti. Tabii Sagan için bu kısımda olumlu olan önemli iki şey var ki; birincisi asla pes etmemesi ve sonuna kadar savaşması. O kadar defans odaklı sürüş görünce Sagan’ın tarzı ve eski tip atak stili, her zaman kazanmak için sürmesi, “oh be” dedirttiriyor. İkincisi ise mükemmel bisiklet kontrolü. Cancellara düştüğünde bisikletinin üzerinden öyle bir atlayışı var ki, çok acayip çok. O çamurda, o taşların arasında, o hızda ve o kadar ani bir durumda mükemmel bir refleks ve sonrasında mükemmel bir kontrol. O kadar geride kalmaya, o kadar yalnızlığına, o kadar olaylara rağmen Peter Sagan’ın yarışı 11. bitirdiğini de hatırlatmak lâzım.

CfsIobqW4AEzcRF
Mathew Hayman – Tom Boonen

Paris-Roubaix 2016 notları: Yarışın kaybedenlerinden önemli kaybedenlerinden Edvald Boasson Hagen ve Sep Vanmarcke ile başlayalım. Edvald da elinden geleni yaptı. Kaçışlarda kendini güzel korudu ve bir şekilde kendini sona attı atmasına ama sprinte girecek hâli kalmadı. Yarış bi’ 5-10 km daha kısa olsa belki o sprint’te Edvald da olacaktı. Boassan Hagen’in gücü şimdilik yetmedi ama genel olarak güzel bir görüntü çizdi. Sep Vanmarcke ise son zamanların kendisi için en iyi yarışını koştu diyebiliriz. Genelde sürekli arkada yattığı ve kaçışlarda hiç çalışmadığı için onu eleştiriyoruz ama bu yarış Sep Vanmarcke da elinden geleni sergiledi ve bu kadarlık bir sonuç ortaya koyabildi. Bu sefer yarışa heyecan kattığı ve sürekli denediği için büyük bir teşekkürü kesinlikle hak ediyor. Etixx-Quick Step’in belki de Tom Boonen’dan sonra en önemli ismi Niki Terpstra‘ydı. O da eski bir şampiyon ve yarışın en önemli 5-6 favorisinden biriydi. Cancellara ve Sagan gibi o da geride kalan grupta yer alıyordu ve Cancellara’nın kazasında hemen arkasında olduğu için kendini yerde buldu (gerçi Sagan oradan sıyrılmayı başarmıştı). Terpstra bu kaza sonrası yarışta abondone oldu. Bu yarış için acaba dediğimiz bir diğer isim de Alexander Kristoff‘tu ama izlerken Kristoff’u gördüğümü bile hatırlayamıyorum. Zaten bu sene de nal topluyor desek yanlış olmaz. Eski formundan çok uzakta. Tek günlük yarışlara keyif katan birisi, kısa zamanda formunu toparlaması hepimizin işine gelir. Yarışın en tuhaf sporcularından biri kuşkusuz ki Dimension Data’nın dünyaca ünlü sprinteri Mark Cavendish idi. Cavendish buraya gelme sebebini çok güzel anlattı. Yıllardır arkadaşlarının kendisi için çalıştığını, bu sefer de kendisinin arkadaşları, özellikle de Boasson Hagen için çalışacağını dile getirdi. Fena da gitmedi ve yarışı 30. sırada bitirdi. Imanol Erviti favori karakterlerimden biri hâline geldi. Yılların tırmanışçısı her zaman klasik severdi ama böylesine tutkulu kaçacağını kim tahmin edebilirdi? Geçen hafta Ronde Van Vlaanderen’de km’lerce kaçtıktan sonra, bugün de Paris-Roubaix gibi deli işi bir yarışta kaçışını yaptı. Yine elinden geldiğince herkese tutunmaya çalıştı. Erviti benim gözümde büyümeye devam etti. Bu arada Ronde’de 7. olan Erviti, Paris-Roubaix’de de yarışı 9. bitirdi. Muhteşem! Fabian Cancellara’nın takım arkadaşlarından tecrübeli isim Yaroslav Popovych de son yarışını koşmuş oldu ve bisiklet dünyasında güzel bir şekilde veda etti. Son olarak bahsetmemiz gereken bir detay da, Tom Boonen ve zaferi kazanan Mathew Hayman’ın birbirlerine koskoca sarılışlarıydı. Tom Boonen gibi bir şampiyonun kaybettikten sonraki bu duruşu, şık ve samimi hareketi görülmeye değer karelerden biriydi. Peter Sagan’ın kazadan müthiş sıyrılışı ve bisiklet hakimiyetini buradan, Elia Viviani’nin sakatlanmasına sebep olan motosiklet kazasını buradanBuradan da Paris-Roubaix 2016’nın özet görüntelerine göz atabilirsiniz.

Pazar günü, yani 17 Nisan’da Hollanda’da Amstel Gold Race koşulacak. Kaçırmayın derim!

Umarım siz de bisikletle birlikte hayatınızda güzel anılar biriktirebiliyorsunuzdur.

Paris-Roubaix 2016 – Cancellara Veda Ediyor

6 Nisan 2013 - Fotoğraf: Bryn Lennon/Getty Images Europe
6 Nisan 2013 – Fotoğraf: Bryn Lennon/Getty Images Europe

Fabian Cancellara bildiğiniz üzere son turlarını atmaya devam ediyor. Efsane isim sezon sonu artık yarışmayı bırakacak. Peter Sagan’ın dehşet (olumlu anlamda) formu devam etse de, en büyük favori Cancellara demekten kendimi alıkoyamıyorum. Tom Boonen dört kez, Fabian Cancellara ise üç kez daha önce Paris-Roubiax’i kazandılar. Tom Boonen maalesef eski formundan biraz uzaklaşmış durumda, o yüzden de onu en tepeye yazamıyoruz ama ben her zaman için eski şampiyonların favorilerden biri olması gerektiğini düşünürüm. Bu sebeple 2014 yılında kazanan Niki Terpstra da favoriler arasında yer alıyor. Aslında sezon başından beri “ah keşke burada olsa” dediğimiz bir isim daha var. O da, John Degenkolb. John maalesef sezon başında antrenmanda bir otomobil tarafından takımıyla birlikte biçildi ve henüz yollara dönebilmiş değil.

Fabian’ın geçen hafta Ronde Van Vlaanderen’deki göz yaşları hâlâ hatırımızda. Daha öncelerden de velodromda bitmesine rağmen, yarış 89’dan beri düzenli olarak Roubaix Velodrome’unda sonlanıyor. Cancellara Ronde’de olduğu gibi belki yine ellerini sallayarak seyirciyle vedalaşacak, belki de 2013’te Sep Vanmarcke’ı sprintte geçtiği gibi bir onurlandırmayla Roubaix’ye veda edecek…

Fabian için, Peter Sagan’dan daha güçlü dememiz mümkün değil. Sagan bu ara öylesine güçlü gözüküyor ki… Bir de üstüne biraz olsun olgunlaşma meselesi var. Cidden bunun üzerine koymaya devam ederse Peter Sagan’ı 5-10 yıl daha durdurabilen çıkamayacak gibi. Klasiklerde çok iyi, etaplarda çok iyi, sprint finişlerinde çok iyi, haftalık turlarda bile çok iyi, kilo verir ve çalışırsa ben yokuşlarda da çok iyi olabileceğini düşünüyorum. Şu an için bu adamın yapamayacağı şey yok gibi gözüküyor. Diğerlerine oranla en büyük farkı ise rahatlığı. Peter Sagan’ın kafası rahat. Keyfine bakıyor.

Peter Sagan / Paris-Roubaix 2014
Peter Sagan / Paris-Roubaix 2014

 

 

Yarışa geri dönecek olursak, en büyük favori olarak Fabian Cancellara ve Peter Sagan’dan bahsettik. Daha önceden bahsettiğimiz gibi John Degenkolb başından beri sakat. Arnoud Demare ve Greg Van Avermaet ise geçen hafta Ronde Van Vlaanderen’de düşüp sakatlandılar. Yarın Paris-Roubaix’de yarışamayacaklar. Favoriler arasına koyabileceğimiz isimlerden eski kazananlar Tom Boonen ve Niki Terpstra var. Etixx – Quick Step yine son derece kuvvetli bir kadroyla geliyor ama sezon başından beri istediklerini alamıyorlar. Boonen ve Terpstra dışında yarışı kazanabilecek Zdenek Stybar, Tony Martin ve Matteo Trentin gibi isimleri de var. Özellikle Tony Martin’e dikkat edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Hem bu sene yarışa ilk kez katılacak, hem de pavé sektörlere dayanabilir ve önde kalırsa, velodroma giden son bölümde uzayabileceğini düşünüyorum. Onun dışında Katusha’dan Alexander Kristoff, Team Sky’dan Ian Stannard, Luke Rowe ve hatta Elia Viviani’nin de şansları var diyebiliriz.

Bu anıtsal klasik Paris-Roubaix, bu yıl 114. kez yapılacak. Compiègne’den başlayacak yarış, 89’dan beri olduğu gibi  Roubaix Velodrome’unda son bulacak. 27 tane pavé (cobblestones) sektörümüz var ve hepsi birbirinden zorlu. Benim favorim ise Arenberg Ormanı geçişi. Her sene özel olarak o koca taşlar tekrar düzenleniyor ve bisikletçilerin de başına bela oluyor. Yağmur yağması bisikletçiler için biraz risk oluştursa da, yarış seyri açısından tadından yenmez.

Pazar günü yani 10 Nisan’da Eurosport’ta baştan sona yayın olacak. Canlı yayın sabah 11:15’te başlıyor. Şimdiden nevalinizi hazır edin.

 

 

Arenberg Ormanı -Fotoğraf: Panoramio / dhbemis
Arenberg Ormanı – Fotoğraf: Panoramio / dhbemis