Paris-Roubaix Son Şakasını Yaptı

12994513_1108495209202340_6760383977061573553_n

Mathew Hayman / Fotoğraf: Graham Watson

Paris-Roubaix 2016 için bir sürü şey yazdık çizdik. Sosyal medyada bombaladık. Alkol masasında tartıştık. Yatmadan önce “bu sefer kim kazanır?” diye düşündük durduk. E sonunda ne mi oldu? Büyük ihtimâl psikopat bir bahisçi şu an yarıştan saatler sonra bile puro/viski keyfi yapıp kahkaha ata ata sakallarını sıvazlıyor. Olan bu. Bir bahisçi diyorum çünkü bu yarışı kazananın tahminini iki kişinin bile tutturabileceğini zannetmiyorum. Yarışı kazanan ismimiz Orica GreenEDGE‘in Avustralyalı sporcusu Mathew Hayman. Kendi kendinize “kim?” diye sorduğunuzu duyar gibi oldum. M-A-T-H-E-W H-A-Y-M-A-N. Belki abarttığımı düşünüyorsunuz ama Roubaix Velodromu’nda Hayman sprinti aldıktan sonra bisikletten indi ve şaşkın gözlerle etrafa baktı. “Neredeyim ben? Ne oldu? Bu insanlar kim? Kim kazandı?” gibi soruları büyük ihtimâl kendi kendine sordu durdu. Yol bisikleti dünyasına biraz uzak olan isimler için şöyle bir tarif de yapabiliriz: Filmin sonunda “cast” akar ya hani. Figüranlar bazısında yazar bazısında yazmaz. Kapanış jeneriği hızla akarken ismini güç bela okuyup da soyadına yetişemedigimiz kişiler vardır ya. İşte o isimlerden biri Mathew Hayman. Biz bari ismini bol bol yazalım da, kazınsın hafızamıza bir güzel!

12932864_1108494485869079_8563789413069758367_n

Tom Boonen – Mathew Hayman – Ian Stannard / Fotoğraf: Graham Watson

Kuzey Cehennemi’nde yeni kral Mathew Hayman olurken, Roubaix’ye ismini defalarca kazıtmış klasik efsanesi Tom Boonen ikinci, dayanıklılık abidesi Ian Stannard ise Paris-Roubaix’yi üçüncü bitirdi. Yarış velodrom sprintiyle sonlandı. Yarışı kaçış grubu kazandı desek yanlış olmaz. Tabii bu grup elli kere bozuldu, birleşti, tekrar toparlandı, yirmi kişi oldu, 3 kişiye düştü, düşenler oldu, tekrar yetişenler, sonunda ise Roubaix Velodromu’nun kapısından kafayı Mathew Hayman ve Tom Boonen birlikte gösterdiler. Hemen peşlerinde ise Sep Vanmarcke belirdi. Peşi sıra ise Ian Stannard ve Edvald Boasson Hagen. Grubun en iyi sprinteri Edvald Boasson Hagen’di ama gücü yetmedi ve sprinte bile katılamadı. Klasik efsanesi Tom Boonen tarihe bir rekorla daha geçmek için son derece heyecanlıydı. Fazlaca önde kaldı. Bir sağına bir soluna baktı, Hayman yanından sprinte kalktığında, sağında da Stannard belirince, arada sıkıştı kaldı. Hayman’ın önüne çıkmak için artık çok geçti. Hayman varını yoğunu, tüm tecrübesini, tüm enerjisini, elinde neyi varsa kapadı gözlerini ve aktardı bacaklarına. Bitiş çizgisini teker farkıyla en önde geçen oydu. Açtı kollarını ve zafer turunu attı. Asıl şoku ise, durup da bisikletinden inince yaşadı. Biz televizyonun karşısında dona kalırken, Hayman da tarihi Roubaix Velodromu’nda dondu kaldı!

Orica GreenEDGE sporcusu Mathew Hayman‘ın yaş hanesinde 38 yazmasına sadece 10 gün kaldı. Mathew Hayman’ın 16. kez Paris-Roubaix’ye katılmıştı ve bu sefer olanlar olmuştu. Aynı zamanda iki rekora da imza attı ve en yaşlı kazanan 4. isim olurken, en çok sefer katılıp (16.da kazandı) kazanan isim Hayman oldu. Bu durum için, “yüzdü yüzdü kuyruğuna geldi” de diyebiliriz. Mathew Hayman, 16 yıllık profesyonel yol bisikleti kariyerinde 2011 yılında kazandığı Paris-Bourges yarışından sonra 2. zaferini kazandı. O zafer ise Paris-Roubaix. Mathew Hayman kariyerinin sonunda çektiği ikinci filminde Oscar ödülünü aldı da diyebiliriz. İleride altından büyük hikâyelerin çıkabileceğini düşündüğüm bir mutlu sondu Hayman’ınki. Diğer karakterler için ise işler pek de yolunda gitmedi.

Cfskm1ZWcAA5vC4

Tom Boonen – Mathew Hayman

Yarışı ikinci sırada bitiren ve Paris-Roubaix’i daha önce dört kez kazanan Tom Boonen. Aslında her şey onun için mükemmel başladı. Fabian Cancellara ve Peter Sagan ana grubun bölünmesiyle arkada kalırken, aynı anda da Tom Boonen ve bir grup başına buyruk bisikletçi yaptığı atakla ana gruptan ön tarafa koparak kaçış grubunun arkasında yeni bir takip grubu oluşturdu. Bu grubun başında komutaya ise, Tom Boonen’ın Etixx-Quick Step’ten takıp arkadaşı Tony Martin geçti. Martin Fransa Turu’nda yapılan arnavut kaldırım etabını kazanınca kendisinde Paris-Roubaix iştahı belirmişti ve ilk kez bu yarışa katıldı. Yeteneklerini, dayanıklılığını, dinamoluğunu Paris-Roubaix yarışında da gösterme şansını buldu ve yarışın hakkını sonuna kadar verdi. Martin ve Boonen’ın muazzam çalışması yüzünden Cancellara, Sagan ve içinde bulundukları grup, kaçışı hiçbir zaman yakalayamadı (arkadaki kazalara değinmeye şu an için gerek bile yok). Boonen çok kuvvetli gözüktü. Hiçbir zaman geri adım atmadı. Yarış boyunca kameranın önündeydi. Belki de kameralarda fazlaca gözüküyordu. Paris-Roubaix’yi kazanmak için kameralarda pek fazla gözükmemenin ilk kural olduğunu, en iyi kendisi biliyordu! En sona 5 kişilik bir kaçış grubuyla kalan Boonen, son 10 km’de bile sürekli atak denedi. O son 10 km sadece Boonen sebebiyle değil, mücadelenin içinde bulunan bütün isimler sayesinde mükemmel bir havai fişek gösterisine dönüştü. Adeta 5 boksör aynı anda birbirlerine yumruk sallıyorlardı. Birisi dizlerinin üstüne çöküyor. İkisi üçü kapışırken, diğeri kontralarla saldırıyor. Biri ikisi arkalarını dönerken, kafalarını eğerken, diğerlerinin kroşeleri, aparkatları havada uçuşuyordu ve Boonen yıkılmadı, ta ki o son 100-200 metreye kadar. Bitiş çizgisindeki o bakış, her şeyi anlatmayı yetiyordu. Yazıya döktüğüm bu cümleler, kelimeler, harfler, Boonen bakışının yanında bir hiçti! Paris-Roubaix’yi en çok kazanan isim olma şansını yitirmiş, yazık etmişti. Hepimizde olduğu gibi büyük ihtimâl Boonen da o soru oluştu: Bu sene bırakmayıp da, 5. için seneye de şansımı denesem mi?… Neden olmasın? Yaş kemâle erdi ama bu azim, bu hırs, bu kazanma arzusu olduğu sürece neden olmasın?

Ian Stannard çok temiz yarışan bisikletçilerden biri. Dayanıklı, kolay yıkılmayan ama ölçülü bir bisikletçi. Gerçekten istediği zaman, tuttuğunu koparan biri. Birisi İngiltere Ulusal Yol Şampiyonluğu olan toplam dört zaferi var. Omloop gibi bir yarışı da iki kez üst üste kazanarak Team Sky’da ve bisiklet dünyasında sağlam bir yeri olduğunu ispat etmiş biri. Bu yarışta da elinden geleni yaptı ve her zaman atakların içinde oldu. Team Sky’ın Paris-Roubaix’de net bir lideri yoktu desek yanlış olmaz. Belki Luke Rowe, Stannard’dan bir adım öndeydi bile. Önce Team Sky’ın İtalyanlarıyla birlikte Luke Rowe da kaza yapınca (sonra Stannard’ın yanına dönmesine rağmen), bütün sorumluluk Ian Stannard’a kaldı ve o da üzerine düşeni gayet iyi bir şekilde yaptı diyebiliriz. Belki son km’lerde velodroma girmeden önce Boonen ve Hayman’dan kopmayabilir ve sprinte daha rahat girebilirdi ama yine de elinden geleni yaptı. Geri adım atmadı.

cnsjs

Fabian Cancellara – Niki Terpstra

CfsLA_6UIAAO3KX

Fabian Cancellara

Tom Boonen ile birlikte yarışın bir diğer efsanesi ise kuşkusuz Fabian Cancellara idi. Tom Boonen’ın bu sene bırakıp bırakmayacağı kesin değil ama Fabian Cancellera kesin olarak sezon sonu profesyonel yol bisikleti kariyerini bitiriyor. Hâlâ kazanabilir mi? Birçok yarışı kazanabilir ancak, Fabian zirvedeyken bırakmaya yakışacak birisi ve artık içinde o arzu yok gibi. Kendisinin de birçok kez dile getirdiği gibi, artık o Fabian yok. “Yeterli” diyor adeta kendisi için. Fabian’dan tüm bisiklet severler olarak son sezonunda yıldızdı pekiyili bir karne bekliyoruz. O da kuşkusuz ki bunu istiyor ama notlar pek de iyi gelmedi. Geçen hafta Ronde Van Vlaanderen’de, hâlâ kafalarımızdaki soru işaretlerinin geçmediği bir Sagan takipsizliğinden sonra, bu hafta Paris-Roubaix’de de, bu sefer Peter Sagan ile birlikte geride kaldılar. Kocaman bir grup olarak bir anda geride kaldılar ve öndeki kaçanları yakalama şansları bir daha ellerine geçmedi. İki üç defa çok yaklaştılar. Farkı 30 – 40 saniyelere kadar indirmelerine rağmen bir türlü yakalayamadılar ve o elim olay gerçekleşti. Bu yolların haritasını çizebilecek, virajların açısını, arnavut kaldırımlarının sayısını bile bilebilecek o adam, çamurlu bir alanda, hem de düz yolda kendisini yerde buldu. Günümüz bisiklet tarihine yakından tanıklık eden Eurosport Türkiye’nin bisiklet sporu anlatıcıları ve güzide yorumcusundan “Ooooooo” nidaları gelirken, benim gibi televizyon başında izleyen birçok kişi de eminim bastı küfürlerin en usturupsuzlarını. Kaza sonrasında bağrış çağırıştan sonra, hem televizyonda hem de evde derin bir sessizlik oldu. İçimizdeki alev, o adrenalin patlaması yaratan son 10 km’ye kadar sönmüştü sanki. Fabian Cancellara tabii ki yarışmayı bırakmadı. Tabii ki Paris-Roubaix’yi bitirdi. Tabii ki seyirciyi onurlandırdı. O daha önce de sarı mayoyu da onurlandırıp ne kırıklarla etapları, ne acılarla yarışları bitirmişti. Yayında Berkem Ceylan’ın da bahsettiği gibi,  Jasper Stuyven ile velodroma girip son turunu attı ve adeta genç yoldaşına devir teslimini yaptı. Tabii Ronde Van Vlaanderen bitişinde olduğu gibi yine seyirciyi selamladı. Özel taraftar grubuyla kucaklaştı. Ne kadar özel bir sporcu olduğunu bir kez daha herkese gösterdi.

Peter Sagan‘ın patronu Oleg Tinkov tuhaf tweetlerine devam etse de, “The King is Dead! Long live the King! @petosagan @f_cancellara” (Ronde Van Vlaanderen’de Sagan’ın, Cancellara’yı geçmesi sonrası attığı tweet) Peter Sagan herkesin saygısını kazanmaya ve başarılarına devam ediyor. Sagan’ın yıldızı bir türlü Paris-Roubaix ile barışmadı ama önünde bu yarışı kazanabileceği uzun yıllar var. Peter Sagan’ın zaferlerini çok fazla kanıksamış olsak da, henüz kendisi 26 yaşında. Belki üstte saydığımız isimlere gönülden bağlı olanlar kızacaklar ama Peter Sagan da ismini bir şekilde o isimlerin arasına sokacakmış gibi duruyor. Hele de en önemlisi bu olgunlaşması da bu kadar güzel devam ederse. Sagan’ın yarış hikâyesine birkaç yerde değindik. Cancellara’yla bile geride kalmıştı ve Cancellara’nın kazası sonrası ön tarafa yetişme şansı tamamen bitmişti. Tabii Sagan için bu kısımda olumlu olan önemli iki şey var ki; birincisi asla pes etmemesi ve sonuna kadar savaşması. O kadar defans odaklı sürüş görünce Sagan’ın tarzı ve eski tip atak stili, her zaman kazanmak için sürmesi, “oh be” dedirttiriyor. İkincisi ise mükemmel bisiklet kontrolü. Cancellara düştüğünde bisikletinin üzerinden öyle bir atlayışı var ki, çok acayip çok. O çamurda, o taşların arasında, o hızda ve o kadar ani bir durumda mükemmel bir refleks ve sonrasında mükemmel bir kontrol. O kadar geride kalmaya, o kadar yalnızlığına, o kadar olaylara rağmen Peter Sagan’ın yarışı 11. bitirdiğini de hatırlatmak lâzım.

CfsIobqW4AEzcRF

Mathew Hayman – Tom Boonen

Paris-Roubaix 2016 notları: Yarışın kaybedenlerinden önemli kaybedenlerinden Edvald Boasson Hagen ve Sep Vanmarcke ile başlayalım. Edvald da elinden geleni yaptı. Kaçışlarda kendini güzel korudu ve bir şekilde kendini sona attı atmasına ama sprinte girecek hâli kalmadı. Yarış bi’ 5-10 km daha kısa olsa belki o sprint’te Edvald da olacaktı. Boassan Hagen’in gücü şimdilik yetmedi ama genel olarak güzel bir görüntü çizdi. Sep Vanmarcke ise son zamanların kendisi için en iyi yarışını koştu diyebiliriz. Genelde sürekli arkada yattığı ve kaçışlarda hiç çalışmadığı için onu eleştiriyoruz ama bu yarış Sep Vanmarcke da elinden geleni sergiledi ve bu kadarlık bir sonuç ortaya koyabildi. Bu sefer yarışa heyecan kattığı ve sürekli denediği için büyük bir teşekkürü kesinlikle hak ediyor. Etixx-Quick Step’in belki de Tom Boonen’dan sonra en önemli ismi Niki Terpstra‘ydı. O da eski bir şampiyon ve yarışın en önemli 5-6 favorisinden biriydi. Cancellara ve Sagan gibi o da geride kalan grupta yer alıyordu ve Cancellara’nın kazasında hemen arkasında olduğu için kendini yerde buldu (gerçi Sagan oradan sıyrılmayı başarmıştı). Terpstra bu kaza sonrası yarışta abondone oldu. Bu yarış için acaba dediğimiz bir diğer isim de Alexander Kristoff‘tu ama izlerken Kristoff’u gördüğümü bile hatırlayamıyorum. Zaten bu sene de nal topluyor desek yanlış olmaz. Eski formundan çok uzakta. Tek günlük yarışlara keyif katan birisi, kısa zamanda formunu toparlaması hepimizin işine gelir. Yarışın en tuhaf sporcularından biri kuşkusuz ki Dimension Data’nın dünyaca ünlü sprinteri Mark Cavendish idi. Cavendish buraya gelme sebebini çok güzel anlattı. Yıllardır arkadaşlarının kendisi için çalıştığını, bu sefer de kendisinin arkadaşları, özellikle de Boasson Hagen için çalışacağını dile getirdi. Fena da gitmedi ve yarışı 30. sırada bitirdi. Imanol Erviti favori karakterlerimden biri hâline geldi. Yılların tırmanışçısı her zaman klasik severdi ama böylesine tutkulu kaçacağını kim tahmin edebilirdi? Geçen hafta Ronde Van Vlaanderen’de km’lerce kaçtıktan sonra, bugün de Paris-Roubaix gibi deli işi bir yarışta kaçışını yaptı. Yine elinden geldiğince herkese tutunmaya çalıştı. Erviti benim gözümde büyümeye devam etti. Bu arada Ronde’de 7. olan Erviti, Paris-Roubaix’de de yarışı 9. bitirdi. Muhteşem! Fabian Cancellara’nın takım arkadaşlarından tecrübeli isim Yaroslav Popovych de son yarışını koşmuş oldu ve bisiklet dünyasında güzel bir şekilde veda etti. Son olarak bahsetmemiz gereken bir detay da, Tom Boonen ve zaferi kazanan Mathew Hayman’ın birbirlerine koskoca sarılışlarıydı. Tom Boonen gibi bir şampiyonun kaybettikten sonraki bu duruşu, şık ve samimi hareketi görülmeye değer karelerden biriydi. Peter Sagan’ın kazadan müthiş sıyrılışı ve bisiklet hakimiyetini buradan, Elia Viviani’nin sakatlanmasına sebep olan motosiklet kazasını buradanBuradan da Paris-Roubaix 2016’nın özet görüntelerine göz atabilirsiniz.

Pazar günü, yani 17 Nisan’da Hollanda’da Amstel Gold Race koşulacak. Kaçırmayın derim!

Umarım siz de bisikletle birlikte hayatınızda güzel anılar biriktirebiliyorsunuzdur.

Giro di Lombardia “Dökülen Yaprakların Klasiği”

Lombardia! Bu kelimeyi daha önce duymadıysanız, size yapabileceği çağrışımların bir sınırı yok demektir! Sesbilimsel olarak sahip olduğu gücü düşünürsek; bu kelime insana, mitolojik bir tanrı figürünü, uçsuz bucaksız beyaz bulut kümelerini, yüksek beygirli bir spor otomobili ya da çocukluğunda oyuncak askerleriye uğrunda onlarca savaş verdiği hayali ülkesinin adını çağrıştırabilir. Hatta obsesif kompulsif kişilik bozukluğu benzeri bir hastalığı bile düşündürebilir.

italia-map_lombardia11

Yaptığı çağrışımları bir yana bırakırsak Lombardia, İtalya’nın kuzeyinde coğrafi bir bölgeyi ifade eder. Bölgenin adı, Roma İmparatorluğu’nun yıkılmasından sonra mevcut coğrafyada güçlü bir krallık kuran Lombardlar kavminden gelir. Kuzeybatı İtalya’da, Alpler ve Po nehri vadisi arasında kalan Lombardia, İtalya’nın kısmi özerkliğe ve bayrağa sahip 20 bölgesinden biridir. Kuzeyinde İsviçre, batısında Piemonte, doğusunda Trentino-Alto Adige ile Veneto bölgeleri, güneyinde ise Emilia – Romagna bölgesi yer alır. Kuzeyi İtalyan Alpleri ile örtülü olan Lombardia, ülkenin en gelişmiş bölgesidir ve başkenti Milano’dur. Bölgenin diğer illeri ise Bergamo, Brescia, Como, Cremona, Lecco, Lodi, Mantova, Monza, Brianza, Pavia, Sondrio, Varese’dir.

Günümüzde birçok kişi için zenginliği, modayı, sanayiyi, pahalı tatilleri çağrıştıran Lombardia, söz konusu şey bisiklet olduğu zaman epik bir görünüme bürünür. Çünkü bisiklet sporunun en köklü klasiklerinden olan ve içinde sayısız hikayeyi/dramı barındıran Giro di Lombardia, yüz yıldan daha uzun bir süredir bu topraklarda koşulmakta! Lombardia, içerisinde epik öğeler barındırdığı kadar, dünyanın tüm bisikletçilerine ve bisiklet severlerine mistik/kutsal değerler de sunar. Öyle ki; bir ibadet merkezi olmasının yanı sıra, dünyadaki tüm bisikletçileri koruyan ve kollayan, onların patron azizi olan bir kilise hayal edin! Bu kilisenin yanı başına bir de bisiklet müzesi koyun! Bu müzeye de, tüm zamanların en büyük bisikletçilerinin bisikletlerini, eşyalarını, dünyanın dört bir yanından bisiklet severler tarafından getirilmiş bibloları, tabloları, fotoğrafları, hatta ve hatta; bisiklet yarışlarında trajik bir şekilde hayatlarını kaybeden sporcuların hayata onlarla birlikte gözlerini yuman bisikletlerini yerleştirin! Epik ve mistik tanımlamalarını Lombardia’nın tam da kalbine yerleştirmeme neden olan bu kilisenin adı Madonna del Ghisallo!

 

Madonna del Ghisallo

Madonna del Ghisallo

 

Madonna del Ghisallo

Madonna del Ghisallo

1949 yılında bölgenin yerel rahibinin, Papa 7. Pius’u iknasıyla “The Patron Saint of Cyclists” ünvanını alan bu kilise, dünyada hiçbir spor dalında böylesine etkili bir örneği bulunmayan, bütünleştirici, saygıdeğer ve kutsal bir yapı! Yarış günü ana grup (peloton), Santuario della Madonna del Ghisallo tırmanışını gerçekleştirirken, bu küçük şapel, çanlarını çalarak yarışa katılan bisikletçilerin şahsında dünyanın bütün bisikletçilerini selamlar ve onurlandırır. Onları koruduğunu ve kutsadığını bu ritüel ile gösterir ve eminim ki önünden geçmekte olan tüm bisikletçilerin tüylerini diken diken eder, kalplerini yumuşatır…

Peloton Madonna del Ghisallo'nun Önünden Geçerken...

Peloton Madonna del Ghisallo’nun Önünden Geçerken…

 

Bisiklet dünyasında birçok tarihi, klasikleşmiş ve efsaneleşmiş yarışa rastlamak mümkün. Öyle ki, geçmişi yüz yıldan daha fazla olan yarışlar bunlar… Ancak Avrupa topraklarında koşulan beş klasik var ki, onlar “The Monuments” olarak anılır. Bunlar sezon içindeki kronolojik sırasıyla; Mart ayı ortalarında Milan – San Remo (İTALYA), Mart sonunda Tour of Flanders (BELÇİKA), Nisan ayı başlarında Paris – Roubaix (FRANSA), Nisan sonlarında Liege – Bastogne – Liege (BELÇİKA) ve nihayet Ekim ayında koşulan Giro di Lombardia (İTALYA)’dır. Sezonun son klasiği olan Giro di Lombardia, bu anıtsal beş yarışın sonuncusudur ve sonbaharda koşulur. Bölgenin iklimini de göz önüne aldığınız zaman, sis, yağmur hatta kar ya da dolu yağışı, bu klasiğin tanımını da özel kılmıştır.  Paris-Roubaix “Klasiklerin Kraliçesi”; Liege-Bastogne-Liege “Tüm Zamanların En Eski Klasiği” olarak tanımlanırken; Giro di Lombardia ise “La Classica delle Foglie Morte” olarak anılır: Dökülen Yaprakların Klasiği…

 

Fallen Cyclist Heykeli

Fallen Cyclist Heykeli

1905 yılında Milan-Milan adıyla başlayan bu klasik, iki yıl sonra Giro di Lombardia adını aldı. Bugünkü logosunda yer alan Il Lombardia adı ise 2012’den beri kullanılmakta. Yarışın rotası, isminden de anlaşılacağı gibi Lombardia bölgesindeki birçok yerleşkeyi kapsayacak şekilde yıldan yıla farklılık gösterdi. Milan, Sesto San Giovanni, Bergamo, Varese, Monza, Como bazen başlangıç, bazen ise bitiş noktası oldular. Buna ek olarak, İtalya dışından başlayan rotalara da rastlamak mümkün. 2004 yılında İsviçre’den başlayan yarış, Como’da sona erdi.

 

Peloton Como Gölü'nün Kıyısında...

Peloton Como Gölü’nün Kıyısında…

Como… Kendi fikrimi söylemem gerekirse; Giro di Lombardia’nın en spekteküler ve dramatik görüntüleri, Como ilinin ve Como Gölü’nün rotaya dahil edildiği yıllarda ortaya çıkmıştır!

 

Fabio CASARTELLI

Fabio CASARTELLI

Yarışın son yarım asrına bakıldığında, bitiş noktası olarak seçilen bölge ağırlıkla Como. 1961’de ilk kez finiş olan Como Gölü, yıllar geçtikçe muhteşem cazibesiyle, puslu görüntüler ve sert tırmanışlarla biten, içinde acıyı, gözyaşını, trajedileri, kazaları, bireysel mücadeleleri barındıran bir yarış sunuyor. Oysa sayısız insan için Como Gölü, dünyanın en zengin insanlarının villalarının bulunduğu ve pahalı otelleriyle ünlü bir tatil yöresi. İşte bu tezat, beni bu anıtsal klasiğe daha da bağlıyor! Como’nun bana çağrıştırdıkları içinde bir isim var ki; burada anmadan geçemeyeceğim. Como’da doğan ve yetişen, ancak hayatını 1995 Fransa Bisiklet Turu 15. Etabında, Pireneler’de “Col de Portet d’Aspet” inişi sırasında trajik bir şekilde kaybeden, olimpiyat şampiyonu İtalyan bisikletçi Fabio Casartelli! Kendisinin yarış sırasında kullandığı bisikleti de yine Como’da, Madonna del Ghisallo’nun yanı başındaki müzede, müzenin tam kalbinde duruyor.

 

Giro di Lombardia, tırmanışçıların klasiği olarak da adlandırılır ve bünyesinde birçok ünlü tırmanış barındırır. Yıllar içinde turdaki tırmanışlardan San Fermo della Bataglia, Colma di Sormano, Muro di Sormano, Cviglio, Villa Vergano akılda kalıcıdır. Fikir vermesi açısından bu tırmanışlardan birkaçının sayısal bilgilerini paylaşalım:

Madonna del Ghisallo: 10,6 km uzunluğundaki bu tırmanış, %5,2 ortalama ve %11 maksimum eğime sahip.

Colma di Sormano: 9,6 km uzunluğundaki bu tırmanış, %6,5 ortalama ve %8,4 maksimum eğime sahip.

Muro di Sormano: 1,7 km uzunluğundaki bu tırmanış, %17 ortalama ve %25 maksimum eğime sahip. Bu kısa ve sert tırmanış, sanırım bu anıtsal klasiğin en akılda kalıcı etabı! Bisikletçilerin yüzlerini şekilden şekle sokmasının yanı sıra, iki üç bisikletçinin yan yana ancak sığabildiği daracık yollarında, asfalt üzerinde yazan yazılar da oldukça klasikleşmiş bir görüntü sunar tüm bisiklet severlere. Muro di Sormano’da, asfaltta yazılı şiirsel anlatılar ve daha önce bu tırmanışta boy göstermiş ünlü bisikletçilerin etap zamanlarının üzerinden geçilirken, bisikletçilerin yüzüne çarpan yağmur damlalarının, bacaklarında biriken laktik asitten daha yakıcı olduğu hissine kapılıyorum… Şuna hiç şüphe yok ki, dünyanın hiçbir yerinde ve hiçbir klasiğinde beni bu kadar etkileyen bir görsele rastlamadım!

 

Yarış, tarihi boyunca doğal olarak İtalyanlar tarafından domine edildi. Bir İtalyan için Giro di Lombardia’da kazanılan zafer; kurtarılmış bir kariyer, Madonna del Ghisallo tarafından kutsanmış bir destan, tarihe vurulmuş bir damga ve ailede nesiller boyu anlatılacak değerli bir hikâye demektir. İnancım o ki; tek günlük klasikler arasında bu yarıştan daha tatmin edici ve ruh besleyici olanı yoktur (biliyorum bu görüşüme karşı çıkan çok sayıda bisiklet sever olacak!). 2013 yılına kadar koşulmuş olan 106 yarışın 67’sini bu toprakların çocukları, yani İtalyan bisikletçiler kazandı. Hatta 1921 ve 1961 yılları arasında yarışı kazanan sporculardan yalnızca dört tanesi İtalya dışındandı. Yarış tarihindeki bazı rakamlara baktığımız zaman, galibiyet rekorunu elinde bulunduran ismin de bir İtalyan olduğunu görüyoruz: Fausto Coppi bu yarışı 1946 ve 1954 yılları arasında tam beş kez kazanmayı başardı.

 

Fausto COPPI

Fausto COPPI

Yarış yıllar içinde birçok mücadeleye sahne oldu. Benim izleyebildiğim Giro di Lombardia sayısı dokuz ya da ondur, ancak izlediğimden daha fazlasını okuyarak yaşamaya çalışıyorum fırsat buldukça.  İlgimi çeken okumalardan birkaçını anmak isterim. www.cyclingrevealed.com internet sitesinin tüm zamanların en akılda kalıcı 20 klasiği isimli çalışmasında (Top 20 All Time Major Classics) dört adet Giro di Lombardia var.

Mesela 1988 yarışı… Como’dan Milan’a koşulan 260 km’lik turda, Fransız bisikletçi Charly Mottet, birlikte kaçışa başladıkları Belçikalı Luc Roosen’in Valpiana tırmanışında lastik patlatmasıyla anlık bir karar vermek zorunda kalır. Geriye kalan 55 km’yi tek başına, büyük turlardaki bireysel zamana karşı etapları gibi nefes almadan tamamlayacaktır. Başarır mı? Evet! Mottet, aynı sene Giro di Lombardia’ya katılmadan önce Grand Prix des Nations (Bireysel Zamana Karşı) kupasını kaldırmıştı. Pek yeri değil ama, bu yarış da oldukça ilginç bir hikayeye sahip. İsmi her ne kadar kurumsal görünse de, Grand Prix des Nations, bir nevi resmi olmayan dünya zamana karşı yarışıdır. 1932-2004 yılları arasında Fransa’da koşulan bu yarış, 1994’te UCI Resmi Zamana Karşı Yarışları ve 1996 Olimpik Zamana Karşı Şampiyonalarının takvime girişiyle birlikte etkisini kaybetmiş ve ortadan kalkmıştır. Konumuza geri dönersek; Charly Mottet 1988 yarışını en yakın rakibi İtalyan Gianni Bugno’ya 1’40’’ fark atarak kazanır. Ve son yirmi yıl içinde bu yarışı kazanan ilk Fransız olur…

Charly MOTTET

Charly MOTTET

 

Birçok yerde karşıma çıkan unutulmaz Giro di Lombardia yarışlarından biri de 1976 yarışı… Bugün Cannondale takımı adına yarışan İtalyan bisikletçi Moreno Moser’in amcası Francesco Moser’in pelotonu çektiği yarışta, son 400 metredeki inanılmaz sprint, çok sayıda bisiklet yazısına konu olmuş. Belçikalı Roger de Vlaeminck’in başladığı sprint ile İtalyan Panizza ve Fransız Thevenet’i geride bırakarak zafere ulaşması, yarış tarihinin unutulmazları arasına girmiş. Aynı şekilde 1983 yarışında da İrlandalı Sean KELLY’nin, Greg Lemond ve Adri Van der Poel ile birlikte gerçekleştirdikleri sprint finişi birçok yerde yazılıdır.

Yarışın tüm yıllarına ait detaylı anlatımlar bulmak çok kolay değil. Eğer İtalyanca bilen bir tanıdığınız varsa, birçok doküman elde edebiliyorsunuz bu yarışla ilgili… Benim böyle bir şansım var ;) Yaptığım okumalar sırasında karşılaştığım en ilginç yarışların başında 1956 Giro di Lombardia geliyor. Daha önce bahsettiğim üzere, bu yarışın galibiyet rekorunu elinde bulunduran Fausto Coppi’nin de içinde bulunduğu bir hikâyeyi bünyesinde barındırıyor 1956 yarışı… Kariyerinin son dönemindeki İtalyan bisikletçi Fiorenzo Magni ile bir diğer İtalyan Fausto Coppi arasındaki mücadele ve yaşananlar dillere destan. Destan kelimesi beklentilerinizi yükseltmesin!  Şöyle ki; işin belirleyici yanı, patlayan lastikler, suratınıza çarpan dolu taneleri, ıslak yolda meydana gelen bir kaza ya da talihsiz bir bacak krampı değil, bir kadın! Anlatılan odur ki; yarışın devam ettiği sırada, Fiorenzo Magni’nin yanından geçmekte olan rakip takım otomobilinin arka koltuğunda Fausto Coppi’nin sevgilisi Giulia Occhini oturmaktadır. Ve Giulia’nın, acının doruğunda yarışmakta olan Magni’ye attığı alaycı bir bakış yüzünden, Magni’nin adrenalinle dolup taştığı ve yarışa asılarak Coppi’yi 6. şampiyonluktan ettiği yazılır/anlatılır. Bir bisiklet yarışı için oldukça karmaşık ve entrika dolu geliyor bana bu anlatılanlar. Ama yine de oturup 1956 yarışını izleyebilmek, ertesi gün gazetelerde yarışla ilgili yazılanları okuyabilmek isterdim.

Elbet benim de izlediğim ve etkisinden kurtulamadığım Giro di Lombardia yarışları var! Arkama yaslanıp düşündüğüm zaman, gözlerimin önüne Joaquim Rodriguez’in (isminin son harfi “m” olmasına rağmen, her zaman “n” olarak yanlış yazılan ünlü İspanyol bisikletçi), hava koşulları yüzünden sık sık canlı yayının kesildiği turda, ağır yağmur yağışı altında finiş çizgisine gelişi ve benim tüylerimin diken diken oluşu geliyor. Evet! Gözlerimle tanık olduğum en efsanevi Giro di Lombardia, 2012 yarışıydı. Buna hiç şüphe yok!

 

Joaquim RODRIGUEZ "El Purito" 2012 Giro di Lombardia

Joaquim RODRIGUEZ “El Purito” 2012 Giro di Lombardia

Giro di Lombardia 2012… Yarışa katılan bazı sporcuların isimleri bile kopacak fırtınayı önceden size anlatır gibi… Oliver Zaugg (Swi), John Gadret (Fra), Jan Bakelants (Bel), Franco Pellizotti (Ita), Carlos Alberto Betancur Gomez (Col), Fredrik Kessiakoff (Swe), Philippe Gilbert (Bel), Alessandro Ballan (Ita), Domenico Pozzovivo (Ita), Darwin Atapuma (Col), Samuel Sánchez Gonzalez (Spa), Filippo Pozzato (Ita), Ryder Hesjedal (Can), Joaquím Rodríguez Oliver (Spa), Damiano Cunego (Ita), Ivan Basso (Ita), Dario Cataldo (Ita), Rigoberto Uran (Col), Sergio Henao Montoya (Col), Alberto Contador (Spa), Thomas De Gendt (Bel)

Bergamo’dan Lecco’ya doğru koşulan 251 km’lik efsane! Öyle ki; elli yıllık bir aradan sonra Muro di Sormano’nun tekrar yarışa dahil edilmesi, yarış tarihinin Felice Gimondi’nin 70. yaş gününe denk gelen 29 Eylül’e alınarak ünlü İtalyan bisikletçiye bir saygı duruşu sergilenmesi, uzun yıllardır değişmez favorilerimden Joaquim Rodriguez’in zafere ulaşarak asırlık tarihinde bu yarışı kazanan ilk ve tek İspanyol bisikletçi oluşu, aynı yılın Eylül ayında Limburg’da UCI dünya şampiyonluğunu kazanarak gökkuşağı mayo (dünya şampiyonluğu mayosu) ile startta boy gösteren Philippe Gilbert’in yağmurlu yolda yaptığı kaza sonucu yarışa veda etmesi, 2012 mücadelesini benim gözümde doruklara taşıyan etkenlerden sadece birkaçı… Philippe Gilbert’in yarıştan çekilmesinden sonra Twitter üzerinden paylaştığı fotoğraf da bu senenin unutulmazlarından. Sosyal medyada “The curse of a rainbow jersey” (Gökkuşağı mayonun laneti) yorumlarının da günlerce dolaştığını hatırlatayım. Fırsatınız olursa tekrar tekrar izleyin bu yarışı!

gilbertCrash222

 

Philippe Gilbert'in Gökkuşağı Mayosu

Philippe Gilbert’in Gökkuşağı Mayosu

Bu kadar laf kalabalığından sonra, istatistikleri ya da yarış tarihinin kazananlar listesini buraya eklemeyeceğim. Merak edenleriniz bu bilgilere çok kolay ulaşacaktır. Şu anda yıl 2015. Ve önümüzde bizi bekleyen yepyeni bir Giro di Lombardia var! Sizden tek isteğim şu: 4 Ekim 2015’te kimselere söz vermeyin, 107. Giro di Lombardia’yı canlı izleyin! Ve yüksek sesle bir kere tekrar edin: La Classica delle Foglie Morte…

 

Sevgiler…

 

Ali Sinan Deniz @alisinandeniz