Ronde van Vlaanderen 2019’a Ön Bakış

Stybar, Terpstra’nın takımdan ayrılmasının ardından Quick-Step’in taşlı klasiklerdeki bir numaralı opsiyonu haline geldi. Sezona da harika başladı. Önce Omloop’u kazandı, ardından E3’ü. Çok formda. Elde ettiği sonuçlar bir kenara, yarışları izlediğinizde ne kadar güçlü olduğunu görebiliyorsunuz. Ve yıllardır hayalini kurduğu, birkaç kez kıyısından döndüğü monument galibiyetine hiç olmadığı kadar yakın. Peki galibiyet Ronde de mi gelecek, Paris-Roubaix’de mi?.. Neden ikisi birden olmasın?

Van Avermaet, 2012’den bu yana (kaza yapıp bitiremediği 2016 hariç) tüm yarışları ilk 10’da bitiriyor. Bu süreçte üç kez podyum yaptı; fakat hala aradığı şampiyonluğa ulaşabilmiş değil. Ve yaşının 33’e geldiğini düşünürsek, önünde fazla zamanı kalmadı. Yarışın en büyük favorilerinden biri. Yalnız bu sene bir belaya tutuldu. Her atağı tek başına geri getirmeye çalıştığı için son bölüme enerjisi kalmıyor. Bu yüzden Omloop’ta Stybar’a sprint bile kaybetti. Yoksa gücünde kuvvetinde pek bir eksilme yok. Ha, eksilen bir şey var; o da yardımcılarının seviyesi. Bu noktada, CCC’nin yeni transferi Van Keirsbulck’a çok iş düşecek.

Bahar klasiklerinin en istikrarlı isimlerinden, Naesen. Omloop ile başlayan süreçte neredeyse tüm yarışlarda yer aldı ve hemen hepsinde aktifti. Milan-San Remo’da ikinci, Gent-Wevelgem’de ise üçüncü olarak galibiyete çok yaklaştı. Tüm bu veriler, form durumuna dair olumlu şeyler söylese de, yorgunluğun onu Ronde’de yakalayıp yakalamayacağı; aklımdaki tek soru işareti.

Jungels, geçen yıl bahar klasiklerini Liege-Bastogne-Liege şampiyonluğuyla kapattıktan sonra yeni sezona taşlı klasiklerle başladı. Yabancısı olduğu bu ortama da çabucak uyum sağladı. Kuurne’yi kazandı, E3 ve Dwars door Vlaanderen’de ise yarışın en aktif isimlerindendi. Benzeri bir etkiyi Ronde’de yaratacağını düşünüyorum. Kazanamasa bile, yarışın gidişatına etki edecek isimlerden biri olacak.

Van Aert, geçen yılın üzerine koyarak sağlam bir kariyer inşa etmeye devam ediyor. Strade Bianche ve E3’teki podyumları onun için şaşırtıcı değil. Beni asıl etkileyen Milan-San Remo’da aldığı altıncılıktı. Şimdiye kadarki tek eksiği, henüz bir şampiyonluk elde edememiş olması. (Van der Poel o eşiği çabuk aştı.) Jumbo-Visma’nın Quick-Step’leşme sürecini de düşünürsek, iyi bir sonuç almaması için hiçbir neden yok.

Dwars door Vlaanderen, Benoot için iyi bir Ronde provası oldu. İstediği sonucu elde edemedi belki; ama stratejisini berraklaştırmıştır sanıyorum. Pave’yle sorunu yok. Yokuş zaten çıkabiliyor. Onun için problem, tüm bu engelleri aştıktan sonra sprint atmak. Resim çok net. Atak yapmak ve finişe tek başına gelmek zorunda. Bunu kariyerinde yalnızca bir kez, geçen yıl Strade Bianche’de başardığını not edelim.

Sagan, kariyerinin en zayıf bahar klasikleri dönemlerinden birini geçiriyor. Zaten pek az yarışta yer aldı, onlarda da rekabetçi olmaktan uzaktı. Formsuz olduğu kesin. Beri yandan, peak noktasına Ronde ve sonrasında ulaşmak istediği varsayımında da bulunabiliriz. Malum, bu yıl Liege-Bastogne-Liege’i kazanmak gibi bir hedefi var. Karar sizin… Her seferinde tahminlerimi boşa düşürdüğü için bu kez net bir fikir beyan etmek istemiyorum.

Son şampiyon Tepstra, post Quick-Step sendromu yaşıyor. Omloop ve Kuurne’de üçüncü olduktan sonra işler pek iyi gitmedi. Ya atak yapan grupları kaçırdı, ya da devamını getirecek kadar güçlü değildi. Fena bir takımı da yok aslında. Gaudin, Calmejane, Lighart, Petit; Pro-Conti seviye için hayli tatmin edici bir domestik kadrosu. Tabii yaşının 34’e gelmesi de düşüşünde bir başka etken. Sessiz bir yarış geçirmeyeceği açık. Fakat en tepeye oynayabilmesini biraz zor görüyorum.

Van der Poel, yol bisikletindeki ilk ciddi sezonuna harika başladı. GP Denain’i kazandı, Gent-Wevelgem’de podyumu kıl payı kaçırdı ve en son, Dwars door Vlaanderen’de kariyerinin ilk WorldTour galibiyetini elde etti. Bitmek tükenmek bilmeyen enerjisi, içgüdüleriyle hareket edip bundan sonuç almasına olanak sağlıyor. Ronde diğer yarışlara benzemez tabii. İçgüdülerinizi yarış zekasıyla beslemek zorundasınız. Neler yapacağını görmek için sabırsızlanıyorum.

Quick-Step’de tam olarak bir hiyerarşiden bahsetmek zor. Amaçları, belli bir isme yarış kazandırmaktan ziyade şampiyonluğu takım içinde tutmak. Bu nedenle, kağıt üzerinde üçüncü, hatta dördüncü opsiyon gibi görünen Lampaert için “Şansı yok” diyemiyoruz. Yarış içinde pekala işler onun istediği şekle evrilebilir. Yine de, birilerinin takım için çalışması gerektiğini de unutmayalım. Lampaert, o noktada en güvenilen isimlerden.

Valverde, 20 yıla yaklaşan kariyerinde ilk kez Ronde’de start alacak. Ki, daha önce neden denemediğini hep merak etmişimdir. Strava’da Paterberg istatistiklerine baktığınızda, zirvede Valverde’nin iki gün önce gerçekleştirdiği dereceyi göreceksiniz. Bu bilgiyi paylaşan @ammattipyöräily‏ hesabının sölediği gibi: Yarışa sırf eğlence olsun diye gelmiyor.

Kısa Kısa

Gilbert: 2017’nin şampiyonu, geçen yılın üçüncüsü… Yalnız tüm sezon kendini takım için paraladıktan sonra Ronde’ye gücü kaldı mı; emin değilim. Yaşı da geldi 37’ye…

Trentin: Sezonun istikrarlı isimlerinden biri. Finiş gördüğü dört yarışta da (Omloop, MSR, E3, GW) ilk 10’daydı. Benzer bir sonuç şaşırtıcı olmaz.

Kristoff: Gent-Wevelgem’de aldığı sürpriz sayılabilecek galibiyet, onu bu listeye almak için yeterli bir sebep. Dikkat, klişe alarmı: Bir şampiyonun kalbini asla küçümsemeyin.

Mohoric: Bu sezon kendini pave üzerinde deneyip iyi sonuç alanlardan. Gent-Wevelgem’deki gibi her atağa tuzlukla koşmazsa ilk 10’da iyi bir yer edinebilir.

Trek: İşler iyi gitmiyor. Dege’nin Gent-Wevelgem’deki ikinciliği sezonu kurtarmaya yetmeyecek. Stuyven ve/ya geçen yılın ikincisi Pedersen’in olaya el koyması gerekiyor. Gerekiyor da, pek ışık verdikleri söylenemez.

Rowe: Bahar klasiklerindeki en iyi derecesini 3 yıl önce burada beşinci olarak elde etmişti. Bu sezon da çok istekli görünüyor. Yine de, Ronde’den çok Paris-Robaix’de etkili olmasını bekliyorum. Moscon ise hala form tutabilmiş değil.

Demare: FDJ’yi yarışın bir noktasında pelotonu çekerken göreceğiz. Demare da bir noktada atak yapacak. Ve sonra ondan bir daha haber alamayacağız.

Vanmarcke: E3’te yaptığı kazadan beri yarışamıyor. Ronde kadrosuna da son anda dahil oldu. Yarışı bitirmesi bile kolay olmayacak. EF Education için en olası senaryo Langeveld gibi duruyor.

* * * * * Stybar

* * * * Van Avermaet, Naesen

* * * Van Aert, Jungels, Benoot

* * Sagan, Terpstra, Van der Poel, Lampaert

* Valverde, Gilbert, Trentin, Kristoff, Mohoric

Milan-San Remo 2019’a Ön Bakış

Yarışın sonucunu belirleyecek iki olası senaryodan bahsedebiliriz ve iki senaryonun başını da Quick-Step’liler çekiyor.

Sezonun en iyi iki takımından birinin (diğeri Astana) en forma ismi Alaphilippe. Strade Bianche’yi kazandı, en son Tirreno-Adriatico’da iki etap aldı ve daha bir sürü şey. Tam anlamıyla alev alev yanıyor. 2017’de Kwiatkowski ve Sagan’la üçlü sprinte girip ikisine de geçilmişti. Bugün aynı mücadeleye girse şansının daha yüksek olacağı muhakkak. Fakat kazanma ihtimalini maksimize etmek için geçen yıl Nibali’nin yaptığına benzer bir işe imza atması gerekiyor. Cipressa’da pelotonu dağıtıp Poggio’da tek başına kalmaya çalışacaktır.

Gelelim diğer senaryoya: Toplu sprint… Bu noktada takımın ikinci kozu olan Viviani çıkıyor sahneye. Sky’da heba ettiği üç yılın ardından transfer olduğu Quick-Step’de birkaç seviye birden atladı ve halihazırda pelotonun en iyi sprinteri konumunda. Onca denemenin ardından ataklar sonuç vermez de iş sprinte kalırsa yenilmesi gereken isim o olacak.

Sagan, gözüne Liege-Bastogne-Liege’i kestirdiğinden sebep, sezona farklı bir planlamayla girdi. Klasikler açısından sezonu Milan-San Remo’da açıyor. Şimdiye kadar yılın tek galibiyetini de 2 ay önce Tour Down Under’da aldı. Form açısından yarışın en büyük favorilerinden birini olduğunu söylemek zor. Ama bahsini ettiğimiz isim Sagan. Her zaman cebinden çıkaracak bir tavşanı vardır.

Ola ki çıkaramadı, Bora da tıpkı Quick-Step gibi diğer planını devreye sokacak: Sam Bennett. Bugüne değin, şans bulduğu ender zamanlarda üzerine düşeni fazlasıyla yaptı. Sezona da formda girdiğini söyleyebiliriz. Geçtiğimiz hafta Paris-Nice’de 2 etap aldı.

Nibali’nin şampiyonluğu bir kenara, geçen yıl beni en çok şaşırtan isim Caleb Ewan‘dı. MSR gibi 300 kilometreye göz kırpan sert bir yarışta, Ewan gibi fiziksel defekti olan bir ismin başarı olmasını beklemezken o gidip ikinci oldu. Bu sonucun da etkisiyle, bu sezon yarışa çok daha iştahlı başlayacak. Sonuç sprinte kalırsa Viviani’nin hemen arkasına Gaviria ile beraber onu yazarım.

Gaviria, geçen yıl sakatlığı nedeniyle yarışı pas geçmek zorunda kalmıştı ki; yarışın favorilerinden biriydi. Bu sene yeni takımıyla, yine benzer bir konumda. UAE için bir Quick-Step diyemeyiz elbette; ama yanında Kristoff (2014 şampiyonu) gibi bir “yardımcısı” olacak. Norveçli, şans bulduğunda kendisi de gidebilir. Her ne kadar eski formundan uzak olsa da…

Kwiatkowski, “Bir Ardenne’ci MSR’yi nasıl kazanır?” sorusunun cevabını 2017’de verdi. Zafere giden yolu biliyor. Aynı patikayı izlerse ikinci şampiyonluk neden olmasın?

Stefan Küng FDJ’ye transfer olduğunda en çok sevinen isimlerden biri Demare olmuştur. Zira kazandığı 2016 yılında dahi yanında böylesi bir rouleur yoktu. Sezona hızlı giremedi; ama MSR denince Demare için akan sular duruyor. Yine oralarda olacaktır.

Trentin ve Colbrelli için aynı cümleleri kurabiliriz sanıyorum. Sprint atabiliyorlar, yokuş çıkabiliyorlar. Ezcümle, yarışın her iki senaryosunu da uygunlar. Fakat pelotonda, bu söylediklerimi onlardan daha iyi yapan isimler varken kazanmak için yeteneklerinden daha fazlasına ihtiyaçları olacak.

Valverde, üzerinde gökkuşağı mayo ile 3 ayıl aradan sonra Milan-San Remo’ya geri dönüyor. Aklının bir köşesinde “Nibali yaptıyse ben neden yapamayayım?” düşüncesi olduğuna eminim. Alaphilippe’le beraber Milan-San Remo’da Fleche Wallonne-vari bir kapışma izlemek fantastik olmaz mı?

 

Kısa Kısa

Cort: Sezonun en çok galibiyet alan takımının yarıştaki en iddialı ismi. Geçen yıl sekizinci olmuştu. Üzerine koyacağı her basamak başarı hanesine yazılacak.

Degenkolb: Tour’daki Roubaix etabını kazanarak vücudunda dolaşan zehiri attı adeta. Dilerim mümkün olduğunca yukarıda bitirir.

Van Avermaet: Milan-San Remo, hiçbir zaman hedef yarışlarından biri olmadı. Değişen bir şey yok.

Matthews: Sakatlıktan yeni çıktı ve bacaklarındaki toplam kilometre, Milan-San Remo’da kat edeceği mesafeyi ancak geçiyor.

Bouhanni/Laporte: Cofidis’in düşman kardeşleri bir arada. İzlemesi hayli şenlikli olacak.

Groenewegen: Cipressa ve Poggio’nun olmadığı bir dünyada şampiyonluğun favorilerinden biri olabilirdi.

Nibali: :)

 

* * * * *   –

* * * *   Alaphilippe, Viviani

* * *   Sagan, Ewan, Gaviria

* *   Bennett, Kwiatkowski, Demare, Trentin

*   Colbrelli, Van Avermaet, Cort, Degenkolb, Kristoff, Valverde

 

 

Giro d’Italia 2018’e Ön Bakış

 

GENEL KLASMAN

Son şampiyondan başlayalım. Dumoulin, favoriler arasında en az yarış gününe (12) sahip isim. Yarıştığında da pek iç açıcı performanslar gösteremedi. Sezon boyu en iyi derecesi Liege-Bastogne-Liege’deki 15.’liği… Zamana karşı avantajını elemine edebilecek Froome gibi bir rakibi varken, geçen yılın aksine dağlarda fark yaratması gerekecek. Etna etabı, ne alemde olduğunu görmede önemli. İlk iki haftayı fazla kayıp vermeden atlatabilirse sonlara doğru form tutmayı başarabilir.

Okumaya devam et Giro d’Italia 2018’e Ön Bakış

Paris-Roubaix 2018’e Ön Bakış

 

Quick-Step’te bu sene yarış kazanamayan neredeyse bir Stybar kaldı (Bu satırlar yazılırken Enric Mas, Bask Turu’nda etap galibiyetini kutluyordu). Üzerine yıllardır Paris-Roubaix’yi kazanmak için çabaladığını ve iki kez direkten döndüğünü ekleyin. Sıra her açıdan ona gelmiş görünüyor anlayacağınız. Takımın öncelikli planı Gilbert olacak muhtemelen; fakat günün sonunda ibrenin Stybar’a döneceğini düşünüyorum.

Okumaya devam et Paris-Roubaix 2018’e Ön Bakış

Ronde van Vlaanderen 2018’e Ön Bakış

 

Flanders klasikleri için konuşuyorum (PR’yi içine katarak); aktif bisikletçiler arasında en iyisi Van Avermaet. Geçen yıl Paris-Roubaix’yi kazanıp kariyerindeki en büyük eksiği -bir monument galibiyeti- giderdi ve şimdi sırada Ronde var. Tek sorun, geçen seneki dominant performansının bir miktar uzağında oluşu. En iyi derecesi, E3’teki üçüncülük. Yine de, geçtiğimiz iki senede olduğu gibi ilk sıraya GvA’yı yazıyorum. Defalarca söyledim, tekrarlayacağım. Sagan’ın nasıl yenileceğini en iyi o biliyor. Okumaya devam et Ronde van Vlaanderen 2018’e Ön Bakış

Milan-San Remo 2018’e Ön Bakış

 

Vakit geldi. Omloop Het Nieuwsblad ve Kuurne-Brussels-Kuurne ile fiilen startını verdiğimiz Bahar Klasikleri dönemi, resmen başlıyor. İlk durağımız Milan-San Remo. Nam-ı diğer La Primavera. Sezonun ilk monument’ı ve en uzun (294 kilometre) yarışı…

Milan-San Remo’yu kazanmak için iki yol var. Ya alışıla geldiği üzere toplu sprintte en güçlü bacaklara sahip olmak. Ya da son 30 kilometrede çıkılan Cipressa ve Poggio ikilisinden birinde atak yapıp yarışı sprinterlerden çalmak. Tıpkı geçen sene olduğu gibi. Okumaya devam et Milan-San Remo 2018’e Ön Bakış

Podcast #16 – Tour of Turkey 2017’ye Ön Bakış

Vakit geldi. 53. Türkiye Bisiklet Turu; 10 Ekim’de Alanya’dan start alıyor. Sadece 4 WorldTour takımı ve 104 bisikletçi ile… Podcast’in 16. nüshasında, ülkenin politik gündemi içinde nefes almaya çalışan TUR 2017’yi konuşuyoruz… Keyifli dinlemeler.

Podcast #13 – Vuelta a Espana 2017 Değerlendirmesi

Yılın son büyük turu sona erdi. Chris Froome, Tour-Vuelta dublesi yaparak bisiklet tarihindeki yerini aldı. Yarışta Froome’dan rol çalmayı başaran tek bir isim vardı: Alberto Contador. El Pistolero, kariyerine Angliru’daki etap galibiyetiyle nokta koydu. Son dönemin en keyifli yarışlarından biri olan Vuelta 2017’yi, podcast’in 13. nüshasında masaya yatırdık. Yayının sonunda kısa kısa Ahmet’in Örken ve Türkiye Turu’ndan da bahsetmeyi ihmal etmedik… Keyifli dinlemeler.

Podcast #12 – Vuelta a Espana 2017’ye Ön Bakış

12. podcast’te, yaklaşan La Vuelta’yı konuştuk. Az sprint, bol tırmanış ve 20’nin üzerinde genel klasman iddialısı… Chris Froome, Tour-Vuelta dublesine göz kırparken Alberto Contador kariyerinin son yarışında iz bırakmak istiyor. Söz bir noktada Bolt ve Farah’a dahi geldi… Keyifli dinlemeler.

The Transcontinental Race 2017 Başlıyor

Jules Verne‘in Denizler Altında Yirmi Bin Fersah, Dünyanın Merkezine Yolculuk ve Seksen Günde Devr-i Âlem kitaplarından en az birini, herkes çocukluğunda okumuştur. Jules Verne’in zihinlerimizde başlattığı bu hayâl yolculuğuna devam edenlerimiz de illaki vardır. Kimisi okumaya ve hayâl kurmaya devam ederek, kimisi ise yola koyularak. The Transcontinental Race de yola koyulmaya karar verenler için biçilmiş bir kaftan.

The Transcontinental Race, her yıl düzenlenen, dışarıdan destek alamadığınız, ultra mesafe bir bisiklet yarışı. Bu yarış tamamen sizin zaman ve bitmek bilmeyen yolla olan mücadeleniz. Günün sonunda kronometreyi durduran kimse yok. İster otelde 4-5 saat rahat bir uyku çekin, isterseniz çadırda ya da bivak torbasında 2-3 saat kestirin. Bu tamamen size kalmış. Bu seneki yarış 28 Temmuz’da başlıyor!

 

Yarış ilk zamanlarında, Londra’dan başlayıp İstanbul’da sonlanırdı. Ben de ilk haberdar olduğumda başlangıç ve finiş böyleydi. Ancak bu yılki edisyon, son üç yılda olduğu gibi Geraardsbergen – Belçika’dan başlarken, Meteora – Yunanistan’da sonuçlanacak (ilk kez ülkemizde sonlanmayacak). Bu iki ülke arasında seyahat ederken uğranması gereken 4 check point söz konusu. CP1: Schloss Lichtenstein – Almanya, CP2: Monte Grappa – İtalya, CP3: Tatra Mountains – Slovakya ve CP4: Transfăgărășan – Romanya. Yarışçılar, uğramaları gereken noktaları istedikleri yollardan, istedikleri şekilde gidebilecekler. Herkes kendi rotasını çizecek ve en kısa zamanda Meteora’ya ulaşmaya çalışacak.

Yarışın organizatörü Mike Hall da bir uzun mesafe yarışçısıydı. Yarışçısıydı diyorum çünkü, Mike Hall 31 Mart’ta Indian Pacific Wheel Race’te yarışırken, bir aracın bisikletine çarpması sonucu, 35 yaşında Avustralya’da yaşamını yitirdi.

The Transcontinental Race 2017’ye, yani 5. edisyonuna 8000 civarı bir başvuru söz konusu oldu ve bunların sadece 277’si kabûl gördü. Ülkemizden Hüseyin Gökdai (#27) ve Berk Okyay (#171) yarışa bireysel olarak, İsmail Arkan (#250a) ve Yusuf Akkuş (#250b) ise takım olarak bu seneki yarışa katılacaklar. #171 numarası, sene başında bir yarışmayla yapılıyor ve sponsor bu yarışmacının her şeyini karşılayarak video çekimlerini gerçekleştiriyor. Bu numarayı kazanan isim geçen sene de yarışı tecrübe eden Berk Okyay olmuştu. Ben bu yarışı, Recep Yeşil ve Erik Nohlin‘in yarıştığı Specialized AWOL Transcontinental bisikletleri için çekilen belgeselden öğrenmiştim. Sizden umarım bu yazı vasıtasıyla öğrenir ve bu tutkunun bir parçası olursunuz. Bisikletçileri numaraları vasıtasıyla bu bağlantıya tıklayarak güncel olarak takip edebilirsiniz.

Tüm yarışmacılara ve özellikle bizim arkadaşlara başarılar!

*Bahsettiğim belgesel videolarını aşağıdaki YouTube bağlantılarından izleyebilirsiniz.