Namibya’nın Twitter Fenomeni Olimpik Bisikletçisi: Dan Craven

 

Rio 2016 Olimpiyat Oyunları yol bisikleti bireysel zamana karşı yarışında altın madalyayı İsviçre’nin yol bisikleti efsanesi Fabian Cancellara kazandı ve kariyerinin sonuna, kendisine yaraşır bir imza attı. O yarışta çok ayrı bir hikâye daha vardı ki, o da Namibya adına yarışa son anda dâhil edilen ve standart bir yol bisikleti ile yarışıp, Türkiye adına yarışan Ahmet Örken’in arkasında sonuncu olan Dan Craven.01

Dan Craven, Namibya’da bisiklet denince akla ilk gelen isimlerden biriydi ama artık onu tanıyan çok daha fazla insan var. 1983 yılında Namibya’da doğan kahramanımızın dedesi Güney Afrika’da çok ünlü bir rugby oyuncusu, koçu, eğitimcisi ve yöneticisi Daniël Hartman Craven. Aile kökleri ise elmas ticareti için Afrika’nın güney ucuna gelen İngiliz bir aileye dayanıyor. Üniversite eğitimi için Güney Afrika’ya giden Craven, önceleri triatlet olmak istiyor. İlk senesinde sadece bir kere havuza giriyor. Koşmayı da pek sevmediğini fark eden Craven, bisiklet üzerinden inmemeye başlıyor ve kariyeri yön değiştiriyor. Craven’in tam anlamıyla kendini bulduğu yer ise, üniversitenin bisiklet kulübü. Bisiklet keyfinin yanında Politika, Felsefe ve Ekonomi (PPE) eğitimini de derece ile tamamlıyor. İlginç bir dizi bağlantı ile kendini İsviçre’de profesyonel bir bisiklet kulübünün dört haftalık deneme kampına katılıyor ve gösterdiği gayret, bisiklet kariyerindeki ilk iki yılını Avrupa’da geçirmesini sağlıyor. Bu iki yıllık dönemde, Afrika kıtasında elde ettiği başarılar yolunu İngilitere’ye düşürüyor ve geçirdiği üç senenin (1 yıl Team IG-Sigma Sport, 2 yıl Rapha Condor) ardından, kısa süreli Azerbaycan ve Almanya macerasını yaşıyor. Daha sonra yeni ismi Direct Energie olan Team Europcar ile sözleşme imzalıyor ve Pro Continental seviyesini görüyor. Dan’in Team Europcar kariyeri, üç büyük turdan biri olan Vuelta a Espana’ya dahi katılmasını sağlasa da, genel klasmanda ancak 140. sırada kendine yer bulabiliyor. O da çoğu bisiklet sporcusu gibi Girona-İspanya’ya yerleşiyor ve Girona’nın tanıtımda görev alıyor. Hatta bisikletli tur rehberliği bile yapıyor. Kariyerinin başlangıcında Rapha Condor için sürmesi ve doğal karizması sayesinde bir süre Rapha mankenliği görevini de üstleniyor. Uluslararası düzeyde özellikle Afrika bisikletinde birçok birinciliği ve başarısı olan Craven, kariyerini İsrail’de Cycling Academy Team’de daha çok genç sporculara akıl hocalığı ve eğitmenlik yaparak devam ettiriyor.

02-rapha

Kahramanımızı ünlü yapan şey ise, 9 Ağustos’ta Rio Olimpiyatları’nda koşulan erkekler yol bireysel zamana karşı yarışı oldu. Namibya’yı sadece erkekler yol yarışında temsil etmek için gelen Craven, Rio’daki Olimpiyat parkurunu tamamlayamaz ve Olimpiyat yetkilileri tarafından bireysel zamana karşı yarışına katılma hakkı olduğu bildirilir. Kısa bir tereddütten sonra aynı Türkiye adına Ahmet Örken’in yaptığı gibi ülkesinin bayrağını dalgalandırmak için yarışa katılır ama sorun şudur ki, kendisinin zamana karşı bisikleti ve zamana karşının olmazsa olmazları aerodinamik ekipmanları yoktur. “Duyduğum bir istatistiğe göre, her 12 turist için Namibya’da yeni bir iş kolu açılıyormuş” diyor ve ülkesinin adı geçtiğinde merak edip Google’lanmasının ve ne kadar güzel bir ülke olduğunun görülmesini istiyor. Çok yönlü ve farklı kişiliği ile ülkesinin tanıtımı için elinden geleni yaptığı kesin ama salı günkü yarışta asıl gündeme oturan şey, yarış esnasında Twitter hesabından atılan tweet’ler. Özellikle aerodinamik olmayan ekipmanı ve aerodinami düşmanı sakallarıyla ilgili tweetleri kendisi yarışırken epey dikkat çekti. Hatta bir tweet’te, sihirli sakalının o yarışırken tweet atabildiğini söyledi. Daha sonra tweet’leri atanın kız arkadaşı Collyn Ahart olduğu anlaşıldı ama tweet’er esprili görsellerle devam etti. Uzun lafın kısası, Namibyalı bir bisikletçi Olimpiyatlar’da sonuncu oldu olmasına ama yarışa uygun olmayan ekipmanları, sosyal medyadaki şakaları ve çıkan haberlerle hem ülkesini tanıttı hem de kendinden bir hâyli söz ettirdi. Bizlere sporcuların sosyal medyada aktif olmasının, iletişim ve etkileşim kurmasının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha hatırlattı (Sosyal medya hesapları olmayan bir sürü sporcumuz, hatta organizasyonlarımız var). 2016 Rio Olimpiyatları yol bisikleti erkekler zamana karşı yarışında Fabian Cancellara ile birlikte hatırlanacak bir isim daha var ki, o da Dan Craven. En azından benim için. Ya sizin için?

Yazar: Onat Güngör

 

 

Kaynaklar:

http://www.procyclingstats.com/rider/Dan_Craven

http://lifedge.co.uk/introducing-dan-craven-part-1/

http://pages.rapha.cc/stories/girona-dan-craven

http://apartmentsandvillascostabrava.com/blog/why-girona-makes-the-perfect-base-for-cyclist-dan-craven-b1173.aspx

http://velonews.competitor.com/2016/08/news/dan-nam-accidental-time-trial_417779

http://www.cyclingweekly.co.uk/news/racing/olympics/secret-revealed-dan-craven-managed-tweet-olympic-road-race-272358

http://www.cnet.com/news/olympic-cyclist-live-tweets-his-whole-race/

https://twitter.com/berkemceylan/status/763362485156061184

 

Fotoğraflar:

1. ve 3. fotoğraf: Rapha http://pages.rapha.cc/stories/girona-dan-craven

2. fotoğraf: https://ssl.gstatic.com/onebox/media/olympics/photos/o16/live/RIOEC8A10XVDW_768x432.JPG

 

Not: Dan Craven’ın Rio 2016 Olimpiyatları’nda giydiği Namibya mayosu da Rapha tarafından tasarlanmıştır.

 

Giro d’Italia 2016 Dinlenme Günü Notları – II

Giro’da ikinci dinlenme günü geldi çattı. Bu sefer “Giro d’Italia 2016 Dinlenme Günü Notları” ile karşınızdayız. İtalya’daki altı etabın üçünde kaçış yapan bisikletçiler zafere ulaşırken, ikisinde sprint finişiyle etap galibi belli oldu. Son etap (9.) ise bireysel zamana karşı (ITT) formatındaydı. 4. etapla birlikte Tom Dumoulin pembe mayosunu Marcel Kittel‘den geri aldı. Etabı kazanan isim ise geçen sene de Giro’da etap kazanan Diego Ulissi oldu. 5. ve 7. etaplar için dümdüz diyemesek de, finişleri sprinte uygundu ve André Greipel Giro’da şimdilik 2 etap çıkarmış oldu. Hatırlatmak lâzım ki, bu toplu sprintlerde Marcel Kittel geride kaldığı için katılmadı. Kittel o ufak yokuşları pelotondan kopmadan aşabilse, belki de Alman meslektaşına zafer şansı tanımayacaktı. 6., 8. ve 9. etaplar ise ilklere sahne oldu. 6. etapta Tim Wellens, 8. etapta Gianluca Brambilla ve 9. etapta (ITT) Primož Roglič büyük turlardaki ilk etap zaferlerine imza atmış oldu.

Tim Wellens çok yetenekli bir genç bisikletçi olsa da, atak zamanlamasında yaşadığı problemler sebebiyle bir türlü etap zaferi kazanamıyordu ama 2016 Giro onun için bir başlangıç noktası olmuş olabilir. Primož Roglič’i de tur başından beri kayakla atlamadan yol bisikletine geçen bir sporcu olarak duyurmaya devam ediyoruz. Roglič sıçrama yeteneğinin yanı sıra zamana karşı yeteneğiyle de artık gündemimizde. 1. etapta Hollanda’daki zamana karşıda Tom Dumoulin ile neredeyse aynı zamanı yapan Roglič kıl payı farkla ikinci olmuştu. 9. etapta kendini bir kez daha gösteren Sloven bisikletçi elde ettiği ITT zaferiyle ilk büyük turuna ilk zaferine ulaşmış oldu. Brambilla isminden de tekrar söz etmemiz gerekiyor çünkü son iki gün Brambilla pembe mayoyu sırtında taşıdı. Dinlenme gününden sonra 10. etaba da pembe mayoyla genel klasman lideri olarak başlayacak. 8. etapta kaçış grubunun içinden yaptığı akıllıca atak, onun hem etabı kazanmasına, hem de pembe mayoyla kürsüde poz vermesine imkân tanıdı. İkinci ITT etabında da Brambilla’nın çok iyi bir zaman çıkarması ve pembe mayoyu koruması cidden şaşılacak şey. Tabii bu durumun sağlanmasında Ilnur Zakarin‘in basiretsizliğinin de katkısı olduğunu söyleyebiliriz.

Yavaş yavaş genel klasman tarafına geçecek olursak, öncelikle Katusha’nın genç lideri Ilnur Zakarin’den başlayalım. Normal şartlarda Zakarin şu an pembe mayoda olacaktı ama ITT’de önce mekanik problem yaşaması, sonra düşmesi, sonra yanılmıyorsak tekrar mekanik problem ve son 250 metrede tekrar düşmesi onun çok fazla zaman kaybetmesine sebep oldu. Bu kadar badireye rağmen Zakarin, en büyük favori Vincenzo Nibali‘den 1’16” geride. Tabii ki pembe mayo için şansı hâlâ çok zor ama kürsüyü veya ilk beşi zorlamaya devam edebilir. Sürpriz isimlerden devam edecek olursak, herkesin ağzını açık bırakan bir Bob Jungels performansı süregeliyor. Bob Jungels pembe mayonun sadece 1 saniye gerisinde. ITT’de bir iki “tık” daha hızlı sürebilseydi pembe mayo şimdi takım arkadaşı Brambilla’nın değil, kendisinin üzerinde olacaktı. Lüksemburglu Jungels şimdilik yokuşlarda kopmadı ama daha devasa yokuşlara henüz başlamadık. Üç hafta sonraki sıralamasını çok merak ediyoruz. Hatırlatalım, en iyi genç (beyaz mayo) klasmanında da en iyi dereceye sahip. Tom Dumoulin Nibali’den çok az geride bir durumda ama Dumoulin’in bu zamana karşıda fark atıp dağlarda kendine güvence sağlaması tek şansıydı. Onu da kötü kullanmış gibi duruyor. Yokuşlar üst üste geldikçe Dumolin gitgide gerilere doğru düşmesi kaçınılmaz gibi gözüküyor. Domenico Pozzovivo ve Esteban Chaves gibi fiziksel olarak minyatür isimler ise zamana karşılarının çok kötü olmalarının olumsuzluğunu bir kez daha süre hanelerinde görmüş oldular. İkisi de Nibali’den 1 dakikanın üzerinde fark yemiş durumdalar. İkisi de büyük olasılıkla ilk 10’da kendilerine yer bulacaklardır. Alejandro Valverde ve Nibali’nin durumları ise gayet iyi. Birbirleriyle aralarında 2 saniyelik bir fark var. Dağlarda baş başa kıyasıya bir rekabet bizleri bekliyor olacak. Diğer favori Mikel Landa ise hiç de fena bir ITT çıkarmadı ve Nibali’nin 25 saniye gerisinde. Fabian Cancellara‘dan da bahsetmeden geçemeyeceğiz. Cancellara hasta başladığı turda ilk koşulan ITT hayâl kırıklığı yaşamış ve yaşatmıştı. Giro 2016’nın ilk haftasında toparlanma mesajları veren ve savaşacağını belirten Cancellara bir tutam umut serpiştirmiş olsa da ikinci ITT’de de kürsü dışında kalarak 4. oldu. Profesyonel olarak son sezonunu
geçiren usta bisikletçi Fabian Cancellara için işler bir türlü düzelemedi.
ITT’de beklediğini alamayan Cancellara, etap sonrası Giro 2016’yı
bıraktığını açıkladı. Etap zaferlerindeki takımlara baktığımızda ise,
Etixx – Quick-Step ve Lotto-Soudal ön plana çıkıyor. İki takım da üçer
zafer elde ettiler. İkinci dinlenme gününün ardından artık genel klasman
mücadelesi iyice ön planda olacak. Zorlu Giro yokuşları ufak ufak başlıyor!

Giro d’Italia 2016’ya Ön Bakış

Giro d’Italia 2016 Dinlenme Günü Notları – I

Giro d’Italia 2016 Dinlenme Günü Notları – I

Chy1c3XXAAAWe8g

Hollanda Kralı Willem-Alexander ve Tom Dumoulin (Team Giant – Alpecin)

Giro bu yıl bildiğimiz gibi Hollanda’da başladı. Hollanda’nın coğrafyasından mütevellit, ilk 3 etabımız düzlük etaplardı (birincisi ITT, iki ve üçüncüsü sprint). O yüzden yokuşçuları ve genel klasmancıları şimdilik bir kenara bırakabiliriz. Yarışın açılış etabı olan Apeldoorn bireysel zamana karşısının iki favorisi vardı. Birincisi son sezonunu yaşayan usta bisikletçi Fabian Cancellara, ikincisi ise kendi evinde zafer görmek isteyen Tom Dumoulin. Cancellara’nın yarış öncesi yaşadığı rahatsızlıktan ve yarışın ilk gününe de bu hastalığının verdiği kuvvetsizlikle çıkacağından Giro d’Italia 2016’ya Ön Bakış yazımızda bahsetmiştik. Nitekim bu hastalık da Fabian Cancellara’nın performansına etki etti ve ITT’yi 8. sırada bitirebildi. Günün kazananı Tom Dumoulin’den 14 saniye yavaştı. Cancellara için son sezonu hiç de iyi gitmiyor. Kazalar, hastalıklar… Şansızlık Fabian’ın yakasını bırakmıyor. Gelelim ilk günün kazananı Tom Dumoulin’e. Dumoulin kendi evinde zaten büyük favoriydi. Cancellara’nın hastalığından sonra tek rakibi kendisiydi. Seyircisi önünde baskıyı kaldırıp kaldıramayacağıydı. Bunu da başardı ve pembe mayoyu üzerine geçirdi. 9.8 km’lik zamana karşının genel klasmancılar arasında pek de etki etmesi beklenmiyordu. Öyle de oldu. Hepsi kendi aralarında 30-40 saniye farklarla dizildiler. Yarışta 1 saniye bile çok önemli olsa da, dağlarda oluşabilecek patlamalar çok daha belirleyici olabilir. Genel klasmancılardan en iyi durumdaki isim Vincenzo Nibali. Eski şampiyon, Tom Dumoulin’den bile sadece 19 saniye geride kaldı. Nibali yarıştan önce formsuz gibi gözükse de, Giro’yu çok istediğini daha ilk etaptan belli etti.

Ch3S7pZWsAA_qW7

Tess von Piekartz ve Marcel Kittel (Etixx – Quick Step)

Marcel Kittel sprintleri kazanarak pembe mayoyu giymek istediğini daha ilk etapta hepimize gösterdi. Bireysel zamana karşı etabını çok iyi bir süreyle geçen Kittel, Tom Dumoulin’den sadece 11 saniye fark yedi. Böylece sonraki iki etaptaki zaferleriyle kazanacağı ikramiye puanları, Kittel’in pembe mayoyu giymesine olanak sağlayacaktı. Kittel ve Etixx – Quick Step’in planları da gerçekleşmiş oldu. Kittel ikinci etapta, yani ilk sprint finişinde takımının da iyi çalışmasıyla (FDJ trenini de kullanarak) rahat bir sprint galibiyetine ulaştı. Bitiş çizgisine metreler kala Marcel Kittel zaferini kutlamaya başlamıştı bile. Üçüncü etapta, yani ikinci sprint etabında da senaryo pek fazla değişmedi. Kittel yine takımının da iyi çalışmasıyla (bu sefer de Trek – Segafredo takımından da faydalanarak) rahat bir zafer elde etti. Kittel üçüncü etapta kutlamalara çok daha önce başladı. Finiş çizgisini geçtiğinde kendisini rahatsız eden kimse yoktu ve Hollanda topraklarını domine etti. Marcel Kittel’in bu etaplarda en büyük yardımcısı ise İtalyan takım arkadaşı Fabio Sabatini oldu. Etixx – Quick Step sezon başından beri bu denli çalışıyor aslında. Klasiklerde de hep önlerde, hep kalabalık, hep aktif oldular ama sonuç alamadılar. Oralarda yaşanan başarısızlıkların, takımın çok başlı (bol liderli) olmasından kaynaklandığını düşünüyorum. Giro’daki sprint treni ise çok daha sağlam. Herkesin rolü keskin ve belirgin. Kittel de ufak bir yardımla herkesi ezip geçebileceğini tüm dünyaya göstermeye devam ediyor. Gerekirse başka trenlerin de vagonlarına atlamaktan çekinmiyor. Bu adam sağlıklı olduğu zaman düz yolda onu durdurabilmek çok güç!

ChuDdspUYAAYDm4

Açılış günü. (Apeldoorn – Hollanda)

Marcel Kittel, genel klasman ve sprint mayosunun sahibi konumunda. Yalnız Tom Dumoulin dışında bir Hollandalı daha kendi topraklarındaki başlangıcı çok iyi değerlendirdi. O da Maarten Tjallingii. Sprint puanlarında ikinci konumda olan Tjallingii, yokuş klasmanında ise lider. Beyaz (25 yaş altı) mayonun sahibi ise şimdilik Tobias Ludvigsson. Ludvigsson bireysel zamana karşıda iyi bir sonuç aldı ve beyaz mayoyu sırtına geçirdi ve İtalya topraklarına kadar götürebildi. Değinmemiz gereken bir isim de, Primož Roglič. Roglič zamana karşıda kendinden beklenilmeyecek bir performans göstererek Tom Dumoulin ile aynı zamanı yaptı ve ikincilikte kaldı. Bu Roglič’in daha ilk büyük turu ve kendisi eski bir kayakla atlamacı. Önümüzde hâlâ birkaç sprint etabı var ama Kittel dışındakilerin şansı nedir onu bilemiyorum. Görünen şu ki; diğerleri başka, Marcel Kittel bambaşka bir düzeyde, sprint atıyor. Son olarak Fabian Cancellara’nın hastalığının bittiğini ve gücüne kavuştuğunu açıkladığını belirtelim. Spartacus’ten ilerideki etaplarda hâlâ bir şeyler görebiliriz. Bir şeye de değinmeden geçmeyelim. Hollanda’daki seyirci muazzamdı. Yine çok özendik. Yine çok kıskandık. Tour of Turkey‘nin en büyük sıkıntısı seyircinin olmaması desek, yanlış olmaz. Yan tarafta Giro’nun açılış etabındaki Apeldoorn – Hollanda seyircisini görünce, ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.

Giro d’Italia 2016’ya Ön Bakış

Paris-Roubaix Son Şakasını Yaptı

12994513_1108495209202340_6760383977061573553_n

Mathew Hayman / Fotoğraf: Graham Watson

Paris-Roubaix 2016 için bir sürü şey yazdık çizdik. Sosyal medyada bombaladık. Alkol masasında tartıştık. Yatmadan önce “bu sefer kim kazanır?” diye düşündük durduk. E sonunda ne mi oldu? Büyük ihtimâl psikopat bir bahisçi şu an yarıştan saatler sonra bile puro/viski keyfi yapıp kahkaha ata ata sakallarını sıvazlıyor. Olan bu. Bir bahisçi diyorum çünkü bu yarışı kazananın tahminini iki kişinin bile tutturabileceğini zannetmiyorum. Yarışı kazanan ismimiz Orica GreenEDGE‘in Avustralyalı sporcusu Mathew Hayman. Kendi kendinize “kim?” diye sorduğunuzu duyar gibi oldum. M-A-T-H-E-W H-A-Y-M-A-N. Belki abarttığımı düşünüyorsunuz ama Roubaix Velodromu’nda Hayman sprinti aldıktan sonra bisikletten indi ve şaşkın gözlerle etrafa baktı. “Neredeyim ben? Ne oldu? Bu insanlar kim? Kim kazandı?” gibi soruları büyük ihtimâl kendi kendine sordu durdu. Yol bisikleti dünyasına biraz uzak olan isimler için şöyle bir tarif de yapabiliriz: Filmin sonunda “cast” akar ya hani. Figüranlar bazısında yazar bazısında yazmaz. Kapanış jeneriği hızla akarken ismini güç bela okuyup da soyadına yetişemedigimiz kişiler vardır ya. İşte o isimlerden biri Mathew Hayman. Biz bari ismini bol bol yazalım da, kazınsın hafızamıza bir güzel!

12932864_1108494485869079_8563789413069758367_n

Tom Boonen – Mathew Hayman – Ian Stannard / Fotoğraf: Graham Watson

Kuzey Cehennemi’nde yeni kral Mathew Hayman olurken, Roubaix’ye ismini defalarca kazıtmış klasik efsanesi Tom Boonen ikinci, dayanıklılık abidesi Ian Stannard ise Paris-Roubaix’yi üçüncü bitirdi. Yarış velodrom sprintiyle sonlandı. Yarışı kaçış grubu kazandı desek yanlış olmaz. Tabii bu grup elli kere bozuldu, birleşti, tekrar toparlandı, yirmi kişi oldu, 3 kişiye düştü, düşenler oldu, tekrar yetişenler, sonunda ise Roubaix Velodromu’nun kapısından kafayı Mathew Hayman ve Tom Boonen birlikte gösterdiler. Hemen peşlerinde ise Sep Vanmarcke belirdi. Peşi sıra ise Ian Stannard ve Edvald Boasson Hagen. Grubun en iyi sprinteri Edvald Boasson Hagen’di ama gücü yetmedi ve sprinte bile katılamadı. Klasik efsanesi Tom Boonen tarihe bir rekorla daha geçmek için son derece heyecanlıydı. Fazlaca önde kaldı. Bir sağına bir soluna baktı, Hayman yanından sprinte kalktığında, sağında da Stannard belirince, arada sıkıştı kaldı. Hayman’ın önüne çıkmak için artık çok geçti. Hayman varını yoğunu, tüm tecrübesini, tüm enerjisini, elinde neyi varsa kapadı gözlerini ve aktardı bacaklarına. Bitiş çizgisini teker farkıyla en önde geçen oydu. Açtı kollarını ve zafer turunu attı. Asıl şoku ise, durup da bisikletinden inince yaşadı. Biz televizyonun karşısında dona kalırken, Hayman da tarihi Roubaix Velodromu’nda dondu kaldı!

Orica GreenEDGE sporcusu Mathew Hayman‘ın yaş hanesinde 38 yazmasına sadece 10 gün kaldı. Mathew Hayman’ın 16. kez Paris-Roubaix’ye katılmıştı ve bu sefer olanlar olmuştu. Aynı zamanda iki rekora da imza attı ve en yaşlı kazanan 4. isim olurken, en çok sefer katılıp (16.da kazandı) kazanan isim Hayman oldu. Bu durum için, “yüzdü yüzdü kuyruğuna geldi” de diyebiliriz. Mathew Hayman, 16 yıllık profesyonel yol bisikleti kariyerinde 2011 yılında kazandığı Paris-Bourges yarışından sonra 2. zaferini kazandı. O zafer ise Paris-Roubaix. Mathew Hayman kariyerinin sonunda çektiği ikinci filminde Oscar ödülünü aldı da diyebiliriz. İleride altından büyük hikâyelerin çıkabileceğini düşündüğüm bir mutlu sondu Hayman’ınki. Diğer karakterler için ise işler pek de yolunda gitmedi.

Cfskm1ZWcAA5vC4

Tom Boonen – Mathew Hayman

Yarışı ikinci sırada bitiren ve Paris-Roubaix’i daha önce dört kez kazanan Tom Boonen. Aslında her şey onun için mükemmel başladı. Fabian Cancellara ve Peter Sagan ana grubun bölünmesiyle arkada kalırken, aynı anda da Tom Boonen ve bir grup başına buyruk bisikletçi yaptığı atakla ana gruptan ön tarafa koparak kaçış grubunun arkasında yeni bir takip grubu oluşturdu. Bu grubun başında komutaya ise, Tom Boonen’ın Etixx-Quick Step’ten takıp arkadaşı Tony Martin geçti. Martin Fransa Turu’nda yapılan arnavut kaldırım etabını kazanınca kendisinde Paris-Roubaix iştahı belirmişti ve ilk kez bu yarışa katıldı. Yeteneklerini, dayanıklılığını, dinamoluğunu Paris-Roubaix yarışında da gösterme şansını buldu ve yarışın hakkını sonuna kadar verdi. Martin ve Boonen’ın muazzam çalışması yüzünden Cancellara, Sagan ve içinde bulundukları grup, kaçışı hiçbir zaman yakalayamadı (arkadaki kazalara değinmeye şu an için gerek bile yok). Boonen çok kuvvetli gözüktü. Hiçbir zaman geri adım atmadı. Yarış boyunca kameranın önündeydi. Belki de kameralarda fazlaca gözüküyordu. Paris-Roubaix’yi kazanmak için kameralarda pek fazla gözükmemenin ilk kural olduğunu, en iyi kendisi biliyordu! En sona 5 kişilik bir kaçış grubuyla kalan Boonen, son 10 km’de bile sürekli atak denedi. O son 10 km sadece Boonen sebebiyle değil, mücadelenin içinde bulunan bütün isimler sayesinde mükemmel bir havai fişek gösterisine dönüştü. Adeta 5 boksör aynı anda birbirlerine yumruk sallıyorlardı. Birisi dizlerinin üstüne çöküyor. İkisi üçü kapışırken, diğeri kontralarla saldırıyor. Biri ikisi arkalarını dönerken, kafalarını eğerken, diğerlerinin kroşeleri, aparkatları havada uçuşuyordu ve Boonen yıkılmadı, ta ki o son 100-200 metreye kadar. Bitiş çizgisindeki o bakış, her şeyi anlatmayı yetiyordu. Yazıya döktüğüm bu cümleler, kelimeler, harfler, Boonen bakışının yanında bir hiçti! Paris-Roubaix’yi en çok kazanan isim olma şansını yitirmiş, yazık etmişti. Hepimizde olduğu gibi büyük ihtimâl Boonen da o soru oluştu: Bu sene bırakmayıp da, 5. için seneye de şansımı denesem mi?… Neden olmasın? Yaş kemâle erdi ama bu azim, bu hırs, bu kazanma arzusu olduğu sürece neden olmasın?

Ian Stannard çok temiz yarışan bisikletçilerden biri. Dayanıklı, kolay yıkılmayan ama ölçülü bir bisikletçi. Gerçekten istediği zaman, tuttuğunu koparan biri. Birisi İngiltere Ulusal Yol Şampiyonluğu olan toplam dört zaferi var. Omloop gibi bir yarışı da iki kez üst üste kazanarak Team Sky’da ve bisiklet dünyasında sağlam bir yeri olduğunu ispat etmiş biri. Bu yarışta da elinden geleni yaptı ve her zaman atakların içinde oldu. Team Sky’ın Paris-Roubaix’de net bir lideri yoktu desek yanlış olmaz. Belki Luke Rowe, Stannard’dan bir adım öndeydi bile. Önce Team Sky’ın İtalyanlarıyla birlikte Luke Rowe da kaza yapınca (sonra Stannard’ın yanına dönmesine rağmen), bütün sorumluluk Ian Stannard’a kaldı ve o da üzerine düşeni gayet iyi bir şekilde yaptı diyebiliriz. Belki son km’lerde velodroma girmeden önce Boonen ve Hayman’dan kopmayabilir ve sprinte daha rahat girebilirdi ama yine de elinden geleni yaptı. Geri adım atmadı.

cnsjs

Fabian Cancellara – Niki Terpstra

CfsLA_6UIAAO3KX

Fabian Cancellara

Tom Boonen ile birlikte yarışın bir diğer efsanesi ise kuşkusuz Fabian Cancellara idi. Tom Boonen’ın bu sene bırakıp bırakmayacağı kesin değil ama Fabian Cancellera kesin olarak sezon sonu profesyonel yol bisikleti kariyerini bitiriyor. Hâlâ kazanabilir mi? Birçok yarışı kazanabilir ancak, Fabian zirvedeyken bırakmaya yakışacak birisi ve artık içinde o arzu yok gibi. Kendisinin de birçok kez dile getirdiği gibi, artık o Fabian yok. “Yeterli” diyor adeta kendisi için. Fabian’dan tüm bisiklet severler olarak son sezonunda yıldızdı pekiyili bir karne bekliyoruz. O da kuşkusuz ki bunu istiyor ama notlar pek de iyi gelmedi. Geçen hafta Ronde Van Vlaanderen’de, hâlâ kafalarımızdaki soru işaretlerinin geçmediği bir Sagan takipsizliğinden sonra, bu hafta Paris-Roubaix’de de, bu sefer Peter Sagan ile birlikte geride kaldılar. Kocaman bir grup olarak bir anda geride kaldılar ve öndeki kaçanları yakalama şansları bir daha ellerine geçmedi. İki üç defa çok yaklaştılar. Farkı 30 – 40 saniyelere kadar indirmelerine rağmen bir türlü yakalayamadılar ve o elim olay gerçekleşti. Bu yolların haritasını çizebilecek, virajların açısını, arnavut kaldırımlarının sayısını bile bilebilecek o adam, çamurlu bir alanda, hem de düz yolda kendisini yerde buldu. Günümüz bisiklet tarihine yakından tanıklık eden Eurosport Türkiye’nin bisiklet sporu anlatıcıları ve güzide yorumcusundan “Ooooooo” nidaları gelirken, benim gibi televizyon başında izleyen birçok kişi de eminim bastı küfürlerin en usturupsuzlarını. Kaza sonrasında bağrış çağırıştan sonra, hem televizyonda hem de evde derin bir sessizlik oldu. İçimizdeki alev, o adrenalin patlaması yaratan son 10 km’ye kadar sönmüştü sanki. Fabian Cancellara tabii ki yarışmayı bırakmadı. Tabii ki Paris-Roubaix’yi bitirdi. Tabii ki seyirciyi onurlandırdı. O daha önce de sarı mayoyu da onurlandırıp ne kırıklarla etapları, ne acılarla yarışları bitirmişti. Yayında Berkem Ceylan’ın da bahsettiği gibi,  Jasper Stuyven ile velodroma girip son turunu attı ve adeta genç yoldaşına devir teslimini yaptı. Tabii Ronde Van Vlaanderen bitişinde olduğu gibi yine seyirciyi selamladı. Özel taraftar grubuyla kucaklaştı. Ne kadar özel bir sporcu olduğunu bir kez daha herkese gösterdi.

Peter Sagan‘ın patronu Oleg Tinkov tuhaf tweetlerine devam etse de, “The King is Dead! Long live the King! @petosagan @f_cancellara” (Ronde Van Vlaanderen’de Sagan’ın, Cancellara’yı geçmesi sonrası attığı tweet) Peter Sagan herkesin saygısını kazanmaya ve başarılarına devam ediyor. Sagan’ın yıldızı bir türlü Paris-Roubaix ile barışmadı ama önünde bu yarışı kazanabileceği uzun yıllar var. Peter Sagan’ın zaferlerini çok fazla kanıksamış olsak da, henüz kendisi 26 yaşında. Belki üstte saydığımız isimlere gönülden bağlı olanlar kızacaklar ama Peter Sagan da ismini bir şekilde o isimlerin arasına sokacakmış gibi duruyor. Hele de en önemlisi bu olgunlaşması da bu kadar güzel devam ederse. Sagan’ın yarış hikâyesine birkaç yerde değindik. Cancellara’yla bile geride kalmıştı ve Cancellara’nın kazası sonrası ön tarafa yetişme şansı tamamen bitmişti. Tabii Sagan için bu kısımda olumlu olan önemli iki şey var ki; birincisi asla pes etmemesi ve sonuna kadar savaşması. O kadar defans odaklı sürüş görünce Sagan’ın tarzı ve eski tip atak stili, her zaman kazanmak için sürmesi, “oh be” dedirttiriyor. İkincisi ise mükemmel bisiklet kontrolü. Cancellara düştüğünde bisikletinin üzerinden öyle bir atlayışı var ki, çok acayip çok. O çamurda, o taşların arasında, o hızda ve o kadar ani bir durumda mükemmel bir refleks ve sonrasında mükemmel bir kontrol. O kadar geride kalmaya, o kadar yalnızlığına, o kadar olaylara rağmen Peter Sagan’ın yarışı 11. bitirdiğini de hatırlatmak lâzım.

CfsIobqW4AEzcRF

Mathew Hayman – Tom Boonen

Paris-Roubaix 2016 notları: Yarışın kaybedenlerinden önemli kaybedenlerinden Edvald Boasson Hagen ve Sep Vanmarcke ile başlayalım. Edvald da elinden geleni yaptı. Kaçışlarda kendini güzel korudu ve bir şekilde kendini sona attı atmasına ama sprinte girecek hâli kalmadı. Yarış bi’ 5-10 km daha kısa olsa belki o sprint’te Edvald da olacaktı. Boassan Hagen’in gücü şimdilik yetmedi ama genel olarak güzel bir görüntü çizdi. Sep Vanmarcke ise son zamanların kendisi için en iyi yarışını koştu diyebiliriz. Genelde sürekli arkada yattığı ve kaçışlarda hiç çalışmadığı için onu eleştiriyoruz ama bu yarış Sep Vanmarcke da elinden geleni sergiledi ve bu kadarlık bir sonuç ortaya koyabildi. Bu sefer yarışa heyecan kattığı ve sürekli denediği için büyük bir teşekkürü kesinlikle hak ediyor. Etixx-Quick Step’in belki de Tom Boonen’dan sonra en önemli ismi Niki Terpstra‘ydı. O da eski bir şampiyon ve yarışın en önemli 5-6 favorisinden biriydi. Cancellara ve Sagan gibi o da geride kalan grupta yer alıyordu ve Cancellara’nın kazasında hemen arkasında olduğu için kendini yerde buldu (gerçi Sagan oradan sıyrılmayı başarmıştı). Terpstra bu kaza sonrası yarışta abondone oldu. Bu yarış için acaba dediğimiz bir diğer isim de Alexander Kristoff‘tu ama izlerken Kristoff’u gördüğümü bile hatırlayamıyorum. Zaten bu sene de nal topluyor desek yanlış olmaz. Eski formundan çok uzakta. Tek günlük yarışlara keyif katan birisi, kısa zamanda formunu toparlaması hepimizin işine gelir. Yarışın en tuhaf sporcularından biri kuşkusuz ki Dimension Data’nın dünyaca ünlü sprinteri Mark Cavendish idi. Cavendish buraya gelme sebebini çok güzel anlattı. Yıllardır arkadaşlarının kendisi için çalıştığını, bu sefer de kendisinin arkadaşları, özellikle de Boasson Hagen için çalışacağını dile getirdi. Fena da gitmedi ve yarışı 30. sırada bitirdi. Imanol Erviti favori karakterlerimden biri hâline geldi. Yılların tırmanışçısı her zaman klasik severdi ama böylesine tutkulu kaçacağını kim tahmin edebilirdi? Geçen hafta Ronde Van Vlaanderen’de km’lerce kaçtıktan sonra, bugün de Paris-Roubaix gibi deli işi bir yarışta kaçışını yaptı. Yine elinden geldiğince herkese tutunmaya çalıştı. Erviti benim gözümde büyümeye devam etti. Bu arada Ronde’de 7. olan Erviti, Paris-Roubaix’de de yarışı 9. bitirdi. Muhteşem! Fabian Cancellara’nın takım arkadaşlarından tecrübeli isim Yaroslav Popovych de son yarışını koşmuş oldu ve bisiklet dünyasında güzel bir şekilde veda etti. Son olarak bahsetmemiz gereken bir detay da, Tom Boonen ve zaferi kazanan Mathew Hayman’ın birbirlerine koskoca sarılışlarıydı. Tom Boonen gibi bir şampiyonun kaybettikten sonraki bu duruşu, şık ve samimi hareketi görülmeye değer karelerden biriydi. Peter Sagan’ın kazadan müthiş sıyrılışı ve bisiklet hakimiyetini buradan, Elia Viviani’nin sakatlanmasına sebep olan motosiklet kazasını buradanBuradan da Paris-Roubaix 2016’nın özet görüntelerine göz atabilirsiniz.

Pazar günü, yani 17 Nisan’da Hollanda’da Amstel Gold Race koşulacak. Kaçırmayın derim!

Umarım siz de bisikletle birlikte hayatınızda güzel anılar biriktirebiliyorsunuzdur.

Paris-Roubaix 2016 – Cancellara Veda Ediyor

6 Nisan 2013 - Fotoğraf: Bryn Lennon/Getty Images Europe

6 Nisan 2013 – Fotoğraf: Bryn Lennon/Getty Images Europe

Fabian Cancellara bildiğiniz üzere son turlarını atmaya devam ediyor. Efsane isim sezon sonu artık yarışmayı bırakacak. Peter Sagan’ın dehşet (olumlu anlamda) formu devam etse de, en büyük favori Cancellara demekten kendimi alıkoyamıyorum. Tom Boonen dört kez, Fabian Cancellara ise üç kez daha önce Paris-Roubiax’i kazandılar. Tom Boonen maalesef eski formundan biraz uzaklaşmış durumda, o yüzden de onu en tepeye yazamıyoruz ama ben her zaman için eski şampiyonların favorilerden biri olması gerektiğini düşünürüm. Bu sebeple 2014 yılında kazanan Niki Terpstra da favoriler arasında yer alıyor. Aslında sezon başından beri “ah keşke burada olsa” dediğimiz bir isim daha var. O da, John Degenkolb. John maalesef sezon başında antrenmanda bir otomobil tarafından takımıyla birlikte biçildi ve henüz yollara dönebilmiş değil.

Fabian’ın geçen hafta Ronde Van Vlaanderen’deki göz yaşları hâlâ hatırımızda. Daha öncelerden de velodromda bitmesine rağmen, yarış 89’dan beri düzenli olarak Roubaix Velodrome’unda sonlanıyor. Cancellara Ronde’de olduğu gibi belki yine ellerini sallayarak seyirciyle vedalaşacak, belki de 2013’te Sep Vanmarcke’ı sprintte geçtiği gibi bir onurlandırmayla Roubaix’ye veda edecek…

Fabian için, Peter Sagan’dan daha güçlü dememiz mümkün değil. Sagan bu ara öylesine güçlü gözüküyor ki… Bir de üstüne biraz olsun olgunlaşma meselesi var. Cidden bunun üzerine koymaya devam ederse Peter Sagan’ı 5-10 yıl daha durdurabilen çıkamayacak gibi. Klasiklerde çok iyi, etaplarda çok iyi, sprint finişlerinde çok iyi, haftalık turlarda bile çok iyi, kilo verir ve çalışırsa ben yokuşlarda da çok iyi olabileceğini düşünüyorum. Şu an için bu adamın yapamayacağı şey yok gibi gözüküyor. Diğerlerine oranla en büyük farkı ise rahatlığı. Peter Sagan’ın kafası rahat. Keyfine bakıyor.

Peter Sagan / Paris-Roubaix 2014

Peter Sagan / Paris-Roubaix 2014

 

 

Yarışa geri dönecek olursak, en büyük favori olarak Fabian Cancellara ve Peter Sagan’dan bahsettik. Daha önceden bahsettiğimiz gibi John Degenkolb başından beri sakat. Arnoud Demare ve Greg Van Avermaet ise geçen hafta Ronde Van Vlaanderen’de düşüp sakatlandılar. Yarın Paris-Roubaix’de yarışamayacaklar. Favoriler arasına koyabileceğimiz isimlerden eski kazananlar Tom Boonen ve Niki Terpstra var. Etixx – Quick Step yine son derece kuvvetli bir kadroyla geliyor ama sezon başından beri istediklerini alamıyorlar. Boonen ve Terpstra dışında yarışı kazanabilecek Zdenek Stybar, Tony Martin ve Matteo Trentin gibi isimleri de var. Özellikle Tony Martin’e dikkat edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Hem bu sene yarışa ilk kez katılacak, hem de pavé sektörlere dayanabilir ve önde kalırsa, velodroma giden son bölümde uzayabileceğini düşünüyorum. Onun dışında Katusha’dan Alexander Kristoff, Team Sky’dan Ian Stannard, Luke Rowe ve hatta Elia Viviani’nin de şansları var diyebiliriz.

Bu anıtsal klasik Paris-Roubaix, bu yıl 114. kez yapılacak. Compiègne’den başlayacak yarış, 89’dan beri olduğu gibi  Roubaix Velodrome’unda son bulacak. 27 tane pavé (cobblestones) sektörümüz var ve hepsi birbirinden zorlu. Benim favorim ise Arenberg Ormanı geçişi. Her sene özel olarak o koca taşlar tekrar düzenleniyor ve bisikletçilerin de başına bela oluyor. Yağmur yağması bisikletçiler için biraz risk oluştursa da, yarış seyri açısından tadından yenmez.

Pazar günü yani 10 Nisan’da Eurosport’ta baştan sona yayın olacak. Canlı yayın sabah 11:15’te başlıyor. Şimdiden nevalinizi hazır edin.

 

 

Arenberg Ormanı -Fotoğraf: Panoramio / dhbemis

Arenberg Ormanı – Fotoğraf: Panoramio / dhbemis

Ronde Van Vlaanderen’in Kazananı Peter Sagan

Ronde Van Vlaanderen‘in erkekler yarışını kazanan Peter Sagan olurken, kadınlar yarışının galibi ise Lizzie Armitstead oldu. Böylece son dünya şampiyonları, yarışı erkeklerde ve kadınlarda da kazanmış oldu. Bu yıl, Tom Boonen’ın 2006 Ronde Van Vlaanderen zaferinden sonra dünya şampiyonluk mayosuyla kazanılan ilk edisyon oldu.

Fotoğraf: Sky Sports

Fotoğraf: Sky Sports

Peter Sagan bu sezona da alev alev başlamıştı. Klasiklerin başında İtalya’da çok da iyi işler çıkarmasa da, Belçika yarışlarında hiç fena gitmiyordu (Omloop 2., Kuurne-Bruxelles-Kuurne 7., E3 Harelbeke 2. ve Gent – Wevelgem 1.). Peter Sagan’ın Omloop’ta Van Avermaet’a, E3 Harelbeke’de ise Kwiatkowski’ye geçilmesi Sagan için kuşku duyulmasına sebep olmadı ve birçok otorite onu Ronde Van Vlaanderen’in favorisi olarak göstermeye devam etti. Tabii ki Fabian Cancellara’yla birlikte. Bu zafer ayrıca, Peter Sagan’ın kazandığı ilk anıtsal klasik olmuş oldu. Tour de France’da yeşil mayoyu dominasyonu ve tek günlük yarış galibiyetlerinin yanına bu zaferi de eklemesi, kesinlikle Sagan’ın bir üst seviyeye çıkmasına olanak sağladı.

Yarışın bir diğer büyük favorisi kuşkusuz ki Fabian Cancellara idi. Zamana karşı ve klasik uzmanı Fabian Cancellara, sezon sonunda emekli oluyor ve kendisi de dahil herkes ondan çok şey bekliyor. En kötü ihtimalle Ronde Van Vlaanderen veya Paris-Roubaix’ten bir tanesini kazanmasını. Bizim yaş kuşağımızdaki insanların şahit olduğu Cancellara – Boonen kapışması artık son buluyor. Hatta son buldu bile. Belçika efsanesi Tom Boonen eski gücünden uzaklaşmış durumda. İki efsaneyi de birer kez daha izleyebilmek büyük bir güzellik. Fabian Cancellara başta Sagan ve Kwiatkowski’nin gitmesine izin vererek hata yaptı belki ama (yanlış tercih diyelim) onun öncesinde pave sektörlerde yarışçılar seyrelirken yaptığı ataklarda bir hâyli enerji harcamış olabilir. Son 13-14 km’de zamana karşı modunda Sagan kaçıp Cancellara kovaladıysa da, yetişmek için yeterli gücü kalmamış gibiydi. Slovak Peter Sagan’ın artık çok güçlü olduğunu ve bence derslerine çalışmaya başladığını söylemek gerekir. Tabii kendisi aksini iddia etse de. Cancellara çizgiyi ikinci geçerken Sep Vanmarcke sprinte girmedi ve Cancellara da Sep’e de teşekkür ederek seyircileri selamladı. Zaten Sep Vanmarcke orada atak yapsa, bitiş çizgisi sonrası seyircilerin lincine bile uğrayabilirdi.

Sep Vanmarcke üçüncülüğü aldı almasına ama her zaman sergilediği yarış tavrından ayrılmadı ve bence seyircilerin antipatisini biraz daha arttırdı. Tüm kaçışlar boyunca Kwiatkowski’nin, Sagan’ın, Cancellara’nın arkasında yattı ve kaçışlarda her zaman olduğu gibi hiç çalışmadı. Yine kazanan karakter görüntüsünden yoksundu ve sonuçta kürsüye çıkabilmiş olsa da, bir kez daha kaybeden isim oldu.

Yarışın başında yaşanan kazalarda -Alexander Kristoff gibi sprinter özellikleri baskın bir bisikletçinin geçen sene Ronde Van Vlaanderen’i kazanmasından sebep- 2. 3. dereceden favorilerden olan Fransız sprinter Arnoud Demare abandone oldu. Yetenekli genç isim Tiesj Benoot da yarış başındaki kaza sebebiyle abandone olan isimlerden biriydi. Asıl kaza şoku ise BMC Racing Team’in takım hâlinde düşmesi ve en büyük favorilerden biri olan Greg Van Avermaet’in yarışa devam edememesiydi. Greg, kariyerinin belki de en formda yıllarını geçirirken, basit bir hata sebebiyle Ronde Van Vlaanderen’de sonuca ulaşamadı.

Yarış içinden aktarmamız gereken birkaç özel not da var. Bu notların çoğu da gözyaşı içeriyor. Yarışı kazanan Tinkoff’un Slovak bisikletçisi Peter Sagan, yarış sonrası verdiği röportajda, kazandığı zaferi, geçtiğimiz hafta Gent-Wevelgem’de motosikletin çarpması sonucu hayatını kaybeden Wanty-Groupe Gobert bisikletçisi Antoine Demoitié ve Critérium International’da rahatsızlanıp ambulansla hastaneye kaldırılırken yolda kalp krizi geçiren Roubaix Lille Métropole takımında pedal çeviren bisikletçi Daan Myngheer’a adadı. Sagan’da beni en çok şaşırtan yarış içinde akıllıca ataklar yapmasının yanı sıra, zaferini bu insanlara adamasıydı. Sanırım gözlerimizin önünde Peter Sagan’ın nerelerden nerelere geldiğine şahit oluyoruz. Bu gelişim sadece sportif açıdan da olmuyor. Sagan gitgide olgunlaşıyor. Wanty-Groupe Gobert imzaya Antoine Demoitié tişörtleriyle çıkmıştı ve Wanty-Groupe Gobert bisikletçisi Dimitri Claeys da vefat eden takım arkadaşı için savaşıp yarışı 9. bitirdi ve takım arkadaşını en güzel şekilde andı. Yarışın daha başlarında BMC Racing Team’in düşüşü ve Greg’in yarışa devam edememesinden bahsetmiştik. İşte orada Greg’in göz yaşlarına boğulması çok etkileyiciydi ve aklımızdan uzun süre silinmedi. Bir alkış da Imanol Erviti’ye. 150 km’den fazla kaçış yapan Erviti aslında Nairo Quintana’nın yokuş domestiği. Movistar da bu yarışa zaten mecburen katılıyor. Erviti bu yarışta uzun süre en önde mücadele ederek ve yarışı 7. bitirerek hem Movistar’ın Ronde Van Vlaanderen’deki en iyi derecesini yapmayı başardı, hem de kendini aştı. Yarışla ilgili son not ise, tabii ki Fabian Cancellara efsanesinin göz yaşları. Fabian Cancellara, “Spartacus” lakabını söke söke almış bir isim. Bu ismi kolay hak etmedi. Korkusuzdu, mücadeleciydi, dayanıklıydı, geri adam atmadı ve sonunda kendisine Spartacus denilmesine sebep oldu. Ancak dün bitiş çizgisini geçerken seyirciye verdiği selam ve yarış sonrası Cancellara’nın göz yaşlarına boğulması, Cancellara ve bizler için çok özel anlardı. Sanırım onu ağlarken ilk defa gördüm ve bir hâyli duygulandım. 35 yaşındaki bisikletçi, 17 yıllık kariyerinin birikimini adeta göz yaşlarıyla kusuyordu…

Bu pazar günü, yani 10 Nisan’da, bir diğer anıtsal klasik “Paris-Roubaix” koşulacak. Eurosport’tan baştan sonra canlı yayınlacak (6 saat) yarışta neler olacağını hep beraber göreceğiz. Kadınlar galibi Britanyalı Lizzie Armitstead’e ve erkekler galibi Peter Sagan’a tekrar tebrikler!

Ronde Van Vlaandaren 2016’da önemli anlar.

Fransa’dan Akılda Kalanlar

Tour de France’ı bu sene de izlemeye doyamadık ama galiba her güzel şey gibi bunun da sonu geliyor. Sonu gelmedi hâlbuki. Seneye de Tour de France keyfinden mahrum kalmayacağız. Sadece biraz sabretmemiz gerekiyor. Bisikletta ekibi olarak bu seneki turda öne çıkan isimleri değerlendirmeye çalıştık. Keyifli okumalar. (Yazıda değerlendirmesi yapılan bisikletçiler, “ortaya karışık” usulüyle dizilmiştir.)

Fotoğraf: Graham Watson

Fotoğraf: Graham Watson

Tejay Van Garderen @sercansaka

Turun en büyük sürprizi sayılırmı bilinmez ama Teejay Van Garderen, Tour de France başlangıcında ilk 10’un mutlak isimlerinden biri olarak görülse de, sanıyorum kimsenin podyum adayı değildi. BMC Racing Team adına yarışan ABD’li, 16 etap boyunca gösterdiği direnç ile podyumun en güçlü adayları arasına adını yazdırdı. 16. etap sonunda Tejay’in lider Chris Froome ile arasındaki zaman farkı 3 dakika 32 saniye, 2. Quintana ile arasındaki fark ise sadece 22 saniyeydi. Tejay, zorlu tırmanış etaplarının olduğu son haftaya gelindiğinde, pek mümkün görünmeyen bir mücadelenin içerisine girecekti ancak yaşadığı talihsiz hastalık, 17. etapta yarışa veda etmesine neden oldu. Üst üste 4 ağır tırmanış etabıyla Valverde ve Quintana karşısındaki eforu neleri getirirdi bilinmez ama sağlıklı geçireceği bir TDF’da minimum ilk 5 içerisinde yer alacak Tejay’in evine eli boş dönmesi, elbette kendisi ve takımı adına büyük hayal kırıklığı olmuştur.

 

Mark Cavendish @onarinoglu

Tour de France 2015’in belki de en büyük hayal kırıklığı, Mark Cavendish’ten geldi. Bu kadar hırslı bir adam, bizden çok kendisi hayal kırıklığına uğramış olmalı. Cavendish’in kazanma ihtimali olan sprint etaplarının sayısını 5+1 olarak düşünebiliriz. Cavendish bu etapların yalnızca 1 tanesini kazanabildi. Zaten sprint finişlerinde Alman Andre Greipel’in hakimiyetini rahatlıkla görebiliyoruz. Cavendish’in katıldığı her turda tulum çıkarmasına alışan güruhun, Cav’in geride kaldığı sprint finişlerini izlemeye çalışması, oldukça zor olsa gerek. Cavendish bu sezon pek formda gözükmüyor ve Etixx – Quick-Step’teki kontratı da sallantıya girmiş durumda. Bu arada Belçika takımının da eski deli dolu sprint trenini kuramadıklarını belirtelim. Hem Tony Martin’in tura erken vedası hem de Mark Renshaw’un sprintlere odaklanamaması, Cavendish’in zorlanmasına sebep oldu.

 

Fabian Cancellara @bisikletdükkanı

Evet, yol kenarına uçan sarılı bisikletçi Lotto-Jumbo’lu değildi… O ana kadar her şey yolunda gidiyordu aslında. 3 yıl sonra bir kez daha sarı mayoyu üzerine geçirmişti. Üstelik, alışılageldiği üzere zamana karşı performansıyla değil, sprintte Cavendish’i geçip üçüncü olarak aldığı zaman bonusuyla. Genel klasman listesinde en üstte onun adını gördüğümde yumruğumu sıkıyordum. Az önce o eller patlayana kadar birbirine vurmuştu. Ertesi günkü Mur de Huy etabında zirveye yakın bir yerlerde olup en az birkaç gün daha sarı mayoyu taşımasını bekliyorduk. Boş geçtiği klasikler sezonundan sonra hem ona, hem de bize ilaç gibi gelecekti. Ama dedim ya; yol kenarına uçan sarılı bisikletçi… O Cancellara’ydı. Sakatlıktan yeni dönmüşken tekrar 2 omrunu kırmıştı… Yarıştan önce, bu yılın Cancellara’nın son Tour’u olabileceği konuşuluyordu (kendisi söylemişti). Geri dönecek mi, bilmiyoruz. Bana sorarsanız; biraz da profile bağlı olarak, dönecekmiş gibi geliyor. Başarılı bir Ronde-Roubaix performansı sonrası, Olimpiyat oyunlarından önce son ciddi hazırlık. Rio’da altın madalya kazanmak istediğini biliyoruz. Ondan sonra muhtemelen emekliye ayrılacaktır. Başarırsa tam anlamıyla zirvede bırakacak. Başaramazsa zaten devam etmesinin anlamı olmayacak.

 

Vincenzo Nibali @bisikletdükkanı

Öncelikle bir konuda anlaşmaya varalım. Nibali; geçen yıl, Froome ve Contador olmadığı için değil; kazanmak için yapması gerekenden fazlasını yaptığı için şampiyon oldu. Hatırlayın, ilk 10 günü geride bıraktığımızda çoktan 2 etap almış, en yakın rakibine 2 buçuk dakika fark atmıştı. Bu yıl tekrar zirveye yakın bir yerlerde olması için uygulaması gereken reçete tam da buydu: Büyük dağ etapları öncesinde elinden geldiğince fark yaratmak… Yapamadı. Sorun değil, teoriyi her zaman pratiğe dökemezsiniz. Bu, Nibali’nin kötü bir tur geçirdiği anlamına da gelmiyor. İlk haftaki kötü performansı inanların aklında ön yargılı bir tablo bıraktı. Oysa abartılacak bir durum yoktu. Nitekim Nibali üzerindeki onca baskıya rağmen sakin kalmayı başardı ve son hafta gayet iyi bir performans gösterip kendisini podyumun eşiğine getirdi. Alpe d’Huez’in hemen başında mekanik sorun yaşamasa belki Valverde’yi de geçecekti. 70 kilometrelik kaçışla altığı etap da cabası. Pazar gecesi başını yastığa koyduğunda kafasında fazla tilki dolaşmıyordu muhtemelen.

 

Romain Bardet @sercansaka

Bisiklet sporunu ne için seviyorsunuz, neden takip ediyorsunuz sorularının birçok yanıtı var. Ama bu soruyu bir Fransız’a sorarsanız alacağınız yanıt, “Romain Bardet” olmalı. Eski tip bisikletçi vurgusunu bir çok kez işitmiş, saatlerce Youtube’dan isim isim arayarak bugün ne yok sorusuna yanıt bulmaya çalışmışızdır. Elbette aklımıza gelebilecek bir çok efsane isim, elbette bugün bile Bardet’in önünde sayabileceğimiz yaşayan efsaneler mevcut ama TdF 2015 boyunca efsane gibi yarışan Romain Bardet’ye ayrı bir parantez açmak gerekir. AG2R La Mondiale takımının genç Fransızının TdF boyunca etap galibiyeti alma hırsı, hem onun bu yarışa olan saygısının, hem de bu turda bir etap almanın ne kadar zor olduğunun kanıtı gibiydi. Bu muhteşem eforunun karşılığında biz bisiklet severlere eski efsaneleri hatırlatan Bardet, 1 TdF etabı, genel klasman 9.luğu, dağların kralı mayosu 3.lüğü, beyaz mayo 2.liği ve combativity (en mücadeleci sporcu) ödülü ile tura veda etti.

 

Nairo Quintana ve Alejandro Valverde @sercansaka

Turun süper yıldızı Nairo Quintana ve süper domestik Alejandro Valverde, Tour de France’ın en çok merak edilen ve dikkat edilen bisikletçilerinden ikisiydi. Bunun elbette birçok sebebi var. Nairo Quintana henüz beyaz mayoyu terk etmeden (1990 doğumlu), TdF’ın en büyük favorilerindendi. Aynı zamanda Valverde, her ne kadar domestik rolü ile tura katılsa da, Quintana’nın yaşayacağı en ufak problemle Movistar’ın yeni lideri konumuna gelebilirdi. Tabii bu takım içi çekişme birçoklarının aklına Wiggins – Froome arasında yaşanan diayalogları akla getirdi. Bu bile TdF boyunca Movistar’ın yakın mercekte incelenmesi için yeterli bir sebepti. Quintana gücü ile Valverde’yi ve tabii ki Froome’u son haftaya kadar yakından takip edebildi ve biz bisiklet severler, takım içi dedikodu kazanından gözlerimizi mutheşem tırmanışlara kaydırdık. Tüm tırmanış etaplarında ufak ve sürekli ataklarla Froome’a karşı kaybettiği süreyi geri almaya çalışan Quintana, başarıya ulaşamasada, tüm bisiklet severler için Alpe d’Huez etabındaki çabasıyla yıllar sonra anlatılabilir bir TdF anısı bıraktı. Valverde’nin, Quintana ile yapmış olduğu iş birliğinin Movistar açısından değeri ise büyük. Karşısındaki tüm dirençli favorilere karşı Domestik rolüyle geldiği TdF’da Quintana’nın arkasından 3. sırayı aldı. Alejandro Valverde’nin UCI World Tour bireysel klasmanda 2015 TdF şampiyonu Froome’un 60 puan önünde 1. sırada olduğunu hatırlatalım.

Fotoğraf: Graham Watson

Fotoğraf: Graham Watson

Thibaut Pinot @onarinoglu

Fransızların jönü Thibaut Pinot, kendisindeki bakış açısını yavaş yavaş karakter oyunculuğuna dönüştürmüş durumda. Pinot’yu pedallarken her gördüğümüzde hâlâ çok heyecanlanıyoruz ama bunun hissiyatı, “bu adam bu turu” kazanır şeklinde değil. Daha çok “işte bu etap Pinot’nun etabı olabilir!” ya da “inişe dikkat, inişe dikkat Pinot geliyor” şeklinde. Geçen sene kürsüye çıkıp, aldığı üçüncülükle bu sene için büyük bir beklenti yaratan Thibaut Pinot’nun ilk 5-6’ya girmesi bekleniyordu ama Pinot, 16. Olabildi ve Chris Froome’dan 38 dakika 52 saniye fark yedi. Çok şanssız anlar yaşadı. Mekanik problemler, mekanikerle problemler, düşmeler-kalkmalar Pinot’yu bu noktaya getirdi. Ancak Alpe d’Huez’de kazandığı zafer, herkese büyük bir “oh” çektirdi. Pinot nefis ve tarihi bir etabı kazanarak Fransızları ve bisiklet severleri rahatlattı. FDJ’nün de Thibaut Pinot için hiçbir şey yapmadığını ve pek de bir şey yapamayacak bir kadroya sahip olduğunu belirtelim.

 

Andre Greipel @bisikletdükkanı

Greipel, Doğu Alman köklerinin etkisiyle olsa gerek, istikrarlı bir bisikletçi olmuştur. Ortalığı kasıp kavurduğu pek vaki değildir; ama katıldığı her turdan en az 1 etap almadan da dönmez. Fransa’da da aynı şeyi bekliyorduk. Fakat 4 etap kazanmak? Hem de hepi topu 4,5 sprint etabının olduğu bir Tour’da? İşte bu beklenmedikti… Sporda, performans programlaması yapmak çok önemlidir. Formunuzun en üst noktasına, başarıya ulaşmak için size en çok gereken yerde ulaşmanız gerekir. Greipel, 1 numaralı sprint favorisi olarak gittiği Giro’da pek de parlak bir performans gösteremeyince “Artık yaşlandı mı?” diye sormaya başlamıştık. Meğer gözüne çoktan Tour’a kestirmiş, haberimiz yokmuş. Ki, bu bile Greipel’in kafa yapısını çözmek için önemli bir ipucu. Nizzolo, Viviani gibi görece düşük profilli isimler yerine; gözünü Cavendish’e, Degenkolb’e, Sagan’a dikmiş. Bravo! Yaş mevzusu açılmışken… 33 yaşındaki Alman, 1976 Gerben Karstens’in (34) ardından, Champs-Elysees’de etap kazanan en yaşlı 2. bisikletçi oldu. Bu açıdan bakınca, yaptığı işin değeri bir kat daha artıyor.

 

Chris Froome @onarinoglu

Chris Froome, ikinci kez bisiklet dünyasının en prestijli noktasına yükselmeyi başardı. Hem de bir hayli yorucu ve dedikoducu bir yoldan geçerek. Britanyalı sporcu 2012’de gösterdiği performansla da takım içi olaylara sahne olan bir ortam oluşturmuştu. Takım lideri Bradley Wiggins’in ardından turu ikinci bitirmişti. Ertesi sene de zaten turu kazandı. Bu sene ise ne kadar güçlü olduğunu bir kez daha gösterdi. Lance Armstrong sonrası bisiklet sporunda en çok öne çıkan için her zaman Alberto Contador olmuştu. Bu hegemonyayı kırma şansını ise Chris Froome eline geçirdi. Froome’un çok az bisikletçide bulunan tarzı ve ivmelenişi bütün seyircilerin dikkatini çekiyor. Tur esnasında yayınlanan bir videoda 2013 Mont Ventoux’da, Froome yokuşta 1000W üretirken, nabzının 155-156 attığı gözükünce, doping sesleri yükselmeye başladı. Bisiklet seyircilerinden Lance’i izleme şansını yakalayan her insanın, dopingle olan münasebeti biraz daha farklı oluyor. Bisiklet sporunda (bence her sporda) bütün şampiyonlara şüpheyle bakılması olağan bir durum. Tabii Froome için ispatlanan herhangi bir durum söz konusu değil. Froome’un turdaki performansına geri dönecek olursak. Chris Froome ve takımı Team Sky, yine muazzam yarıştı. Team Sky’daki her parça genelde olduğu gibi tıkır tıkır işledi. Bunun üzerine Froome gibi bir lideri barındırmaları, Tour de France 2015’i kazanmalarına bir hayli yardımcı oldu. Froome sadece Alpe d’Huez etabında Nairo Quintana’ya cevap veremedi. Onun dışında her etapta, herkese karşı çok güçlü gözüktü. Chris Froome genel klasmanı kazanıp sarı mayoyu sırtına geçirmenin yanında, polka dot (dağların kralı) mayoyu da kazanmasını bildi.

 

MTN-Qhubeka @bisikletdükkanı

Bu yazıyı okuyacak kadar bisikletle içli dışlıysanız MTN-Qhubeka’nın Afrika eksenli bir sosyal sorumluluk projesi olduğunu biliyorsunuzdur (özellikle Qhubeka kısmının). Bu yıl wild card alarak Fransa Turu’nda yarışan ilk Afrika lisanslı takım oldular. Tour’da bulunmaları dahi başlı başına bir meseleyken, bundan çok daha fazlasını başardılar üstelik. Eritreli Daniel Teklehaimanot, 6. etap sonunda polka dot mayoyu üzerine geçirerek, Tour tarihinde herhangi bir mayo giyen ilk siyah Afrikalı oldu. Yetmedi, 18 Temmuz Nelson Mandela gününde Steven Cummings ile enfes bir etap aldılar. Ve son olarak, takım klasmanını 5. sırada bitirdiler; ki bir ara 2. sıraya kadar yükselmişlerdi. Bunlar, MTN-Qhubeka ölçeğindeki bir takım için önemli başarılar. En azından adlarını bu seçkide anmak için yeter de artar bile. Yıllar sonra “2015 Fransa Turu” dendiğinde anacağımız gibi.

 

Peter Sagan @sercansaka

Yeşil Mayo iddiası ile katıldığı TdF’da 4 etap galibiyeti alan André Greipel’i (turun en çok etap kazananı), ara kapı performanslarıyla geride bırakan Sagan, beklentileri yine boşa çıkarmadı ve mayonun sahibi oldu. Peter Sagan, gelecekte de, tek günlük bisiklet yarışlarının ve Yeşil Mayo’nun mutlak favorilerinden biri olacaktır. Bilinen tavırları, kendine has kişiliği ve inanılmaz bisiklet hakimiyetiyle sürekli ön planda olan Sagan, genç yaşında bisiklet sporunun en tanınmış isimlerinden biri haline geldi. Sagan’ın vukuatlarını ve bilinir başarılarını bir kenara bırakıp, bu TdF için ayrı bir parantez açmak gerekirse, Yeşil Mayo’da en yakın rakibini 66 puan farkla geride bıraktı. Beyaz Mayo yarışı ise bize farklı bir bilgi sunuyor. 1990 ve öncesi doğumlu bisikletçilerin toplam tur süresi hesaplanarak
belirlenen Beyaz Mayo’nun 6. sırasında Peter Sagan var. Sagan’ın önünde yere alan Quintana, Bardet, Barguil, Pinot gibi saf tırmanışçıların yaklaşık 2 saat gerisinde turu tamamladı. Fakat Yates kardeşler, Wilco Kelderman ve Merhawi Kudus gibi tırmanışçı kimliği taşıyan bisikletçilerin ortalama 1 saat önünde yer alması, birçok şeyi açıklıyor. Sagan bu turda Contador’a verdiği domestiklik hizmeti, sürekli kaçış grupları içinde yer alması, ilk haftalarda kazalar nedeniyle gergin olan pelotona kattıkları ve bitmek tükenmek bilmeyen eforuyla, üzerine yapışmış olan antipatiyi de büyük ölçüde kırmayı başardı. Özetlemek gerekirse Peter Sagan’ı bu TdF eforuyla sadece bir sprinter olarak adlandırmak, önümüzdeki senelerde sıkça izleyeceğimiz bu modern dönem yıldızına haksızlık olur.

 

Alberto Contador @onarinoglu

El Pistolero… Bu sefer hedefi tam 12’den vuramadı Alberto. Çıkık omuzla aldığı Giro zaferinde benzininin tamamını boşaltmıştı. Artık 32 yaşına gelmiş Contador, yine de duble denemesi yapmaktan vazgeçmedi. Bazen hayatta kazanamayacağınızı bilseniz bile denemeniz gerekiyor. O deneme size eşsiz duygular yaşatabilir. Contador’u izlemenin en keyifli yanı, bitmek bilmeyen ataklarının patır patır sürekli devam etmesidir. Ancak bu sefer daha pasif bir sürüş tarzıyla kendini izlettirdi. Contador’un son Tour de France tarzıyla süren ve 5-10 arası bir yere kendini kapaklamaya çalışan birçok isim var. Bunu Contador yapınca bir tuhaf oluyor tabii. Yorgunluk. Giro’nun yorgunluğu Contador’un bacaklarında fazlasıyla hissedildi. Contador turu, Froome’un 9 dakika 48 saniye gerisinde, 5. Sırada bitirebildi.

 

John Degenkolb @onarinoglu

Normal şartlarda burada John Degenkolb’ün ismi yazmayacaktı. Bu yer Marcel Kittel için ayrılmış olacaktı. Ancak Kittel’in bir türlü iyileşememesi ve form tutaması, Giant-Alpecin’in tura Degenkolb ile gelmesine sebep oldu. Bu çok kötü bir ikinci tercih de değil bu arada… Degenkolb, Mart ve Nisan ayrlarını canavar gibi geçirmiş, ünlü klasikler; Milano-Sanremo ve Paris – Roubaix’yi kazanmıştı. Degenkolb de biraz Peter Sagan gibi arada kalmış bir sprinter. Bu seneki sprint başarıları, onu ilerleyen zamanlarda daha çok klasikçi bir hâlde görmemizi sağlayacaktır. Tour de France’da ise iki kere 2. olan Degenkolb’e tam olarak bekleneni verdi diyemeyiz. Degenkolb’ün 1 etap kazanması, Kittel’siz gelen Giant-Alpecin’i rahatlatacaktı.

Fotoğraf: Graham Watson

Fotoğraf: Graham Watson

KISA KISA…

Purito Rodriguez: ASO, bu parkuru birkaç yıl önce çizseydi ilk büyük tur galibiyeti için önemli bir şans elde edebilirdi. Ne var ki şu an 37 yaşında ve genel klasman mücadelesi vermek yapabileceği şeylerden biri değil. Belli ki o da bunun farkındaydı; odağını etaplara yöneltti. Başarılı da oldu. Hem de 2 kez. Üstelik biri, tutkunu olduğu Mur de Huy’deydi. Bundan daha güzel bir sonbahar yaşanabilir mi?

Geraint Thomas: İyi yokuş çıkabildiğini biliyorduk; ama bu kadarını da beklemiyorduk açıkçası. En azından ben beklemiyordum. Son 2 günde patlayana kadar ilk 5’teydi. Ronde, Roubaix gibi klasiklerde başa güreşip beri yandan büyük turlarda üst sıraları kovalamak alıştığımız bir durum değil.

Tony Martin: Birer ikişer saniyelerle kaçırdığı sarı mayoyu mini Paris-Roubaix etabında aldığı etap galibiyetiyle nihayet üzerine geçirmişti. Fakat mutluluğu sadece 3 gün sürdü. 102 yıllık Tour tarihinde, liderlik mayosunu giyerken yarıştan çekilmek zorunda kalan 15. bisikletçi oldu.

Eduardo Sepulveda: 14. etaptaki bir tırmanıştan önce zinciri kırıldı. 100 metre ötede bekleyen takım arabasına gitmek için AG2R otomobiline binince diskalifiye edildi. Oysa genel klasmancıların tenezzül etmeği Alp etaplarından birinde kaçarak pekala galip gelebilirdi. Yorum yok!

 

Kapak Fotoğrafı: Jered Gruber

Dinlenme Günü :: Tour de France (Hatırlatmaç)

Olağanüstü temposu, sürpriz finalleri, beklenmedikleri olağan kılmasıyla diğer turların içinde bir dünya kupası ki kimileri için evrenin en büyük spor olayı Tour de France, bu senede bizleri büyülüyor. Peki ilk dinlenme gününde geriye bakarsak tur neden bu kadar büyük?  Elbette sprint ağırlıklı etapları geride bıraktık ve bu tur için yeterli değil, dağları beklemek lazım ama 2 efsanenin yıkıldığı, büyük kazaların yaşandığı, sarı mayo belirsizliğinin sürdüğü, aradığımız sprintere dahi ulaşamadığımız bir belirsizlik serüveni ile karşı karşıyayız.

Hatırlamak Gerekirse: Neler Yaşadık?

İlk olarak Rohan Dennis’in (kimileri için sürpriz) zamana karşı performansından başlayalım. Utrecht › Utrecht etabında arkasına seyirci desteğini alan Tom Dumoulin, rüştünü ispatlamış Tony Martin ve Fabian Cancellara gibi isimleri sollayan Avustralyalı’ya, büyük saygı gönderiyoruz. Mesafe açısından çok tatmin edici görünmeyen ITT etabı temposu ve forma aşkıyla gelecek etapların habercisi olması açısından önemliydi. İlk sarı mayomuz vatana millete hayırlı olsun.

Sprint

Değişen ara kapı kurallarıyla birlikte kendimizi hem etap içi hem etap sonu bir yarışın içinde bulduk. Sprintleri Alman hegemonyası olarak yorumlayabiliriz. Andre Greipel’e hayran kalmamak mümkün değil. Her etap sonu en iyi pozisyonu almayı başaran Greipel, iki etap kazandı.

Peter Sagan’ın domestik performansını da göz gönüne alarak yaptığı işi bir kenara atmamak lazım. Gerçekten inanılmazdı. Özellikle tırmanışlardaki performansı ve kazalar yüzünden gergin olan peloton içerisindeki rolü ile ilk 9 etapta akıllarda en çok kalan isimlerden olan Sagan, Yeşil ve Beyaz mayoyu üstünde tutuyor. Peter Sagan hakkında herkesin bir görüşü var ama biz büyük bir klasikçi olması dileğinde bulunalım.

Turun sprinter performansında en büyük hayal kırıklığı, (Fransızları bir kenara bırakırsak) Mark Cavendish. İlk etaplarda özellikle Mark Renshaw kaynaklı bir Cav çöküşü vardı ki, etap sonlarındaki mimiklerden Caps yapılır, ama efsane olmanın ilk şartı, her düştüğünde ayağa kalkmasını bilmek. Son sprinti kazanıp, Tour de France’de etap kazanma onuruna bir kez daha ulaşan Cavendish, Champs-Elysees’nin yolunu tuttu.

Yeşil Mayo

1. SAGAN P. (TCS) 213 puan
2. GREIPEL A. (LTS) 210 puan
3. CAVENDISH M. (EQS) 159 puan
4. DEGENKOLB J. (TGA) 158 puan

Efsanelerin Kaybı

Başlıktan yorumla doğabilecek yanlış anlaşılmayı kırmak isterim. Sarı mayo adaylarımız şimdilik sapasağlam. Yine de Tony Martin ve Fabian Cancellara gibi iki efsaneye ayrı paragraf açmamak haksızlık olurdu. Hollandalıların yeni prensi Tom Dumoulin sonrasında, iki büyük zamana karşıcısını da kaybeden tur, henüz üçüncü etapta (Huy) yaşanan ağır kazayla birlikte Fabian Cancellara’ya (etabın sarı mayosu), 6. etapta ise halen tam olarak kavrayamadığım bir Tony Martin faciasıyla iki efsaneye de veda etti.

Martin’in ben gidersem hepiniz benle gelirsiniz edasıyla tüm favorileri yerle yeksan ettiği olayda, Tony köprücük kemiğini kırmaktan kurtulamadı. Tony Martin gibi Etixx – Quick Step sporcusu Zdenek Stybar’ın etabı kazanması, ardından alınan Cavendish röpörtajı, takım içindeki güler misin ağlar mısın tavrını en net ortaya koyan karelerden biri olsa gerek. Aynı gün içerisinde TDF’de etap kazanıp, önemli bir sporcu kaybediyorsunuz ve üzerine bir de spor antolojisinde yer alacak bir fotoğrafı biz spor severlere sunuyorsunuz. Anlatması zor bir an, yaşamasını tahmin edemiyorum. Etixx – Quick Step gözünden o gün;

Sarı Mayo

Dokuz etapta sekiz farklı etap galibi, beş ayrı sarı mayo sahibi çıkaran turumuzun sarı mayo paragrafında genel klasman liderlerinin ufak değerlendirmesini sunalım.

Liderler

Chris Froome 31h 34’12”
Tejay Van Garderen 0’12”
Alberto Contador 1’03”
Rigoberto Uran 1’18”
Alejandro Valverde 1’50”
Nairo Quintana 1’59”
Vincenzo Nibali 2’22”
Warren Barguil 2’43”
Robert Gesink 2’52”
Bauke Mollema 2’56”
Jean-Christophe Péraud 3’30”
Joaquim Rodriguez 3’52”

İlk sporcumuz Thibaut Pinot; muhteşem Eurosport spikerlerimizden (tüm Fransızlara önerilir; “TDF Türkiye’de izlenir”) aldığımız bilgilere göre, Pinot ciddi bir özgüven problemine sahip. Tur içerisinde sayısız kez yere düştüğünü, sürekli bir isyan halinde olduğunu, şanssız olduğunu ve pek de iyi bir takıma (FDJ) sahip olmadığını belirtelim. Yaşadığı talihsizlikler sonucu Chris Froome karşısında ciddi bir zaman farkı yiyen Pinot’un, liderler tablosunda üst sıralara yetişmesi pek mümkün görünmüyor. Buradan FDJ takımına da ayrı bir parantez açmak isterim. Liderlerini kazalara karşı savunmasız bıraktılar ve kaza sonrası lideri pelotona yetiştirme konusunda da oldukça başarısızlardı.

Chris Froome benim gözümde en güçlü favori. Keza hiçbir etapta zayıflık belirtisi göstermeyen Froome, en iyi domestik kadroya da sahip gibi gözüküyor. Vincenzo Nibali’nin ise yarattığı bir çok soru işareti bulunuyor. Şu an sarı mayo sahibi Froome’un 2’22” arkasında kalan Nibali, genel klasmanda büyük bir yara aldı.

Alberto Contador’un Giro yorgunluğu ile geldiği Tour de France’de, konumu şimdilik sağlam gibi. Tejay Van Garderen ve Nairo Quintana’yla sarı mayodan çokta uzaklaşmayan Contador’un, dağlardaki performansı merak konusu.

Sarı Mayo yarışı sürerken hava koşulları, etap koşulları, tırmanış performansları herkesin aklında. Peki bizim aklımızda neler var?

Aklımıza Takılanlar

– Joaquim Rodriguez ve Rigoberto Uran, Polka-Dot (dağların kralı) mayo ve genel klasman şansları nedir? İlk 5 içerisinde yer alırlarsa şaşırır mıyız ?

– Pinot hiç değilse bir TDF etabı kazanabilir mi?

– Contador dağlarda Froome’un temposuna ayak uydurabilecek mi?

– Takım arkadaşları olan Quintana ve Valverde arasında liderlik mücadelesi yaşanacak mı?

– Quintana sürpriz bir atakla sarı mayoyu giyer mi?

– Nibali zaman farkını kapatır mı?

 

Yazar: Sercan Saka @sercansaka

Doğa Felaketi / Doğal Güzellik :: Tirreno-Adriatico

Hava durumu yüzünden bayağı bir olaylı geçen Tirreno-Adriatico tamamlandı ve bisikletin bıçkın delikanlısı Kolombiyalı Nairo Quintana, bu önemli haftalık yarışın galibi oldu. Froome’un katılmadığı bu önemli yarışta, birçok yıldız ve yıldız adayı, zafer için mücadele etti. Sezonun başında herkes bacakları açmaya devam ediyor. Chris Froome, Nairo Quintana ve Alberto Contador fena durumda değiller ama Nibali sezon başından beri çok bir varlık gösterebilmiş değil. Takımı Astana’nın doping sürüncemesi de devam ediyor.

Bu yazıyı asıl yazma amacım olan “hava durumu” meselesine devam edelim. Tirreno-Adriatico’daki hava durumu malumunuzdur. Fotoğraflar gözünüze çarpmadıysa, aşağıda paylaşacağım. Nairo Quintana, bu karlı ve sövgülü 5. etapta farkını ortaya koyarak, etabı da, yarışı da aldı. Özellikle Fabian Cancellara ve Purito (Joaquim Rodriguez, organizasyonu ve bu durumu içlerinden geldiğince sövdüler. Cancellera, kuralların değişmesi gerektiğini, hava koşullarının adaletsizlik yarattığını dile getirdi. Tamam belki Tirreno-Adriatico’nun bu etabı abartı bir durum oluşturmuş olabilir ama yol bisikleti yarışlarının doğasında bu yok mu acaba? Sonuçta bir açık hava yarışı ve dayanıklılık yokuşu. Dağcılıkla çok bezettiğim bir spor. Evet, kötü hava koşullarında, zorlu Everest dağına tırmanabilirsin. İstemiyorsan da tırmanmaz, Yok bunu yapamam diyorsan da, Elbruz’a Büyük Ağrı’ya ya da Hasandağı’na çık. Organizasyonlar, bisiklet sporcularının canlarını çıkarıp reyting getirisi istiyorlar mı? Buna da evet diyebiliriz. Ancak bu işin bir orta yolu bulunması da gerekiyor. Neyse ki Cancellera son etaptaki bireysel zamanı karşıyı kazanarak kendi yüzünü biraz gülümsetti. Ama yine de kaşları çakık bakışlar atmaya devam etti.

Bisiklet sporunu benim için en özel kılan durum, yol bisikletinin seyirciyle omuz omuza (onu da abartanlar var) ve doğanın/şehrin yani hayatın içinde olması.

Bu arada Tirreno-Adriatico 2015’in galibi, Movistar’dan Nairo Quintana, ikinci Trek Factory Racing’in Hollandalısı Bauke Mollema, üçüncü ise kürsüdeki bir diğer Kolombiyalı isim Rigoberto Uran (Etixx – Quick Step).

 

Contador

Alberto Contador :: Fotoğraf: http://www.steephill.tv

peloton

Peloton :: Fotoğraf: http://www.steephill.tv

quintana

Nairo Quintana (Movistar) :: Fotoğraf: http://www.steephill.tv

taraftar

Taraftar :: Fotoğraf: http://www.steephill.tv

Fabian Cancellara Tirreno Adriatico Stage 5 CAKGZmzUYAAu8gV

Yarış sonunda Fabian Cancellara’nın kaskının durumu.