Tour de France 2016 Dinlenme Günü Notları – I

Mark Cavendish

Bu sene Tour de France’ın 103. edisyonu düzenleniyor. Çoğu büyük turda olduğu gibi, TdF 2016’nın da ilk bölümü genel olarak sprint etaplarıyla geçildi. Hepsini toptan bir şekilde özetleyebileceğimizi düşünüyorum. Öncelikle ilk 9 güne ülkesel boyutta Büyük Britanyalı bisikletçilerin damga vurduğunu söyleyebiliriz. Takım olarak da Dimension Data’nın. 4 sprint etabının 3’ünü usta sprinter Mark Cavendish aldı. Son yıllarda rakiplerinin gölgesinde kalan isim, pozisyon bilgisini nasıl kullanabildiği bir kez daha gösterdi. Belki Marcel Kittel’in, hatta diğer sprinterlerin maksimum hızları ve güçleri daha fazla ama Mark Cavendish sprinti ne zaman, nerede ve ne şekilde atacağını çok iyi biliyor. Bu sene olimpiyatlarda pist yarışlarında da madalya hedefleyen Cavendish’in Fransa Turu’ndaki performansı hepimiz için ekstra oldu diyebiliriz. Alman sprinter Andre Greipel bu sene çok formda olsa da, bu formunu Fransa Turu’na taşıyamadı. Bir diğer Alman  Marcel Kittel de her zamanki gibi güç göstergesi yaptı ama sadece 1 etap kazanabildi. Bunda kendisinin zamanlama hataları yapması ve Cavendish’in tecrübesine yenik düşmesinin de payları büyük. Her türlü marifet sahibi yıldızımız Peter Sagan da kendine 1 galibiyet çıkarmayı başardı ve alanındaki önemli isimlere mesajı verdi. Sagan tabii ki sprint etaplarında da kafa göstermeyi ihmâl etmedi. Finiş fotoğraflarında her zaman kareye girmeyi başardı. Alexander Kristoff ve Michael Matthews‘un sprintlerde esamesinin okunmadığını söyleyebiliriz. Kristoff çok formsuz, Matthews ise takım içi çekişmelerle uğraşıyor. Matthews’ın sezon sonu takımdan ayrılacağı söylentileri de git gide artıyor. Fransız sprinter Christophe Laporte ise Cofidis adına sprintlerde yer tutmaya çalışıyor. Nacer Bouhanni’nin sakatlığında kendisine fırsat doğdu ve fena da iş çıkarmıyor. İki genç isim; Dylan Groenewegen ve Daniel Mclay de dikkatimizi çeken isimlerden. Gelecek yıllarda kendilerini sıkça sprint kürsülerinde görebileceğimizi düşünüyorum.

Chris Froome’un 8. etaptaki inişi.

Greg Van Avermaet da şeytanın bacağını kırmayı başaranlardan. Özellikle tek günlük yarışlarda, sonu hafif tırmanışla biten etaplarda hız gösterisi yapmada çok becerikli. Bu sefer de Tour de France 2016’da 5. etaptaki solo kaçışıyla galibiyeti elde etti. Önceski seferlerin aksine biraz erken davranan Van Avermaet, işini şansa bırakmadı ve aynı zamanda sarı mayonun da sahibi oldu. Tabii bir süreliğine… Britanya olimpiyat takımına alınmayan Stephen Cummings, kalitesini bir kez daha ispatladı. Son yıllardaki perfomansıyla kendisinden söz ettiren ve özellikle atak zamanlamasıyla ön plana çıkan Cummings, Col d’Aspin gibi önemli bir yokuşu da içinde bulunduran 7. etaptaki kaçışıyla, TdF 2016’dan etap galibiyet çıkarmasını bildi.

Bauke Mollema

Bauke Mollema ve peloton, yağmur altındaki 9. etapta.

Aperitiflerin tadına baktıktan sonra, asıl mevzumuz olan ana yemeğe gelecek olursak… Tour de France için ön bakış yazımızı yazan Murat, Alberto Contador‘un bir sebepten dolayı yarışı bitiremeyeceği kehanetinde bulunmuştu. Bu kehanet ne yazık ki gerçek oldu. Contador birinci ve ikinci etapta ağır kazalar yaptı, yaralandı ve etaplar süre geldikçe zaman kaybetmeye başladı. Son etaptan önce, 8. etabın bitişinde sarı mayodan 3 dakika 12 saniye geriye düşmüştü. Sakatlıkları, zaman farkı yetmiyormuş gibi takım arkadaşları da liderlerini yalnız bırakmış, kafalarına göre hareket etmeye başlamışlardı. Kaçınılmaz son da 9. etapta geldi çattı. Contador etap başında kaçış deneyip, bacaklarını test etmeye çalışsa da etabın daha başlarında sürekli takım arabasının yanında gözükür oldu. Uzun konuşmalar sonucunda o dramatik kare ekranlara yansıdı. Contador bisikletten indi ve takım arabasına oturdu. Kameralara tek bir kez baktı. Onda da gülümseyip “thumb” işaretini yaptı… Contador 2016’nın kaybedeni. Diğer yandan ise herkesin bir, belki iki adım önde gördüğü Chris Froome‘un gövde gösterisi vardı. 8. etap başlarken sarı mayo Van Avermaet’taydı ama genel klasmanda favorilerden en iyi durumda olan Froome’du. Greg’in zaten etabın başındaki yokuşlarda geri düşeceğini herkes biliyordu. Hepimizin alışık olduğu gibi Team Sky yine pelotonun başına geçti ve kapkara görüntüsüyle “artık kontrol bizde” imajını tüm pelotona yansıtmaya başladı. Team Sky etabı domine etse de, Adam Yates, Froome’un 7 saniye önündeydi. Froome’un sarı giymesi için ekstra bir şeyler gerekliydi. Veyahut birkaç etap daha beklemesi icap ediyordu. 8. etaptaki son yokuş olan Col de Peyresourde’un zirvesine ulaştığımızda herkes sakinleşmişti. Herkes mayosunun önünü kapamaya, sularını içmeye başlamıştı. Tam o esnada Chris Froome en öne gelerek pedallara asıldı ve kadronun üstüne otura otura inişi tamamladı. İnişi son derece tehlikeli hâle getirdi ve yakalanmayarak zaman farkını geliştirip sarı mayoyu sırtına geçirdi. Her zaman Team Sky’ın ve Chris Froome’un en çok eleştirilmesine sebep olan mekanikliğin yerini o iniş boyunca, acayip bir “içten atak” almıştı. Froome’u sevmeyenlerin sayısında bir değişiklik oldu mu bilemiyoruz ancak, saygı duyanların sayısında bir artış olduğuna kesin gözüyle bakabiliriz. Nairo Quintana ve Movistar genel klasman yarışında hâlâ iyi durumdalar ama, 9. etapta karşısında bir çok tırmanış varken Quintana’nın atak yapmamasını pek anlayamadık. Quintana’nın büyük turların son haftalarını sevdiğini biliyoruz. Pireneler’den ziyade de, Alpler’i sevdiğini… O yüzden Nairo Quintana için sanırım biraz daha sabretmemiz gerekiyor. Thibaut Pinot yine hayâl kırıklığı evresine geçiş yaptı. Daha yarışın ilk haftasında patladı. Artık Rafal Majka ile birlikte dağların kralı mayosunun en büyük adaylarından biri. Tabii önümüzde birçok tırmanış etabı olduğu için bu mayoda da durumlar aniden değişebilir. En azından artık genel klasmanı hedeflemeyeceğini, daha doğrusu yediği zaman farkından dolayı hedefleyemeyeceğini biliyoruz. Genel klasman yarışında genç Britanyalı Adam Yates, daha çok 1 haftalık turların adamı olan Dan Martin ve Fransızların diğer umudu Romain Bardet‘nin de hiç fena yarışmadığını söyleyebiliriz. Son etapta dikkatimizi çeken bir diğer isim ise, etabı kazanan isim Tom Dumoulin. Andorra’da sonlanan etapta Arcalis tırmanışını kotarıp etabı solo kaçışıyla kazanması bizleri biraz şaşırttı ve etkiledi. Mark Cavendish, Peter Sagan ve Greg Van Avermaet, sarı mayoyu kariyerlerinde ilk defa sırtlarına geçirmiş oldular. Ayrıca turda şimdiye kadar hiç fena iş çıkarmayan “El Purito” lakaplı usta bisikletçi Joaquim Rodriguez, sene sonunda profesyonel yol bisikleti yarışçılığını bırakacağını açıkladı.

Tour de France 2016’ya Ön Bakış

Criterium du Dauphine 2016 Ön Bakış

Chris Froome

Chris Froome

Criterium du Dauphine 2016‘ya sayılı günler kaldı. Tour de France’ın en büyük provası çok yakında başlayacak ve genel klasman favorileri TdF öncesi birbirlerine dişlerini gösterecekler. Tabii asıl kapışma ise Temmuz’da.

Öncelikle Dauphine’nin “yakın” geçmişine kısaca değinelim. Team Sky’ın yol bisikleti dünyasına girişiyle birlikte yakın gelecekte “ufakça” bir efsane oluşuverdi. O da; Dauphine’yi kazanan ismin, yaklaşık 1 ay sonra koşulan Tour de France’ı da kazanacağı. Bu kehaneti kısaca irdeleyecek olursak, Team Sky ne zaman Dauphine’yi kazansa (2012 Wiggins; 2013, 2014 Froome), peşi sıra Tour de France’ı da kazanıyor. Froome’un 12. olabildiği 2014 Dauphine’sinden sonra TdF’da da başına gelmeyen kalmamış, yarışı bırakmak durumunda kalmıştı. O yüzden bu sene de Criterium du Dauphine’yi iyice gözlemlememiz gerekiyor. Özellikle yarışarak değil, antrenman yaparak TdF’e hazırlanan bisikletçiler için Dauphine’deki performansları bir hâyli önemli.

Criterium du Dauphine’ye katılacak önemli isimlerden biraz bahsedelim. Chris Froome, Dauphine’nin de, TdF’ın da en büyük favorilerinden biri. Froome sezona pek de iyi başlamadı. Katalonya Turu’na ve Tour de Romandie’ye katıldı ama istediği sonuçları aldığını söylemek güç (Tour de Romandie’ye de etap kazanmasına rağmen). Team Sky’ın özellikle büyük turlara kapalı kutu şeklinde hazırlandığını söylemek mümkün. O yüzden başarısız yarışlar geçirse de, Chris Froome’un Dauphine ve Fransa Turu’nda canavar gibi pedal çevirmesi büyük bir olasılık.

Alberto Contador

Alberto Contador

Alberto Contador da Criterium du Dauphine’nin olmazsa olmazlarından. Daha önce bu haftalık turu 3 kez kazandı (1’i elinden alındı). Tecrübeli genel klasman lideri yine bacaklarını deneyecek ve Tour de France öncesi ne durumda olduğunu görmeye çalışacak. Alberto Contador Paris-Nice (2.), Katalonya Turu (2.) ve Bask Turu (1.)’nda mermi gibiydi. Chris Froome’a nazaran yarış koşarak çalışmayı daha çok seven bir isim ve de yaşına rağmen gayet formda.

İtalyanların, son yıllarda Nibali’nin dışında çıkardığı en büyük genel klasman yarışçısı adayı Fabio Aru. 2 yıldır uğraşıp didiniyordu ve en sonunda Vuelta 2015’te, İspanya’da ilk büyük turunu kazandı. “Uğraştı didindi” dediğime bakmayın. Yalnızca beşinci büyük turunda bu başarıyı elde etti. Daha önce Giro’da iki kez podyum yaptığını da hatırlatalım. Astana’da, Vincenzo Nibali kadar Fabio Aru’nun da transfer olacağı söylentileri dolaşıyor. Criterium du Dauphine ve Tour de France’daki performansı, Aru’nun kontratı açısından belirleyici olacak.

Fabio Aru

Fabio Aru

Thibaut Pinot Fransızların altın çocuğu. O sarı mayoyu Pinot’ya giydirmek için ellerinden geleni yaparlar. Cidden Thibaut Pinot da çok yetenekli bir bisikletçi. En büyük problemi iniş yeteneği ve büyük turlarda bir günü boş geçmesi olmuştur ama bu sezona çok daha iyi başladı. Takımı FDJ çok daha iyi bir yatırım yaptı ve domestik kadrosu artık daha güçlü. Pinot’ya yokuşlarda artık Sebastien Reichenbach eşlik edecek. TdF’da ne yapar bilemiyoruz ama Dauphine’de Pinot zafer çıkarırsa, şaşırmayın.

Fransızlar işi sağlam tutmuş durumdalar. Diğer bir genç yetenek Romain Bardet de oldukça ilgi gören bir genel klasman adayı. Pinot gibi; Contador, Quintana ve Froome karşısında henüz kafa kafaya savaş veremiyor ama ileride neden olmasın? Criterium du Dauphine’ye katılacak isimler arasında bu sene yarışta en fazla kilometre yapmış isim Bardet. Yarış koşmanın getirdiği alışkanlığı Dauphine’ye yansıtabilecek mi, hep beraber göreceğiz.

Richie Porte, Team Sky’daki domestik rolünden sıyrılıp takım liderliğine soyunan isimlerden biri. Tabii BMC Racing Team’de de net bir lider olabildiğini söylemek güç. Dauphine’ye de rekabet içinde olduğu Tejay van Garderen’a “Takımın lideri benim!” mesajı vermeye gidiyor. Kendini dizginleyebilir ise, Dauphine gibi haftalık bir turdan zaferle çıkması çok zor görünmüyor.

Sprinterler için de 1 buçuk etabımız var gibi gözüküyor. Nacer Bouhanni ve Alexander Kristoff, bu etaplar için mücadele içine girecekler. Saydıklarımız dışında; Alexis Vuillermoz, Pierre Rolland, Thomas Voeckler, Julian Alaphilippe, Joaquim Rodriguez gibi isimler de Criterium du Dauphine’nin dikkat çeken diğer isimleri. Movistar’ın buraya nasıl bir kadroyla geleceği ise belli olmuş değil.

Criterium du Dauphine 2015

Criterium du Dauphine 2015

Parkur: Criterium du Dauphine 2016, 4 km’lik bir yokuş prologuyla başlıyor. 4 km deyip geçmeyin. %9.7 ortalama eğime sahip. 1. ve 4. etabın sprint finişine uygun olduğunu söyleyebiliriz. Burada Team Katusha ve Cofidis’i önde çalışırken göreceğiz. 2. ve 3. etaplar ise orta zorlukta ve kaçışa gitme ihtimâlleri var. 5. etap ufak ufak birçok tırmanış içeriyor ve sonu tırmanışla bitiyorsa da, asıl belirleyici etabın 6. etap olması bekleniyor. 6. etabın ortalarında bir kategori dışı (en üst kategori) tırmanış var. Onun dışında ise üç adet 1. kategori tırmanış yer almakta ve en önemlisi; bunlardan sonuncusunda finiş yapılacak. En belirleyici etap 6. etap gibi börünse de, son günde liderliğin değişme ihtimâli oldukça fazla. 7. etabın finişi geçilmeden kimin kazanacağının o kadar da net hâle gelemeyeceği bir Criterium du Dauphine bizleri bekliyor. En azından bizim dileğimiz, son ana kadar mücadelenin devam etmesi. Giro d’Italia 2016, bu konuda verdiği adrenalinle bizim beklentilerimizi her yarış için yükseltmiş durumda.

Canlı yayın için her zaman olduğu gibi adresimiz Eurosport Türkiye. Yayınların Eurosport 1‘den aktarılması bekleniyor ve tahmini yayın saati 17:00 olarak belirlenmiş durumda. İyi seyirler!

Fransa’dan Akılda Kalanlar

Tour de France’ı bu sene de izlemeye doyamadık ama galiba her güzel şey gibi bunun da sonu geliyor. Sonu gelmedi hâlbuki. Seneye de Tour de France keyfinden mahrum kalmayacağız. Sadece biraz sabretmemiz gerekiyor. Bisikletta ekibi olarak bu seneki turda öne çıkan isimleri değerlendirmeye çalıştık. Keyifli okumalar. (Yazıda değerlendirmesi yapılan bisikletçiler, “ortaya karışık” usulüyle dizilmiştir.)

Fotoğraf: Graham Watson

Fotoğraf: Graham Watson

Tejay Van Garderen @sercansaka

Turun en büyük sürprizi sayılırmı bilinmez ama Teejay Van Garderen, Tour de France başlangıcında ilk 10’un mutlak isimlerinden biri olarak görülse de, sanıyorum kimsenin podyum adayı değildi. BMC Racing Team adına yarışan ABD’li, 16 etap boyunca gösterdiği direnç ile podyumun en güçlü adayları arasına adını yazdırdı. 16. etap sonunda Tejay’in lider Chris Froome ile arasındaki zaman farkı 3 dakika 32 saniye, 2. Quintana ile arasındaki fark ise sadece 22 saniyeydi. Tejay, zorlu tırmanış etaplarının olduğu son haftaya gelindiğinde, pek mümkün görünmeyen bir mücadelenin içerisine girecekti ancak yaşadığı talihsiz hastalık, 17. etapta yarışa veda etmesine neden oldu. Üst üste 4 ağır tırmanış etabıyla Valverde ve Quintana karşısındaki eforu neleri getirirdi bilinmez ama sağlıklı geçireceği bir TDF’da minimum ilk 5 içerisinde yer alacak Tejay’in evine eli boş dönmesi, elbette kendisi ve takımı adına büyük hayal kırıklığı olmuştur.

 

Mark Cavendish @onarinoglu

Tour de France 2015’in belki de en büyük hayal kırıklığı, Mark Cavendish’ten geldi. Bu kadar hırslı bir adam, bizden çok kendisi hayal kırıklığına uğramış olmalı. Cavendish’in kazanma ihtimali olan sprint etaplarının sayısını 5+1 olarak düşünebiliriz. Cavendish bu etapların yalnızca 1 tanesini kazanabildi. Zaten sprint finişlerinde Alman Andre Greipel’in hakimiyetini rahatlıkla görebiliyoruz. Cavendish’in katıldığı her turda tulum çıkarmasına alışan güruhun, Cav’in geride kaldığı sprint finişlerini izlemeye çalışması, oldukça zor olsa gerek. Cavendish bu sezon pek formda gözükmüyor ve Etixx – Quick-Step’teki kontratı da sallantıya girmiş durumda. Bu arada Belçika takımının da eski deli dolu sprint trenini kuramadıklarını belirtelim. Hem Tony Martin’in tura erken vedası hem de Mark Renshaw’un sprintlere odaklanamaması, Cavendish’in zorlanmasına sebep oldu.

 

Fabian Cancellara @bisikletdükkanı

Evet, yol kenarına uçan sarılı bisikletçi Lotto-Jumbo’lu değildi… O ana kadar her şey yolunda gidiyordu aslında. 3 yıl sonra bir kez daha sarı mayoyu üzerine geçirmişti. Üstelik, alışılageldiği üzere zamana karşı performansıyla değil, sprintte Cavendish’i geçip üçüncü olarak aldığı zaman bonusuyla. Genel klasman listesinde en üstte onun adını gördüğümde yumruğumu sıkıyordum. Az önce o eller patlayana kadar birbirine vurmuştu. Ertesi günkü Mur de Huy etabında zirveye yakın bir yerlerde olup en az birkaç gün daha sarı mayoyu taşımasını bekliyorduk. Boş geçtiği klasikler sezonundan sonra hem ona, hem de bize ilaç gibi gelecekti. Ama dedim ya; yol kenarına uçan sarılı bisikletçi… O Cancellara’ydı. Sakatlıktan yeni dönmüşken tekrar 2 omrunu kırmıştı… Yarıştan önce, bu yılın Cancellara’nın son Tour’u olabileceği konuşuluyordu (kendisi söylemişti). Geri dönecek mi, bilmiyoruz. Bana sorarsanız; biraz da profile bağlı olarak, dönecekmiş gibi geliyor. Başarılı bir Ronde-Roubaix performansı sonrası, Olimpiyat oyunlarından önce son ciddi hazırlık. Rio’da altın madalya kazanmak istediğini biliyoruz. Ondan sonra muhtemelen emekliye ayrılacaktır. Başarırsa tam anlamıyla zirvede bırakacak. Başaramazsa zaten devam etmesinin anlamı olmayacak.

 

Vincenzo Nibali @bisikletdükkanı

Öncelikle bir konuda anlaşmaya varalım. Nibali; geçen yıl, Froome ve Contador olmadığı için değil; kazanmak için yapması gerekenden fazlasını yaptığı için şampiyon oldu. Hatırlayın, ilk 10 günü geride bıraktığımızda çoktan 2 etap almış, en yakın rakibine 2 buçuk dakika fark atmıştı. Bu yıl tekrar zirveye yakın bir yerlerde olması için uygulaması gereken reçete tam da buydu: Büyük dağ etapları öncesinde elinden geldiğince fark yaratmak… Yapamadı. Sorun değil, teoriyi her zaman pratiğe dökemezsiniz. Bu, Nibali’nin kötü bir tur geçirdiği anlamına da gelmiyor. İlk haftaki kötü performansı inanların aklında ön yargılı bir tablo bıraktı. Oysa abartılacak bir durum yoktu. Nitekim Nibali üzerindeki onca baskıya rağmen sakin kalmayı başardı ve son hafta gayet iyi bir performans gösterip kendisini podyumun eşiğine getirdi. Alpe d’Huez’in hemen başında mekanik sorun yaşamasa belki Valverde’yi de geçecekti. 70 kilometrelik kaçışla altığı etap da cabası. Pazar gecesi başını yastığa koyduğunda kafasında fazla tilki dolaşmıyordu muhtemelen.

 

Romain Bardet @sercansaka

Bisiklet sporunu ne için seviyorsunuz, neden takip ediyorsunuz sorularının birçok yanıtı var. Ama bu soruyu bir Fransız’a sorarsanız alacağınız yanıt, “Romain Bardet” olmalı. Eski tip bisikletçi vurgusunu bir çok kez işitmiş, saatlerce Youtube’dan isim isim arayarak bugün ne yok sorusuna yanıt bulmaya çalışmışızdır. Elbette aklımıza gelebilecek bir çok efsane isim, elbette bugün bile Bardet’in önünde sayabileceğimiz yaşayan efsaneler mevcut ama TdF 2015 boyunca efsane gibi yarışan Romain Bardet’ye ayrı bir parantez açmak gerekir. AG2R La Mondiale takımının genç Fransızının TdF boyunca etap galibiyeti alma hırsı, hem onun bu yarışa olan saygısının, hem de bu turda bir etap almanın ne kadar zor olduğunun kanıtı gibiydi. Bu muhteşem eforunun karşılığında biz bisiklet severlere eski efsaneleri hatırlatan Bardet, 1 TdF etabı, genel klasman 9.luğu, dağların kralı mayosu 3.lüğü, beyaz mayo 2.liği ve combativity (en mücadeleci sporcu) ödülü ile tura veda etti.

 

Nairo Quintana ve Alejandro Valverde @sercansaka

Turun süper yıldızı Nairo Quintana ve süper domestik Alejandro Valverde, Tour de France’ın en çok merak edilen ve dikkat edilen bisikletçilerinden ikisiydi. Bunun elbette birçok sebebi var. Nairo Quintana henüz beyaz mayoyu terk etmeden (1990 doğumlu), TdF’ın en büyük favorilerindendi. Aynı zamanda Valverde, her ne kadar domestik rolü ile tura katılsa da, Quintana’nın yaşayacağı en ufak problemle Movistar’ın yeni lideri konumuna gelebilirdi. Tabii bu takım içi çekişme birçoklarının aklına Wiggins – Froome arasında yaşanan diayalogları akla getirdi. Bu bile TdF boyunca Movistar’ın yakın mercekte incelenmesi için yeterli bir sebepti. Quintana gücü ile Valverde’yi ve tabii ki Froome’u son haftaya kadar yakından takip edebildi ve biz bisiklet severler, takım içi dedikodu kazanından gözlerimizi mutheşem tırmanışlara kaydırdık. Tüm tırmanış etaplarında ufak ve sürekli ataklarla Froome’a karşı kaybettiği süreyi geri almaya çalışan Quintana, başarıya ulaşamasada, tüm bisiklet severler için Alpe d’Huez etabındaki çabasıyla yıllar sonra anlatılabilir bir TdF anısı bıraktı. Valverde’nin, Quintana ile yapmış olduğu iş birliğinin Movistar açısından değeri ise büyük. Karşısındaki tüm dirençli favorilere karşı Domestik rolüyle geldiği TdF’da Quintana’nın arkasından 3. sırayı aldı. Alejandro Valverde’nin UCI World Tour bireysel klasmanda 2015 TdF şampiyonu Froome’un 60 puan önünde 1. sırada olduğunu hatırlatalım.

Fotoğraf: Graham Watson

Fotoğraf: Graham Watson

Thibaut Pinot @onarinoglu

Fransızların jönü Thibaut Pinot, kendisindeki bakış açısını yavaş yavaş karakter oyunculuğuna dönüştürmüş durumda. Pinot’yu pedallarken her gördüğümüzde hâlâ çok heyecanlanıyoruz ama bunun hissiyatı, “bu adam bu turu” kazanır şeklinde değil. Daha çok “işte bu etap Pinot’nun etabı olabilir!” ya da “inişe dikkat, inişe dikkat Pinot geliyor” şeklinde. Geçen sene kürsüye çıkıp, aldığı üçüncülükle bu sene için büyük bir beklenti yaratan Thibaut Pinot’nun ilk 5-6’ya girmesi bekleniyordu ama Pinot, 16. Olabildi ve Chris Froome’dan 38 dakika 52 saniye fark yedi. Çok şanssız anlar yaşadı. Mekanik problemler, mekanikerle problemler, düşmeler-kalkmalar Pinot’yu bu noktaya getirdi. Ancak Alpe d’Huez’de kazandığı zafer, herkese büyük bir “oh” çektirdi. Pinot nefis ve tarihi bir etabı kazanarak Fransızları ve bisiklet severleri rahatlattı. FDJ’nün de Thibaut Pinot için hiçbir şey yapmadığını ve pek de bir şey yapamayacak bir kadroya sahip olduğunu belirtelim.

 

Andre Greipel @bisikletdükkanı

Greipel, Doğu Alman köklerinin etkisiyle olsa gerek, istikrarlı bir bisikletçi olmuştur. Ortalığı kasıp kavurduğu pek vaki değildir; ama katıldığı her turdan en az 1 etap almadan da dönmez. Fransa’da da aynı şeyi bekliyorduk. Fakat 4 etap kazanmak? Hem de hepi topu 4,5 sprint etabının olduğu bir Tour’da? İşte bu beklenmedikti… Sporda, performans programlaması yapmak çok önemlidir. Formunuzun en üst noktasına, başarıya ulaşmak için size en çok gereken yerde ulaşmanız gerekir. Greipel, 1 numaralı sprint favorisi olarak gittiği Giro’da pek de parlak bir performans gösteremeyince “Artık yaşlandı mı?” diye sormaya başlamıştık. Meğer gözüne çoktan Tour’a kestirmiş, haberimiz yokmuş. Ki, bu bile Greipel’in kafa yapısını çözmek için önemli bir ipucu. Nizzolo, Viviani gibi görece düşük profilli isimler yerine; gözünü Cavendish’e, Degenkolb’e, Sagan’a dikmiş. Bravo! Yaş mevzusu açılmışken… 33 yaşındaki Alman, 1976 Gerben Karstens’in (34) ardından, Champs-Elysees’de etap kazanan en yaşlı 2. bisikletçi oldu. Bu açıdan bakınca, yaptığı işin değeri bir kat daha artıyor.

 

Chris Froome @onarinoglu

Chris Froome, ikinci kez bisiklet dünyasının en prestijli noktasına yükselmeyi başardı. Hem de bir hayli yorucu ve dedikoducu bir yoldan geçerek. Britanyalı sporcu 2012’de gösterdiği performansla da takım içi olaylara sahne olan bir ortam oluşturmuştu. Takım lideri Bradley Wiggins’in ardından turu ikinci bitirmişti. Ertesi sene de zaten turu kazandı. Bu sene ise ne kadar güçlü olduğunu bir kez daha gösterdi. Lance Armstrong sonrası bisiklet sporunda en çok öne çıkan için her zaman Alberto Contador olmuştu. Bu hegemonyayı kırma şansını ise Chris Froome eline geçirdi. Froome’un çok az bisikletçide bulunan tarzı ve ivmelenişi bütün seyircilerin dikkatini çekiyor. Tur esnasında yayınlanan bir videoda 2013 Mont Ventoux’da, Froome yokuşta 1000W üretirken, nabzının 155-156 attığı gözükünce, doping sesleri yükselmeye başladı. Bisiklet seyircilerinden Lance’i izleme şansını yakalayan her insanın, dopingle olan münasebeti biraz daha farklı oluyor. Bisiklet sporunda (bence her sporda) bütün şampiyonlara şüpheyle bakılması olağan bir durum. Tabii Froome için ispatlanan herhangi bir durum söz konusu değil. Froome’un turdaki performansına geri dönecek olursak. Chris Froome ve takımı Team Sky, yine muazzam yarıştı. Team Sky’daki her parça genelde olduğu gibi tıkır tıkır işledi. Bunun üzerine Froome gibi bir lideri barındırmaları, Tour de France 2015’i kazanmalarına bir hayli yardımcı oldu. Froome sadece Alpe d’Huez etabında Nairo Quintana’ya cevap veremedi. Onun dışında her etapta, herkese karşı çok güçlü gözüktü. Chris Froome genel klasmanı kazanıp sarı mayoyu sırtına geçirmenin yanında, polka dot (dağların kralı) mayoyu da kazanmasını bildi.

 

MTN-Qhubeka @bisikletdükkanı

Bu yazıyı okuyacak kadar bisikletle içli dışlıysanız MTN-Qhubeka’nın Afrika eksenli bir sosyal sorumluluk projesi olduğunu biliyorsunuzdur (özellikle Qhubeka kısmının). Bu yıl wild card alarak Fransa Turu’nda yarışan ilk Afrika lisanslı takım oldular. Tour’da bulunmaları dahi başlı başına bir meseleyken, bundan çok daha fazlasını başardılar üstelik. Eritreli Daniel Teklehaimanot, 6. etap sonunda polka dot mayoyu üzerine geçirerek, Tour tarihinde herhangi bir mayo giyen ilk siyah Afrikalı oldu. Yetmedi, 18 Temmuz Nelson Mandela gününde Steven Cummings ile enfes bir etap aldılar. Ve son olarak, takım klasmanını 5. sırada bitirdiler; ki bir ara 2. sıraya kadar yükselmişlerdi. Bunlar, MTN-Qhubeka ölçeğindeki bir takım için önemli başarılar. En azından adlarını bu seçkide anmak için yeter de artar bile. Yıllar sonra “2015 Fransa Turu” dendiğinde anacağımız gibi.

 

Peter Sagan @sercansaka

Yeşil Mayo iddiası ile katıldığı TdF’da 4 etap galibiyeti alan André Greipel’i (turun en çok etap kazananı), ara kapı performanslarıyla geride bırakan Sagan, beklentileri yine boşa çıkarmadı ve mayonun sahibi oldu. Peter Sagan, gelecekte de, tek günlük bisiklet yarışlarının ve Yeşil Mayo’nun mutlak favorilerinden biri olacaktır. Bilinen tavırları, kendine has kişiliği ve inanılmaz bisiklet hakimiyetiyle sürekli ön planda olan Sagan, genç yaşında bisiklet sporunun en tanınmış isimlerinden biri haline geldi. Sagan’ın vukuatlarını ve bilinir başarılarını bir kenara bırakıp, bu TdF için ayrı bir parantez açmak gerekirse, Yeşil Mayo’da en yakın rakibini 66 puan farkla geride bıraktı. Beyaz Mayo yarışı ise bize farklı bir bilgi sunuyor. 1990 ve öncesi doğumlu bisikletçilerin toplam tur süresi hesaplanarak
belirlenen Beyaz Mayo’nun 6. sırasında Peter Sagan var. Sagan’ın önünde yere alan Quintana, Bardet, Barguil, Pinot gibi saf tırmanışçıların yaklaşık 2 saat gerisinde turu tamamladı. Fakat Yates kardeşler, Wilco Kelderman ve Merhawi Kudus gibi tırmanışçı kimliği taşıyan bisikletçilerin ortalama 1 saat önünde yer alması, birçok şeyi açıklıyor. Sagan bu turda Contador’a verdiği domestiklik hizmeti, sürekli kaçış grupları içinde yer alması, ilk haftalarda kazalar nedeniyle gergin olan pelotona kattıkları ve bitmek tükenmek bilmeyen eforuyla, üzerine yapışmış olan antipatiyi de büyük ölçüde kırmayı başardı. Özetlemek gerekirse Peter Sagan’ı bu TdF eforuyla sadece bir sprinter olarak adlandırmak, önümüzdeki senelerde sıkça izleyeceğimiz bu modern dönem yıldızına haksızlık olur.

 

Alberto Contador @onarinoglu

El Pistolero… Bu sefer hedefi tam 12’den vuramadı Alberto. Çıkık omuzla aldığı Giro zaferinde benzininin tamamını boşaltmıştı. Artık 32 yaşına gelmiş Contador, yine de duble denemesi yapmaktan vazgeçmedi. Bazen hayatta kazanamayacağınızı bilseniz bile denemeniz gerekiyor. O deneme size eşsiz duygular yaşatabilir. Contador’u izlemenin en keyifli yanı, bitmek bilmeyen ataklarının patır patır sürekli devam etmesidir. Ancak bu sefer daha pasif bir sürüş tarzıyla kendini izlettirdi. Contador’un son Tour de France tarzıyla süren ve 5-10 arası bir yere kendini kapaklamaya çalışan birçok isim var. Bunu Contador yapınca bir tuhaf oluyor tabii. Yorgunluk. Giro’nun yorgunluğu Contador’un bacaklarında fazlasıyla hissedildi. Contador turu, Froome’un 9 dakika 48 saniye gerisinde, 5. Sırada bitirebildi.

 

John Degenkolb @onarinoglu

Normal şartlarda burada John Degenkolb’ün ismi yazmayacaktı. Bu yer Marcel Kittel için ayrılmış olacaktı. Ancak Kittel’in bir türlü iyileşememesi ve form tutaması, Giant-Alpecin’in tura Degenkolb ile gelmesine sebep oldu. Bu çok kötü bir ikinci tercih de değil bu arada… Degenkolb, Mart ve Nisan ayrlarını canavar gibi geçirmiş, ünlü klasikler; Milano-Sanremo ve Paris – Roubaix’yi kazanmıştı. Degenkolb de biraz Peter Sagan gibi arada kalmış bir sprinter. Bu seneki sprint başarıları, onu ilerleyen zamanlarda daha çok klasikçi bir hâlde görmemizi sağlayacaktır. Tour de France’da ise iki kere 2. olan Degenkolb’e tam olarak bekleneni verdi diyemeyiz. Degenkolb’ün 1 etap kazanması, Kittel’siz gelen Giant-Alpecin’i rahatlatacaktı.

Fotoğraf: Graham Watson

Fotoğraf: Graham Watson

KISA KISA…

Purito Rodriguez: ASO, bu parkuru birkaç yıl önce çizseydi ilk büyük tur galibiyeti için önemli bir şans elde edebilirdi. Ne var ki şu an 37 yaşında ve genel klasman mücadelesi vermek yapabileceği şeylerden biri değil. Belli ki o da bunun farkındaydı; odağını etaplara yöneltti. Başarılı da oldu. Hem de 2 kez. Üstelik biri, tutkunu olduğu Mur de Huy’deydi. Bundan daha güzel bir sonbahar yaşanabilir mi?

Geraint Thomas: İyi yokuş çıkabildiğini biliyorduk; ama bu kadarını da beklemiyorduk açıkçası. En azından ben beklemiyordum. Son 2 günde patlayana kadar ilk 5’teydi. Ronde, Roubaix gibi klasiklerde başa güreşip beri yandan büyük turlarda üst sıraları kovalamak alıştığımız bir durum değil.

Tony Martin: Birer ikişer saniyelerle kaçırdığı sarı mayoyu mini Paris-Roubaix etabında aldığı etap galibiyetiyle nihayet üzerine geçirmişti. Fakat mutluluğu sadece 3 gün sürdü. 102 yıllık Tour tarihinde, liderlik mayosunu giyerken yarıştan çekilmek zorunda kalan 15. bisikletçi oldu.

Eduardo Sepulveda: 14. etaptaki bir tırmanıştan önce zinciri kırıldı. 100 metre ötede bekleyen takım arabasına gitmek için AG2R otomobiline binince diskalifiye edildi. Oysa genel klasmancıların tenezzül etmeği Alp etaplarından birinde kaçarak pekala galip gelebilirdi. Yorum yok!

 

Kapak Fotoğrafı: Jered Gruber

Dinlenme Günü :: Tour de France (Hatırlatmaç)

Olağanüstü temposu, sürpriz finalleri, beklenmedikleri olağan kılmasıyla diğer turların içinde bir dünya kupası ki kimileri için evrenin en büyük spor olayı Tour de France, bu senede bizleri büyülüyor. Peki ilk dinlenme gününde geriye bakarsak tur neden bu kadar büyük?  Elbette sprint ağırlıklı etapları geride bıraktık ve bu tur için yeterli değil, dağları beklemek lazım ama 2 efsanenin yıkıldığı, büyük kazaların yaşandığı, sarı mayo belirsizliğinin sürdüğü, aradığımız sprintere dahi ulaşamadığımız bir belirsizlik serüveni ile karşı karşıyayız.

Hatırlamak Gerekirse: Neler Yaşadık?

İlk olarak Rohan Dennis’in (kimileri için sürpriz) zamana karşı performansından başlayalım. Utrecht › Utrecht etabında arkasına seyirci desteğini alan Tom Dumoulin, rüştünü ispatlamış Tony Martin ve Fabian Cancellara gibi isimleri sollayan Avustralyalı’ya, büyük saygı gönderiyoruz. Mesafe açısından çok tatmin edici görünmeyen ITT etabı temposu ve forma aşkıyla gelecek etapların habercisi olması açısından önemliydi. İlk sarı mayomuz vatana millete hayırlı olsun.

Sprint

Değişen ara kapı kurallarıyla birlikte kendimizi hem etap içi hem etap sonu bir yarışın içinde bulduk. Sprintleri Alman hegemonyası olarak yorumlayabiliriz. Andre Greipel’e hayran kalmamak mümkün değil. Her etap sonu en iyi pozisyonu almayı başaran Greipel, iki etap kazandı.

Peter Sagan’ın domestik performansını da göz gönüne alarak yaptığı işi bir kenara atmamak lazım. Gerçekten inanılmazdı. Özellikle tırmanışlardaki performansı ve kazalar yüzünden gergin olan peloton içerisindeki rolü ile ilk 9 etapta akıllarda en çok kalan isimlerden olan Sagan, Yeşil ve Beyaz mayoyu üstünde tutuyor. Peter Sagan hakkında herkesin bir görüşü var ama biz büyük bir klasikçi olması dileğinde bulunalım.

Turun sprinter performansında en büyük hayal kırıklığı, (Fransızları bir kenara bırakırsak) Mark Cavendish. İlk etaplarda özellikle Mark Renshaw kaynaklı bir Cav çöküşü vardı ki, etap sonlarındaki mimiklerden Caps yapılır, ama efsane olmanın ilk şartı, her düştüğünde ayağa kalkmasını bilmek. Son sprinti kazanıp, Tour de France’de etap kazanma onuruna bir kez daha ulaşan Cavendish, Champs-Elysees’nin yolunu tuttu.

Yeşil Mayo

1. SAGAN P. (TCS) 213 puan
2. GREIPEL A. (LTS) 210 puan
3. CAVENDISH M. (EQS) 159 puan
4. DEGENKOLB J. (TGA) 158 puan

Efsanelerin Kaybı

Başlıktan yorumla doğabilecek yanlış anlaşılmayı kırmak isterim. Sarı mayo adaylarımız şimdilik sapasağlam. Yine de Tony Martin ve Fabian Cancellara gibi iki efsaneye ayrı paragraf açmamak haksızlık olurdu. Hollandalıların yeni prensi Tom Dumoulin sonrasında, iki büyük zamana karşıcısını da kaybeden tur, henüz üçüncü etapta (Huy) yaşanan ağır kazayla birlikte Fabian Cancellara’ya (etabın sarı mayosu), 6. etapta ise halen tam olarak kavrayamadığım bir Tony Martin faciasıyla iki efsaneye de veda etti.

Martin’in ben gidersem hepiniz benle gelirsiniz edasıyla tüm favorileri yerle yeksan ettiği olayda, Tony köprücük kemiğini kırmaktan kurtulamadı. Tony Martin gibi Etixx – Quick Step sporcusu Zdenek Stybar’ın etabı kazanması, ardından alınan Cavendish röpörtajı, takım içindeki güler misin ağlar mısın tavrını en net ortaya koyan karelerden biri olsa gerek. Aynı gün içerisinde TDF’de etap kazanıp, önemli bir sporcu kaybediyorsunuz ve üzerine bir de spor antolojisinde yer alacak bir fotoğrafı biz spor severlere sunuyorsunuz. Anlatması zor bir an, yaşamasını tahmin edemiyorum. Etixx – Quick Step gözünden o gün;

Sarı Mayo

Dokuz etapta sekiz farklı etap galibi, beş ayrı sarı mayo sahibi çıkaran turumuzun sarı mayo paragrafında genel klasman liderlerinin ufak değerlendirmesini sunalım.

Liderler

Chris Froome 31h 34’12”
Tejay Van Garderen 0’12”
Alberto Contador 1’03”
Rigoberto Uran 1’18”
Alejandro Valverde 1’50”
Nairo Quintana 1’59”
Vincenzo Nibali 2’22”
Warren Barguil 2’43”
Robert Gesink 2’52”
Bauke Mollema 2’56”
Jean-Christophe Péraud 3’30”
Joaquim Rodriguez 3’52”

İlk sporcumuz Thibaut Pinot; muhteşem Eurosport spikerlerimizden (tüm Fransızlara önerilir; “TDF Türkiye’de izlenir”) aldığımız bilgilere göre, Pinot ciddi bir özgüven problemine sahip. Tur içerisinde sayısız kez yere düştüğünü, sürekli bir isyan halinde olduğunu, şanssız olduğunu ve pek de iyi bir takıma (FDJ) sahip olmadığını belirtelim. Yaşadığı talihsizlikler sonucu Chris Froome karşısında ciddi bir zaman farkı yiyen Pinot’un, liderler tablosunda üst sıralara yetişmesi pek mümkün görünmüyor. Buradan FDJ takımına da ayrı bir parantez açmak isterim. Liderlerini kazalara karşı savunmasız bıraktılar ve kaza sonrası lideri pelotona yetiştirme konusunda da oldukça başarısızlardı.

Chris Froome benim gözümde en güçlü favori. Keza hiçbir etapta zayıflık belirtisi göstermeyen Froome, en iyi domestik kadroya da sahip gibi gözüküyor. Vincenzo Nibali’nin ise yarattığı bir çok soru işareti bulunuyor. Şu an sarı mayo sahibi Froome’un 2’22” arkasında kalan Nibali, genel klasmanda büyük bir yara aldı.

Alberto Contador’un Giro yorgunluğu ile geldiği Tour de France’de, konumu şimdilik sağlam gibi. Tejay Van Garderen ve Nairo Quintana’yla sarı mayodan çokta uzaklaşmayan Contador’un, dağlardaki performansı merak konusu.

Sarı Mayo yarışı sürerken hava koşulları, etap koşulları, tırmanış performansları herkesin aklında. Peki bizim aklımızda neler var?

Aklımıza Takılanlar

– Joaquim Rodriguez ve Rigoberto Uran, Polka-Dot (dağların kralı) mayo ve genel klasman şansları nedir? İlk 5 içerisinde yer alırlarsa şaşırır mıyız ?

– Pinot hiç değilse bir TDF etabı kazanabilir mi?

– Contador dağlarda Froome’un temposuna ayak uydurabilecek mi?

– Takım arkadaşları olan Quintana ve Valverde arasında liderlik mücadelesi yaşanacak mı?

– Quintana sürpriz bir atakla sarı mayoyu giyer mi?

– Nibali zaman farkını kapatır mı?

 

Yazar: Sercan Saka @sercansaka

Bir Temmuz Rüyası

Chris Froome, geçen yıl henüz 5. etapta yarışı terk etmek zorunda kalınca bir çuval incirin berbar olduğunu düşünmüştük. Hayır, Froome’u çok sevdiğimiz için değil, sezon başından beri beklediğimiz Contador-Froome-Nibali (ve belki Valverde) kapışmasını izleyemeyeceğimiz için… Nitekim 5 gün sonra da Contador abandone olmuş ve yarış Nibali’nin mutlak hakimiyetiyle sona ermişti: 4 etap galibiyeti, 7 dakika fark, 19 gün sarı mayo.

Demem o ki; hesap bu yıla kaldı. Üstelik üzerine yeni hesaplar eklenerek. Her şeyden önce geçen yıl Quintana yoktu, Nibali bir TdF şampiyonu değildi ve Contador Giro-Tour dublesi peşinden koşmuyordu. Bisikleti 6 yıldır takip ediyorum ve açıkça söyleyebilirim ki; kağıt üzerindeki en baş döndüren büyük tur kadrosuyla karşı karşıyayız. Farketmişsiznizdir, henüz Purito, van Garderen, Pinot, Bardet ve bir dünya klasman iddialısı isimden bahsetmedim bile.

Bu yıl Tour planlamasında önemli değişiklikler var: Daha az sprint (ilk haftanın ardından Paris’e kadar sprint etabı yok), daha az zamana karşı ve bolca tırmanış; tam olması gerektiği gibi… Üstelik, önceki yılların aksine (geçen yıl hariç), ilk haftanın bisikletçilere hiç yardım etmeyecek. Peşi sıra (3 ve 4. etaplar) bir adet mini Fleche Wallone, bir adet de mini Paris-Roubaix izleyeceğiz. Bir de ufak hatırlatma: Etap sonu bonifikasyonları Tour’a nihayet geri döndü.

Bisikletçileri tek tek değerlendirip “Şu şöyle atak yapar, bu böyle dağ tepe tırmanır,” demenin alemi yok, zaten hepsini biliyorsunuz. O yüzden hiç uzatmadan Quintana’nın kazanmasını istediğimi, Froome’un kazanacağını düşündüğümü söyleyip bırakacağım. Yeşil mayo ise Sagan ve Degenkolb arasında gidip gelecek, üst üste 4. yıl Slovak bisikletçiye gidecektir. Tinkoff-Saxo’nun varını yoğunu Contador’a verecek olmasına rağmen…

Biraz kısa, fazlaca formal bir yazı oldu, kusura bakmayın. İşinizi son dakikaya bırakınca böyle oluyor. Ve hala Velogames kadronuza son şeklini verememişken.

* * *

Sıralı ilk 10 tahminim: Froome, Quintana, Contador, Nibali, Purito, Pinot, van Garderen, Bardet, Valverde, Talansky.

 

Yazar: Murat Elgin

 

Tour-de-France-Devil-Didi-Diablo-01