Vuelta a Espana 2016’ya Ön Bakış

GENEL KLASMAN

Chaves, ilk büyük çıkışını geçen yıl Vuelta’da yapmıştı. Genel klasman beşinciliğini 2 etap galibiyeti ile süsleyen Kolombiyalı, daha fazlası için tekrar İspanya’da. Bunu gerçekleştirebilecek kudrete sahip olduğunu Giro’da gösterdi… Pek de uzun olmayan favoriler listesinde, -Kruijswijk’la beraber- en taze isim o.  Parkur ona cuk oturuyor. Yarışın TTT ile başlaması da onun yararına. Tıpkı geçen yıl Aru’nun yaptığı gibi, Tour yorgunu isimlerin arasından sıyrılarak yarışı kazanmasını bekliyorum. En büyük dezavantajı, 19. etaptaki düz zamana karşı. Bu, onu dağlarda daha aktif olmaya zorlayacak. Ve atlamayalım, artık mimli isimlerden biri… 4 aylık cezadan dönen Simon Yates de Orica kadrosunda.

27 August 2015 70th Vuelta a Espana Stage 06 : Cordoba - Sierra de Cazorla CHAVES Johan Esteban (COL) Orica - GreenEDGE, Maillot Rojo Photo : Yuzuru SUNADA

Esteban Chaves

En taze isim Chaves ise, en aç olanı Contador. Bütün sezon Tour için çalışıp daha ilk haftada abandone olduktan sonra sezonu kurtarmak için ülkesine dönüyor. Eh, Vuelta biraz da bunun için var. 2014’te de benzeri bir senaryonun kahramanı olmuş, Paris’i göremediği Tour’un akabinde gelip Vuelta’da zafere ulaşmıştı. Formunun yerinde olduğunu söyleyebiliriz. Vuelta’ya hazırlık yarışlarından biri olan Burgos’ta genel klasmanı kazanmayı başardı… El Pistolero’nun, sezonu kurtarmak dışında tarihsel hedefleri de var. Kazanırsa, 4. şampiyonluk ile Vuelta’yı en çok kazanan 2 isimden biri olacak (Diğeri Roberto Heras). Aynı zamanda 8 Grand Tour galibiyetiyle tüm zamanlar listesinde Anquetil’le üçüncülüğü paylaşacak.

Alberto Contador

Alberto Contador

Froome‘un geçen yıl Vuelta’ya gitmesi spontan bir karardı. Tour şampiyonu olarak İspanya’da şovun bir parçası olmak istemişti. Bu sene ise daha planlı bir tercih yapmışa benziyor. Açık ki, 1978’ten bu yana gerçekleştirilemeyen Tour-Vuelta dublesini istiyor. Vuelta’ya yabancı bir isim değil üstelik. 2011 ve 2014’te podyumun ikinci basamağındaydı. Nitekim kendisi de İspanya Turu’yla yarım kalan bir hesabı olduğunu söylüyor. Tarihle arasındaki en büyük engel ise bedeni. Tour’dan sonra fazla dinlenme imkanı bulamadı. Olimpiyat yol yarışında kendini fazla zorlamadı belki; ama zamana karşı epey bir enerjisini götürdü. Biriken bu yorgunluk, üçüncü haftada Froome’u düşürebilir. Aktif dinlenmeyle geçirebileceği fazla etap da yok.

Sonuçtan bağımsız, Tour’un en büyük hayal kırıklığı Quintana‘ydı muhtemelen. Podyuma çıkmayı başardı başarmasına da, üç hafta boyunca neredeyse tek bir atak dahi yapamadı. Kendisi de vaziyetin farkında olacak, Vuelta’ya kendini ‘ispata’ geliyor. Kazanabileceğini sanmıyorum. Podyuma çıkmakta dahi zorlanabilir; lakin çok daha aktif olacağı kesin… Ve yine Valverde. Her “Ön Bakış” yazısında adını anmaktan gına geldi. Ben yoruldum; ama o bir türlü yorulmuyor. Giro’da üçüncü, Tour’da altıncı oldu ve şimdi gözünü Vuelta’ya dikmiş durumda. Kendi iyiliği için, umarım iyi bir performans gösteremez.

Chris Froome

Chris Froome

Bu isme dikkat: Miguel Angel Lopez.  Kendisi, Kolombiya bisiklet fabrikasının son ürünü. Henüz 22 yaşında, profesyonel pelotondaki 2. yılını geçiriyor ve ilk büyük turuna çıkacak. Buna rağmen Astana’nın lideri olarak genel klasmanda yukarıları hedefliyor. Çaylak duvarına çarpmazsa yarışı podyuma yakın bir yerde bitireceğini düşünüyorum. Yanında; Scarponi, Cataldo ve LL Sanchez gibi veteran domestikler var. İsviçre Turu’ndaki göz alıcı performansı beni yanıltmıyordur umarım. Ve laf aramızda, Chaves ile beraber Velogames’teki banko adamım.

Kruijswijk (Adını ezbere yazabiliyorum), bu Giro’nun en kalp kıran anlarından birinin kahramanıydı. Şampiyonluk için gün sayarken, 18. etapta kar duvarına toslayıp podyum dışı kalmıştı. Hollandalı, yaralarını sarıp yeni bir meydan okumaya girişecek. Giro’daki kadar etkili olmasını beklemiyorum açıkçası. İlk beş ideal bir hedef gibi duruyor. E daha ne olsun?.. Neredeyse adını unuttuğumuz Gesink de kadroda. Kalp problemlerini tamamen ardında bırakmışa benziyor. İki Hollandalı bir dereden nasıl su içecek, içebilecek mi; göreceğiz.

Nairo Quintana

Nairo Quintana

Tour’u son anda pas geçip gözünü Vuelta’ya diken Talansky, katıldığı son iki büyük turda ilk 10 yapan Meintjes, BMC’nin lider duo’su Samu SanchezVan Garderen ve ilk büyük turunu koşacak potansiyelli Fransız Latour; genel klasman mücadelesi verecek diğer isimler. Brambilla, Barguil ve De Clerq gibi kağıt üzerinde ilk 10’u zorlayacak; ama fırsat bulduklarında etaba gitmeleri daha olası bisikletçileri de atlamayalım. Özellikle Brambilla’dan çok şey bekliyorum.

 

SPRİNT MAYOSU

Vuelta hiçbir zaman sprinterlere göz kırpmadı; ama bu kadar zayıf bir kadro da hiç bir araya gelmemişti. Arndt, Meersman, Drucker, Sbaragli, Rojas, Bonifazio ve Cort, bir avuç sprint etabında galibiyet için çarpışacaklar. Güçlü trenlerin olmayışı, 1-2 kaçış sürprizine neden olabilir. Yeşil mayoyu ise genel klasman iddialılarından birinin kazanacağını düşünüyorum.

 

DİĞERLERİ

Tüm mesele genel klasmancılar ve sprinterlerden ibaret değil elbette. Gilbert, Kwiatkowski, Gerrans gibi Ardenne klasikçilerine uygun çok sayıda etap var. Ha keza Dombrowski, Formolo, Geniez, Sicard, Machado gibi tırmanışçılar da kendi aralarında benzeri bir yarışın içine girecekler. Ve son olarak, Caja Rural. TUR’u domine eden takımdan 5 isim İspanya’da olacak. Bol bol kaçışa gireceklerinden kimsenin şüphesi olmasın.

 

* * * * *   –

* * * *   Chaves, Contador

* * *   Froome, Quintana

* *   Lopez, Kruijswijk

*   Talansky, Meintjes, Sanchez, Van Garderen, Latour

Ömer Yavru ile Spor Muhabirliği ve Türkiye Bisiklet Turu Üzerine

 

Öncelikle TRT’deki görevinizle başlayalım.

Ben muhabirim. 2005’ten beri spor muhabirliği yapıyorum. Ondan önce istihbarattaydım. Savaş alanları dahil, gidip geldiğim yerler oldu. 2006’dan itibaren de bilfiil bisikletin içindeyim. Büyükada’da bir dağ bisikleti yarışı vardı, ilk organizasyonlarımdan biri oydu yanlış hatırlamıyorsam. Daha sonra TUR’da (Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu) görevlendirildim. O günden beri de peşindeyim TUR’un. İlk birkaç sene çok zordu. Hem farklı bir çok parametreyi içeren bisiklet ve sporu, hem organizasyonu takip açısından çok zordu. Valizi aç, buruşturmadan gömlekleri çıkar, yayına çık, aynı şekilde geri koy, her gün ayrı bir yerde kal…Tam valizi sistematik açıp kapatmayı öğrenmiştim ki yayıncı kuruluş için özel gömlekler verilmeye başlandı. O büyük avantaj oldu.

Yarış kategorisinin yükselmesinin de bunda etkisi oldu herhalde.

Kesinlikle. 2008’den sonra yayıncı kuruluş ve canlı yayın şartı getirildi, profesyonel takımların gelmesi sağlandı. 2.1 olduk işte o zaman. Ondan sonra iş epey değişti. TRT de dahil oldu ve denildi ki “Evet, biz naklen yayın yaparız.”

Bisiklet dışında hangi sporlarla ilgilisiniz?

Futbol dışındaki olimpik branşlar, çoğunlukla ilgilendiğim. Ama öne çıkanlar atletizm ve yüzme. Atletizmi çok seviyorum. İçinde herhangi bir alet yok. Mesela bisiklette parça çıktı, zincir attı, fren sıkıştı… Atletizmde onu diyemiyorsunuz. En fazla “Lifim attı,” diyorsun, o da sen kötü ısındıysan oluyor. Yüzme de bu anlamda güzel. Orada da işin içine su giriyor tabii. O nedenle bu ikisi en sevdiğim, benim için başa baş giden iki branş. Bir de jimnastikten büyük keyif alıyorum. Spor aleminde, ağırlıklı olarak olimpik dallarla ilgilenen az sayıda insandan biriyim. Ve hala öğrenecek çok şey var.

İstihbarattan spora geçiş nasıl oldu?

1993’te TRT’ye girdiğimde spor servisinde staj yaptım. Ertesi yıl ‘Radyo Haber’ kuruldu; 24 saat haber veren bir radyo kanalıydı TRT bünyesinde ve oranın spor haberlerini hazırlıyorduk. Sonra araya Almanya’ya gidişim  ve askerlik girdi. Daha sonra TRT’de spikerlik sınavı açıldı, spor spikerliği istemiştim, kazanamadım. Bir yıl sonra bu sefer muhabirlik sınavına girdim ve kazandım. Ardından İstanbul’a tayin edildim. O zaman burada, istihbaratta farklı haberler vardı. Ben de işin gerçeği farklı bir şey görmek istiyordum. Kuzey Irak’a gittim. Afganistan’a, Kabil’e gittim. Benim dönemimdeki çoğu insanın çocukluk hayaliydi savaş muhabiri olmak. “Oldum,” dersem, savaş muhabirlerine karşı ayıp ederim; ama kıyısından gördüm. Çok da büyük keyif aldım.

Mesleğinize etkisi de vardır herhalde savaş alanlarında bulunmanızın.

Kesinlikle var. Bir kere adrenalini seviyorsunuz…. Gerçi şöyle söyleyeyim. Ne yaparsanız deneyim olarak kazanım sağlayabilirsiniz. Önemli olan sorgulamak, şüphe duymak, merak etmek. Neyse sporla bağlantısını çok basit olarak sanırım adrenalin düzeyimi üst seviyelere taşıdı patlamalar, silah sesleri falan. Dolayısıyla ne yaptım sonrasında, yamaç paraşütü yaptım mesela. Bir yıldızım var, tüplü dalış yapmayı seviyorum. Redbull Air Race uçaklarından birinde tandem uçuş var diye duyunca gözüm kapalı oradaydım.

Geri dönmek gibi bir isteğiniz var mı?

İstihbarata mı? Yok, hayır.

Çocuktan sonra özellikle…

(Kahkahalar) “Çocuktan sonra” evet ve aramızda kalsın, annem şu anda çok mutlu.

Spor muhabirliği, futbolda olsaydınız daha kolay olur muydu sizce? Yoksa orada rekabet daha mı zor?

Daum Fenerbahçe’nin başındayken, benim de yabancı dilim Almanca olduğu için Fenerbahçe muhabirliği teklif edildi mesela. Ama kabul etmedim. Çünkü takımın sana verdiği ile sınırlısın çoğunlukla. Ben gerçekten muhabirlik yapmak istiyorum. Haber kovalamak istiyorum. Çok fazla insanın futbolla ilgileniyor olmasını ve orada rekabetin fazla olması kastediyorsunuz sanırım. Aslında rekabet her yerde var. Biraz da size bağlı. Farklı bir dalda, “Nasılsa bu haber tek bende var,” deyip tembellik yapamazsınız. Habercilik etiği gereği hızlı ve doğru olmalısınız.

Takım muhabirliği Türkiye’ye özgü bir kavram sanki, değil mi?

Çok emin değilim, iddialı konuşamam; ama pek görmedim… Ben şuna inanıyorum: Herkes bir taraftır. Önemli olan, işine yansıtmadan objektif olabilmendir. “Ben tarafım,” diye tek bir adamın sesini veriyorsan o gazetecilik değildir. Dolayısıyla objektif  olmaya çalışacaksınız. TUR’la ilgili bir haber toparlarken örneğin; geçen sene bu işi kim yapmış, ondan da görüş alıyorum, bu sene yapandan da. Karşılıklı olmak zorundadır. O yüzden takım muhabirliği çok tercih edeceğim bir şey değil. Bir de futboldan pek hazzetmiyorum.

Muhabirlik açısından Türkiye’deki organizasyonlarda çalışmak mı daha rahat, yoksa yurtdışında mi? Orada belli bir kültür var, sistem var. Burada işler daha çok doğaçlama gelişiyor.

Organizasyonlar eskisi gibi değil. Artık hepsinin şeması var. Seyirciler buradan girer, sporcular şuradan çıkar, yayın saatleri budur; bu kadar net. Dolayısıyla artık çok sıkıntı yaşamıyoruz. Yalnız bazen hızlıca verilere  ulaşmakta sorunlar olabiliyor örneğin  Gidiyorsunuz, başlangıç listesini son anda alabiliyorsunuz. Bu tür organizasyon sıkıntıları yaşanabiliyor.

Bu bağlamda bisiklet medyası ne durumda? Daha doğrusu bisiklet medyası yok da, olacak mı bir gün?

Öncelikle Türkiye’de medyanın bir şekilde kendini 4. Güç olduğunu hatırlaması ve kendini yeniden konumlandırması lazım. Ondan sonra spor medyasının kendini bir yere koyması gerekiyor. Futbol demiyorum ama. Spor medyası. Şimdi gazetelere bakıyorsun, büyük oranda futbol. Televizyonu açıyorsun, programın adında “spor” var; ama sadece futbol konuşuluyor. Bir de “Bu X kanalında yayınlanan bir organizasyon, bununla ilgili gelişmeyi ilk haber vermem,” demeyi anlayamıyorum. Yok böyle bir şey!

Arz talep meselesinde talep edenlerin mi kendi kendilerine bir şey istemesi gerekiyor, yoksa arzı biraz pompaladıktan sonra mı talep beklemek gerekiyor?

Aslında talep arzı doğuruyor. Ama bizim gibi ülkelerde, tek branşa saplanıp kalmış yerlede, medyanın bir parça da eğitici rolü üstlenmesi gerekiyor. Tabii özel sektör para kazanmak zorunda ve böyle bir sorumluluğun altına girmiyor, böyle bir kaygı gütmüyor. Böyle olunca da arz, sadece elde edilen başarıların haber yapılmasıyla sınırlı kalıyor. Futbol dışındaki başarılar da taleple sınırlı oluyor. İnsanlar bilmedikleri dallarla ilgili yayınları izlemiyor, haberleri takip etmiyor. Buradan hareketle, satış çok önemli. Satıştan kastım; tanıtım, bilgilendirme. Medyada çalışan bizler önce haberini yaptığımız dalları bilmeliyiz ki vatandaşa anlaşılır biçimde ve doğru olarak aktarabilelim.

Televizyon dışındaki spor medyasının durumunu nasıl buluyorsunuz? Avrupa epey gelişkin o konuda.

Avrupa spor medyasında çok ciddi bir uzmanlaşma var ve deneyim çok önemli. Ama şunun da altını çizelim: Avrupa’da farklı dalları yakından takip eden büyük bir kitle var. Türkiye’de dönüp dolaşıp aynı yere geliyoruz galiba. Halk futbolla yatıp kalkıyor. Televizyon bültenleri, gazete sayfaları futbol ağırlıklı haberlerle dolu. Aslında okumayı da çok seven bir ulus değiliz. Bisikletten örnek verecek olursak, Avrupa’nın farklı ülkelerinde gazete bayiilerinde çok sayıda bisiklet dergisi gözünüze çarpar. Bisikletin her disiplini için ayrı bir dergi bulabilirsiniz. Türkiye’de dergicilik de bu kadar gelişmiş değil.

TUR’a yabancı basın gelmeye başladığından beri medyanın bizde çok da yaygın olmayan bir mecrası da dikkatimi  çekti. İnanılmaz bir blog ve internet medyası var. Çok okunuyor, çok takip ediliyor. Ayrıca Avrupa’da blog yazarları gazetecilerle eş değer tutuluyor. İşin haber verme boyutunun başka mecralara kaydığı bir gerçek.

Bisiklet konusunda ancak oradan tatmin olabiliyoruz zaten.

O da yabancı dil bilirsen. Türkçe çok çok az kaynak var.

Biz üretmeye çalışıyoruz; ama bir şekilde yabancı kaynaklardan yararlanmamız gerekiyor. Orijinal içerik yok çünkü. Sporun kültürel aşamasında çok geri kaldığımız için olması da zor.

Spor kültürümüzün zayıflığı bence kanayan bir yara. Spor yapmayı sadece profesyonel olarak algılamak belki de yaptığımız en büyük hata. Her insan kendince sporcu olabilir. Düzenli olarak yürüyen, bisiklete binen veya yüzen  herkes bir şekilde “sporcu” adledebilir kendisini. Spor kültürünü içine sindirirsen çocukların da o mantıkla büyür. Spora ilgi, merak artar. Böyle olunca da farklı kesimlerden içerik sağlayanlar çıkabilir. Üretilen içeriği tüketmek için de spor kültürünün olması gerek.

pixlr_20160626194633070

TUR’a gelelim. Bu sene nasıldı, geçen senelere göre neler farklıydı?

Görünür boyutuyla konuşacak olursak; öncelikle etaplar çok farklıydı. Takımlar ve sporcu profili çok çok farklıydı. Bu yıl TRT ve Eurosport dışında NTVSpor’un da etapları naklen yayınlaması önemli bir farktı. Bir çok bilgiye ki buna takımlar, sporcular ve etaplar dahil son ana kadar ulaşamamız da bir farklılıktı. Ve tabii ki yeni bir organizasyon şirketi işin içindeydi. Bunu da farklılıklar listesine yazabiliriz sanırım.

İstanbul etabı?

Henüz 9. kilometredeyken büyük bir kaza yaşandı. O kaza nasıl oldu, inanılır gibi değil. Gördük ki turuncu dubalar sökülmemiş. Bir gün önce bu etap geçildi mi? Geçildi. Bir hafta önce de geçildi. Güvenlik motoru geçti, öncü araç geçti. Nasıl kimse fark etmedi?.. Oradaki dezavantaj neydi, biliyor musunuz? Kaza olan yer köprü altıydı. Aydınlıktan bir anda karanlığa girildi.

Sürekli güneşe maruz kalıp gözlükle tünele girmek bisiklet kullanan biri için ölüm.

Orada zaten 4 kişiyi bıraktık. Ve şöyle bir şikayet oldu.  Yaklaşık 8 km boyunca yarış nötralize edildi ve o bölümde yarış direktörünün aracının ortalama 40 km/s tempoyla ilerlediği söylendi. Yarış zaten 43 km/s ortalamayla mı ne bitmiş, nötralizasyonda 40 km/s tempo biraz yüksek değil mi? Bunu doğrulatamadım; ama bazı yarışçılardan böyle bir serzeniş geldi… İstanbul etabı bence yanlış oldu. En azından finiş karşıda (Anadolu yakasında) olacaktı, köprü bu kadar kapatılmayacaktı. İstanbul’da köprünün, hatta köprülerin alternatifi yok. Köprüyü bu kadar uzun süre kapattığında, hem de çift yönlü, trafiği bitirdin demektir.

Bu yıl World Tour için çok önemliydi biliyorsunuz. Tepkiyi yükseltmek kötüydü. Bu arada, World Tour olursak gün sayısı düşecek büyük ihtimalle. Öyle bir mecburiyet ortaya çıkacak gibi duruyor. Belki takvimdeki yerimiz de değişecek.

Liege-Bastogne-Liege ile Giro arasında 2 haftalık bir süre var. O 2 hafta için 4 yarış aday: Biz, Yorkshire, Hırvatistan ve hal-i hazırda World Tour’da olan Romandie. Ayarlaması zor olacak hakikaten.

Ve Hırvatistan Turu çok iyi gidiyor.

Sadece 2. senesi; ama bu yıl sağlam bir kadro vardı. Normalde buraya gelecek isimler orayı tercih ettiler.

Bu sene bir gerçek de şu: IAM’in sitesinde okudum, “Organizasyon yeni olduğu için güvenemedik, gelemedik” yazıyordu. Lotto’nun sitesinde yarışa günler kala hala etap detaylarının açıklanmadığına dair eleştiriler vardı. Ünlü İtalyan sprinter Sacha Modolo, basın toplantısında “Çok büyük kaygılarımız vardı buraya gelirken; ama neyse ki eskisi gibi oldu her şey,” dedi…

Yarış, televizyondan güzel göründü. Bazı etaplar çok eğlenceliydi. İstanbul etabının ilk günde kalması da sorunları unutturur gibi oldu sanki. Siz yerinde takip ettiniz, oradan nasıldı?

İstanbul etabı, önce herkese bir “eyvah” dedirtti. En büyük avantaj da Kapadokya etabıydı. Görsel olarak çok büyük bir güzellik sundu. Kaçışların, rüzgarı yiyip geri kalmaların, taktiklerin konuşulduğu bir etap oldu. O anlamda ilk gün unutuldu. Fakat etap bittiğinde oteller anlamında büyük sıkıntı yaşandı. Saatlerce oda anahtarını almak için bekleyenler vardı.

Sadece 2 World Tour takımının gelmesi en önemli olumsuzluklardandı sanırım. Geçen yıl sayı az diye düşünmüştük ki 4 takım gelmişti; ama sporcu profili çok iyiydi. Ayrıca pelotonu kalabalık tutacağız diye 6 tane kıta takımını listeye koymak pek de iyi bir seçim değildi bence. Bu noktada, en büyük eleştiri, takım ve sporcu kalitesinin yetersizliğiydi.

Bir parantez de seyirciye açarsak… Bisiklet şehri denilen Konya finişinde seyirci yoktu. Yeni eklenen noktalarda ilk kez yaşanan heyecan vardı. Aksaray’daki startta güzel bir kitle vardı. İzmirli bisikletçiler kalkıp Selçuk’a kadar gelmişti. İzmir bitişi ki bu yıl TUR’un da son etap finişiydi. Gayet keyifliydi.

Brian Cookson’la röportaj yapabildiniz mi?

Brian Cookson’la ilk gün röportaj yaptım. “World Tour için kriterleri beyan ettik, beklentimiz bu yönde,” dedi. En çok yol güvenliği gibi konuların üzerinde durdu. Yüzdeyi sordum, “Ben matematikçi değilim, yüzde veremem,” dedi. Yalnız TUR sonunda Roland Hofer’le röportaj şansım oldu. Ona göre her şey çok iyi. Her şeyin çok iyi gittiğini söyledi. Çünkü uluslararası bisiklet arenasında çok etkili bir isim. Dolayısıyla bize artı puan sağlayabilecek bir konumu var.

Ben bundan sonra şunu sorgulamaya başladım: World Tour olursak ne yaparız?

Biz de sık sık onu konuşuyoruz aramızda. Olmalı mıyız, olmamalı mıyız?

Bunu söyleyince içimde kötü bir his oluyor. Ben yıllarca “World Tour olalım” diye kendimce fikir beyan etmiş biri olarak bugün gelip “Olmasak daha mı iyi?” diyorum. Torku Şekerspor’un bu yıl yaşadığı sorunlardan sonra profesyonel kıta takım olma beklentim yok denecek kadar az. E hal böyle olunca Türk takımı olmadan, Türk sporcusu olmadan bir tur yaşanacak. Zaten seyirci sıkıntımız var.

Bir de “yol bisikleti reformu” neler getirecek, onu tam bilemiyoruz. UCI – ASO çekişmesinden nasıl sonuçlar çıkacak? Seneye World Tour takımlarının tüm yarışlara gitme zorunluluğunun ortadan kalkması gibi bir sistem düşünüldüğü konuşuluyor. Kim gelecek, neye göre gelecek? Yani şu an “World Tour olalım!” diye zorlamanın gereği yok. UCI ne diyor, hangi kuralları neye göre koyuyor, kimler gelecek, neler zorunlu kılanacak? Bunları gördükten sonra “Adayız veya değiliz,” demek daha mantıklı olacak gibi.

Takımlar şu an gönüllü gelmezken, onları zorla getiriyor pozisyonuna düşmek de korkutuyor. Biraz daha istekli olmalılar ki biz de üstüne bir şeyler koyabilelim.

Gönüllü gelenler var. Ama bizim hedefimiz, özellikle büyük takımlar için cazip bir yarış halini almak. Burada da sizin dediğinize şöyle bir ek yapacağım; her sene organizasyonun üzerine birşeyler koyması gerekiyor ki TUR çekici olsun ve tabii ki takımlar istekli olsun ki organizasyon her sene kendisini yenilesin.

Bugüne kadar, İtalya Turu öncesi iyi bir antrenman yarışı durumundaydık. Etap profillerinin bu yönde belirlenmesi takımları çekmede önemliydi. World Tour takviminde olalım veya olmayalım artık asıl önemlisi, takımlar ve sporcular için hedef yarış halini alabilmek.

World Tour bahsi geçen sene ayyuka çıksaydı %100 istiyorduk zaten. Bu sene kafada “Acaba?” yarattı.

Seneye TUR’u kim organize edecek ve bu ne zaman belirlenecek? World Tour olup olmayacağımız yaz ortasında belli olacak sanırım. O zaman en kısa zamanda, ihale süreci tamamlanmalı ki bu yıl yaşanan sıkıntılar yeniden ortaya çıkmasın.

 

Türkiye Bisiklet Turu’nda Tüm Etaplar (Video)

Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu’nun 52. edisyonu da 1 Mayıs’ta sonlandırdık ve ufak ufak Giro hazırlıklarını geçmeye başladık. TUR’u tekrar hatırlamak isteyen ve ileride de dönüp bakarım diyen takipçilerimiz, aşağıdaki video bağlantılarından tüm etapların son km’lerine ulaşabilirler. Herkese iyi seyirler!

 

 

 

 

 

 

 

 

Tüm videolar CyclingHub TV YouTube kanalından alınmıştır.

Kapak fotoğrafı: Tanaka Sonoko

Türkiye Bisiklet Turu’nda Son Durum

Bu sene 52.si düzenlenen Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu’yla ilgili son durumları bu metin üzerinden tur boyunca sizlerle paylaşmaya çalışacağız. Etaplar geçildikçe yenileri yazının alt kısımlarına doğru eklenecektir. Tur öncesinde kaleme aldığımız Bir Garip Türkiye Bisiklet Turu yazımızı bağlantıya tıklayarak okuyabilirsiniz.

1. Etap (İstanbul – İstanbul) 129.2 km – 24 Nisan 2016

1. Etap (İstanbul - İstanbul) Fotoğraf Atalay Yalınay

1. Etap (İstanbul – İstanbul) Fotoğraf: Atalay Yalınay

İstanbul etabı genel olarak turun son günü koşulur ve Bağdat Caddesi – Caddebostan civarında atılan turlarla İstanbul bisiklet seyircisi için klasikleşmiş bir etaptır. Son iki yıldır etap finişi (Gezi sonrası protestolar) Sultanahmet Meydanı’na çekilmiş durumda. Bu yıl da parkur yeni formatıyla geçildi. Beşiktaş’ta başlayan yarış, Boğaziçi Köprüsü’nün geçilmesiyle Beykoz’un sırtlarına kadar ulaştı. Köprüden çıkışın hemen ardından bizce büyük ve organizasyonun hatası sebebiyle gerçekleşen kaza oldu. İstanbul yollarında çok fazla turuncu plastik baba olduğu için ve bu babalar güzergâh boyunca sökülmediği için bisikletçilere tehlikeli anlar yaşattı. Aksi gibi bu babalar ve etrafında yeterli yönlendirme ve uyarı tabelası da yer almıyordu. Bu seneki İstanbul parkuru manzara açısından son derece tatmin ediciydi. Zaten İstanbul’da manzara bulmak çok da zor olmasa gerek. Tabii bir bisiklet yarışı için manzaranın yanında başka önemli faktörler de var. Yolların temizliği (önemli noktaların ıslaklık ve tozdan arındırılması) ve seyircilerin olaya katılımı da çok önemli. Tabii TUR’un bu yıl sporla alakası olmayan bir güzergâhtan geçmesi, güvenlik açığını da ortaya koydu. Bozdoğan Kemeri’ndeki dönüş ve Unkapanı mevkinde seyircilerin yarattığı tehlikelerden ötürü birçok kazadan ucuz yırtıldı. Ayrıca pelotona kaynak yapma düşünceli kendini sevimli zanneden birkaç kişinin de bisiklet sürme yeltenişleri bisikletçi grubun tadını bir hâyli kaçırdı ve kaçıştaki Przemyslaw Niemiec’in kaçışına izin verildi. Lampre-Merida sporcusu 3 dakikalara kadar çıkardığı farkın da yardımıyla finişi en ön sırada geçti ve turkuaz mayoyu sırtına geçirdi. Çatladıkapı’daki ufak yokuşa yaklaşılırken özellikle Southeast – Venezuela takımı ana grup önünde tempo yapmak istese de, daha önce bahsettiğimiz gibi seyircilerin oluşturduğu tehlike sebebiyle ana grup tempo yükseltme duruma girmedi. Niemiec’in liderlik mayosunu nasıl korumaya çalışacağını hep birlikte izleyeceğiz.

 

2. Etap (Kapadokya – Kapadokya) 154.1 km – 25 Nisan 2016

gfd5SDjWUcAAiYNl

2. etap (Kapadokya – Kapadokya) Fotoğraf: Velo Images

İstanbul etabını kazalı belalı bir şekilde atlattıktan sonra, parkura yeni eklenen bir başka etap olan Kapadokya- Kapadokya’yla tura devam ettik. Kapadokya zaten ülkemizin en popüler turizm destinasyonlarından biri. Bisiklet turizminde ise dağ bisikleti orginazasyonlarıyla oldukça popüler. Coğrafyanın manzara olarak çok cömert davranacağından emindik ama organizasyon ve parkur açısından da gayet iyi işler çıkarılmış. Öncelikle bu etap için en büyük endişemiz lojistikti. Önceki gün İstanbul’da biten etap sonrası, sporcular, takım çalışanları, gazeteciler, yetkililer, gönüllüler ve en önemlisi de organizasyon malzemeleri başarılı bir operasyonla Kapadokya’ya taşındı. İkinci etapta yarışın ilk zorluğu şiddetli esen rüzgâr oldu. Rüzgârın hızının saatte 40-45 km’lere vardığı söylendi. Etabının bu kadar sert geçeceğini tahmin etmiyorduk. Kapadokya etabına çok güzel bir tırmanış eklenmiş ve Caja Rural’ın takım olarak bu tırmanışı efsane kullandığına şahit olduk. Bu etapta aynı parkur 4 kere dönüldü ve yokuşu sondan bir önceki geçişimizde Luis Mas Bonet önderliğinde Caja Rural’den acayip bir tempo artırımı geldi. Peloton da bu atağa dayanamadı ve seçkin grup 15 kişiye kadar düştü. Konya Torku bisikletçisi Ahmet Örken de sprinter olmasına rağmen yokuşun son geçişine kadar bu grupla kalabilmeyi başardı. 15 kişilik bu grubun 6 kişisi Caja Ruralli sporculardı ve son yokuşta yani 4-5 km kala tekrar atak bombardımanını başlattılar. Cevap verebilen tek isim ise genel klasman lideri Niemiec oldu. En sonunda 3’e 1 mücadele de gösteren Nimiec, Pello Bilbao’nun atağına dayanamadı ve Bilbao 2. etabın galibi oldu. Przemyslaw Niemiec de mücadelesini sürdürerek etabı 4. bitirdi ve genel klasmandaki liderliğini sürdürdü. Bilbao’yla farkı yalnızca 6 saniye.

 

3. Etap (Aksaray – Konya) 158.9 km – 26 Nisan 2016

3. etap (Aksaray - Konya) 1- Greipel (Lotto) 2- Cecchin (Roth) 3- Boeckmans (Lotto)

3. etap (Aksaray – Konya) 1- Greipel (Lotto) 2- Cecchin (Roth) 3- Boeckmans (Lotto)

Geçiş etabı olarak planlanan ve toplu sprintle bitmesi beklenen 159 km’lik Aksaray-Konya etabı, şiddetli çapraz rüzgârların etkisiyle öngörülemeyen bir noktaya götürdü bizi. Günün yıldızı şüphesiz takım halinde Lotto-Soudal’di. Önce yarışın başında koyduklarıyla tempoyla pelotonu bölüp 24 kişilik kaçış grubuna 8 isim soktular; ardından, bitime 25 km kala kaçışın da önüne atak yaparak 6 kişiyle yeni bir lider grup oluşturdular (Onlara sadece 2 Team Roth’lu ayak uydurabildi). Etabın sonunda ise çok rahat bir Andre Grepiel galibiyeti izledik. Gorilla, böylece TUR’daki 11. zaferini elde etmiş oldu. “Olaylı” günün sonunda turkuaz mayo da el değiştirdi. Premyslaw Niemiec (Lampre-Merida)’in 25 dk fark yemesiyle, dünkü Kapadokya etabının galibi Pello Bilbao (Caja Rural), genel klasmanda liderliğe yükseldi. Başarısız geçen İstanbul etabının ardından, Kapadokya ve Konya etapları bisiklet kamuoyunda sükse yapmışa benziyor. Tabii iki gündür Caja Rural ve Lotto Belisol’ün pelotonu bölmeleri, bir yandan da kötüye işaret. Maalesef geri kalan sporcuların vasatlığı göz önüne çıkmış oluyor. Tek takımımız olan Konya Torku’dan da bu sonuç iyi bir derece elde edemedik. Kendi evlerinde Ahmet Örken ile sprint finişe girmek isteyen takım, pelotonun parçalara bölünmesiyle arkadaki gruplarda kalmış oldu.

 

4. Etap (Seydişehir – Alanya) 187 km – 27 Nisan 2016

4. etabı kazanan Sacha Modolo

4. etabı kazanan Sacha Modolo

187 km’lik Seydişehir – Alanya etabımız ilk üç günün profiline göre görmeye pek de alışık olmadığımız türdendi. Bu etapta sporcular uzun bir iniş gerçekleştirdiler. Etabın ikinci bölümü ise sporcuları sprinte hazırlıyordu, finiş de öyle oldu. Alanya’nın Türkiye’nin yol bisikleti kültürüne katkısı çok büyük. Yol bisikleti için ne var ne yok Alanya. En azından şu an için. Geçmişteki Konya tecrübemizi de unutmamak gerek. Önce 6 kişi başlayan kaçış grubu son km’lere girdiğimizde önce 3’e, sonra da tek kişiye kadar düştü. Alessandro Malaguti’nin tek başına kaçışı da yakalandıktan sonra her şey sprint takımlarına kaldı. Bildiğiniz gibi çok fazla sayıda World Tour takımı olmayınca, TUR’un düz yoldaki en güçlü takımı olan Lotto-Soudal düz etaplarda önde çalışmak durumunda kalıyor. Bundan şikayetçi olduklarını da söyleyemeyiz. Ne de olsa TUR’un en popüler bisikletçisi Andre Greipel de Lotto-Soudal’in elinde. Dünkü “delice” çalışmanın ve şovun ardından Lotto-Soudal takımı biraz yorulmuş olacak ki, neredeyse 1 km kala Greipel’in bütün domestikleri trenden kopmuş oldu. Bu ya bir strateji hatası, ya da yorgunluktu. Greipel de erkenden sprint dışında kalmış oldu. Bugünkü finişte, TUR’un en iyi sprinterlerinden biri olan Lampre-Meridalı Sacha Modolo’nun sahne zamanı geldi. Son metrelerde Roberto Ferrari’nin de çok iyi çalışması sonucu, İtalyan sprinter Modolu 4. etap zaferini elde etti. Genel klasmanda ise değişiklik olmadı ve Caja Rural sporcusu Pello Bilbao’nun liderliği devam ediyor.

 

5. Etap (Alanya – Kemer) 189.3 km – 28 Nisan 2016

Alanya – Kemer etabı, TUR tarihinin alışılmış lokasyonlarını içinde barındırıyor. Hem Alanya sakinleri, hem de Kemer sakinleri profesyonel yol yarışlarına oldukça alışık. Sporcuları her zaman olduğu gibi Kemer’de yine sprint finişi karşıladı. Dünkü sprintte Greipel kaybettikten sonra, Kemer sprintini istemesi kaçınılmazdı. O yüzden etap boyunca genel klasman liderinin takımı Caja Rural dışında, Andre Greipel’in takımı Lotto Soudal de kaçan grubu yakalamak için çaba sarf etti. Bugünkü kaçışta, sonunda Konya Torku’dan bir sporcumuzu da ekranlarda görebildik. Türkiye Yol Bisikleti Şampiyonu Ahmet Akdilek, ulusal formasıyla 6 kişilik kaçışta uzun süre yer alsa da son km’lerde ana grubun temposu kaçışın dağılmasına yetti. Bu sefer Greg Henderson, Andre Greipel’i son metrelere oldukça iyi taşıdı ancak ortalık çok kalabalık olunca Greipel atağa kalkacak yeterli boşluğu bulamadı. Bulsa da artık çok geçti. Southeast – Venezuela takımının genç ve yetenekli sprinteri Jakub Mareczko attığı güzel sprintle Kemer etabını kazanmasını bildi. Ufak turlarda adından sıkça söz ettirmeye başlayan genç sprinter Mareczko, önümüzdeki yıllarda daha büyük yarışlarda da patlama yapabilir.

 

6. Etap (Kumluca – Elmalı) 116.9 km – 29 Nisan 2016

6. etapta Elmalı tırmanışı

6. etapta Elmalı tırmanışı

Türkiye Bisiklet Turu’nun 2012’den beri koşulan kraliçe etabı bugün gerçekleşti. Elmalı etabı yine beklentilerimizi karşılar, hatta beklentilerimizin üzerinde gerçekleşti. Son 10-15 km’ye 22 kişilik bir grupla girmesi temponun çok yüksek olmadığının göstergesi olsa da, atak yapabilecek birçok bisikletçinin olması heyecanı doruklara taşıdı. Bugün de Konya Torku TUR’un başlarına göre aktif bir gün geçirdi. Hem Nazım Bakırcı kaçışa girdi, hem de Fatih Keleş son kilometrelere kadar elit tırmanış grubunun içerisinde pedal çevirdi. Genel klasman lideri Caja Rural sporcusu Pello Bilbao’nun yokuşun başlarında geride kalması günün en büyük sürpriziydi diyebiliriz. Tabii Caja Rural’de çareler bitmek tükenmek bilmiyor. Bu sefer Luis Mas Bonet, David Arroyo gibi isimler bu 22 kişilik elit grubun başına geçip, tempo vermeye başladılar. Son 3 km’ye geldiğimizde ise yine Caja Rural’den Jaime Roson’ın atağı geldi. Genç sporcuyu bir süre sonra 1. etabın (İstanbul-İstanbul) galibi, Lampre-Merida’nın deneyimli sporcusu Przemyslaw Niemiec takip etmeye başladı. Niemiec tam da Jaime Roson’ı yakaladı. Geçebilecek mi acaba diye bizleri düşündürürken son km’nin içerisinde Jaime Roson’dan çok güzel bir atak daha geldi ve Niemiec de yeteri kadar eşlik edemeyince, Elmalı etabı 23 yaşındaki Roson’a gitti. Yol bisikletinde profesyonel olarak ilk senesini geçiren Jaime Roson kariyerinde kazandığı ilk zafer de Türkiye Bisiklet Turu’nda gelmiş oldu! Daha önce birçok genç yokuşçuya basamak oluşturan turumuz, umarız ki, Jaime Roson için de güzel bir başlangıç olmuş olur. Etap sonunda Caja Rural’in genel klasmandaki lideri Pello Bilbao’nun zaman kaybetmesinin ardından, liderlik yine Caja Rural’den José Gonçalves’e geçmiş oldu. Genel klasman ilk 10’u ise, Lotto Soudal ve Caja Rural sporcuları domine ediyor. Caja Rural ilk 10’da 5 sporcusuyla yer alırken, Lotto’nun 4, Astana City’nin (3. sıradaki Nikita Stalnov) de tek sporcusu bulunuyor.

 

7. Etap (Fethiye – Marmaris) 128.6 km – 30 Nisan 2016

Fethiye – Marmaris etabı da TUR’un sakin etaplarından biri olurken, manzara bakımından da kuvvetli etaplarından biriydi. Sprint finişi bekleniyordu, beklenildiği gibi de oldu. Andre Greipel’in Giro hazırlıkları için yarışı bırakmasından dolayı Lotto Soudal çok daha başı boş bir takıma dönüştü. Bunu fırsat bilen Greg Henderson da son 5 km’de etap galibiyeti için atak yaptı. Henderson’ın inişte yaptığı atak yeterli olmadı ve 800 metre kala peloton tarafından yakalandı. Yine İtalyanların önlerde cirit attığı sprint finişinde Lampre-Merida’nın sporcusu Sacha Modolo zafere ulaşırken, TUR’daki ikinci etabını kazanmış oldu. Manuel Belletti ikinci olurken, Marco Zanotti üçüncü de oldu.

 

8. Etap (Marmaris – Selçuk)  201.7 km – 01 Mayıs 2016

.

8. Etap (Marmaris – Selçuk) Fotoğraf: stephill.tv

Alışık olduğumuz gibi genelde Türkiye Bisiklet Turu’nun son etapları İstanbul’da yapılır. Bu sene organizatör firmanın değişmesiyle, tabii 1 Mayıs’ın da yarışın son gününe denk gelmesiyle İstanbul etabı ilk güne alınmış gibi gözüktü. En azından biz böyle gördük. Artık genel klasmanda pek bir değişikliğin olmasını beklemediğimiz turun son gününde genel olarak ana grup hakimiyeti gözüktü. Jan Hirt, Nicolas Baldo, Muhammed Atalay, Alessandro Malaguti 4 kişilik kaçan grup, bu kaçışı uzun süre devam ettirip farkı 5 dakikalara kadar çıkardılarsa da, ana grup son 15 km’deki yokuşa doğru farkı iyice azaltıp kaçanları yakaladı. Tabii Muhammed Atalay sayesinde Torku Şekerspor mayosunu da uzun süre ekranlarda görme fırsatını yakalamış olduk. Kaçıncıya söylüyoruz bilmiyoruz ama umarım Torku firması bu fırsatı değerlendirmekten vazgeçmez. Dilimizde tüy bitse de söylemeye devam edeceğiz. Yokuş sonrası inişte yine dörtlü bir kaçış grubu oluştu ve bu sefer Nazım Bakırcı kaçışını denedi, bizi de bir hâyli memnun etti. O grubun da yakalanmasıyla toplu sprint finişe gidildi ve Selçuk’taki finişte grubun içine iyi saklanan Southeast takımının sprinteri Jakub Mareczko etabı kazandı. Mareczko Kemer’den sonra ikinci etap zaferini de kazanmış oldu. Bundan sonra yeteneklerini Giro’da gösterecek. Genel klasmanı Caja Rural’den José Gonçalves, Türkiye Güzellikleri’ni yine aynı takımdan Luis Mas Bonet, dağ klasmanını Przemyslaw Niemiec, puan klasmını ise Manuel Belletti kazandı.

Bir Garip Türkiye Bisiklet Turu

TUR’a katılacak takımlar ve bisikletçilerin profilinin düşmesi uzun zamandır beklediğimiz bir durumdu. Ülkenin güvenlik sorunu; geciken ihale süreci ve süreç sonununda konuya yabancı bir şirketin galip çıkmasıyla birleşince, aksi düşünülemezdi. Nitekim geçtiğimiz günlerde basın lansmanı düzenlendi ve Cumhurbaşkanı’na düzülen methiyelerden arta kalan zamanda beklentilerimizin gerçeğe dönüştüğüne üzülerek şahit olduk.

Takımlarla başlayalım… 3 World Tour (Astana, Lotto-Soudal, Lampre-Merida), 9 Pro-Conti ve 5 Conti olmak üzere toplam 17 takıma ev sahipliği yapacağız. (Geçen yıl 6’sı World Tour, 21 takım vardı.) Bahsi geçen takımlardan Astana’nın, basın lansmanından birkaç gün önce siteden çıkarılması ve hala geri eklenmemesi ise soru işareti olarak yerini koruyor.

Her ne kadar resmi siteye yansımasa da, takımların hangi sporcularla yarışa katılacakları da açıklandı. Türkiye pasaportu verseler yadırgamayacağımız Andre Greipel, Sacha Modolo gibi isimlerin yanı sıra, geçen yılın genel klasman galibi Kristijan Durasek ve yine geçen yıl birer etap kazanan 44’lük Davide Rebellin ve Luis Mas Bonet de yerlerini almış durumda. Kişisel olarak TUR’u kazanmasını beklediğim isim ise Lampre’nin Polonyalı tırmanışçısı Przemyslaw Niemiec.

Gelelim etaplara… En önemli değişiklik, İstanbul etabının 5 yıl aradan sonra tekrar açılış gününe alınması. Sebebi açık: Yarışın son günü 1 Mayıs’a denk geliyor… Beri yandan etap rotası da değişikliğe uğramış durumda. Beşiktaş’tan start alacak peloton, bitmek üzere olan 3. Köprü ekranlara yansısın diye tahmin ediyorum, Anadolu Yakası’nda Anadolu Kavağı’na kadar gidip geri dönecek. Finiş ise geçen sene olduğu gibi Sultanahmet’te.

Bu yıl ilk kez İç Anadolu Bölgesi’ne de uğrayacağız. İstanbul’dan sonra uzun bir uçak yolculuğunun akabinde, sırasıyla Kapadokya ve Konya’da birer etabımız olacak. Sonrasında ise Seydişehir üzerinden Alanya’ya ineceğiz ve yarışın alıştığımız rotasını takip ederek Selçuk’ta TUR 2016’yı noktalayacağız. (Ufak bir hatırlatma; Meryem Ana tırmanışı Selçuk etabı parkurda yer almıyor.)

Seneye bu zamanlar, bu satırları yazarken bir World Tour yarışından bahsetmeyi diliyoruz. Pek ümitvar olmasak da…

Murat Elgin @bisikletdukkani

 

“Tour of Turkey” deriz, “Türkiye Bisiklet Turu” deriz, “TUR” deriz, uzun uzun “Cumhurbaşkanlığı…” deriz. Der de deriz.

Her zaman toprağımdaki şeyler hakkında haldır huldur güzel güzel, coşkulu coşkulu yazmak isterdim. Daha doğrusu o coşkuyu bir şekilde ifade etmek isterdim. Ancak bu arzum geçen sene düşüşe geçerken, bu sene dip yaptı. Geçen sene finişin Sultanahmet Meydanı’na alınmasını ve etrafın miting alanına dönüşmesini biliyorsunuz. Kadıköy tarafından, Bağdat Caddesi’nden, görece muhalefetten uzaktı. Korunaklıydı. Sultanahmet TUR’un bir kısmı için adeta fırtınada sığınacak bir liman olmuştu. Tabii ki yetmedi. Bağdat Caddesi eşrafı bu sene de cezalandırılırken TUR’un bu sefer başlangıcı İstanbul’a alındı. Çünkü son gün 1 Mayıs’a denk geliyordu ve asla ama asla bir şey yapılmayacaktı! Çıt çıkmasın. Aman ha! E ilk İstanbul etabının bir bonusu da oldu. O da 3. köprünün halkla ilişkiler çalışmasını yapıp, inşaatı tamamlanmak üzere olan köprüyü televizyon ekranı vasıtasıyla gözlere sokmak. Gözlerimizin ferine ferine…

Hani burada bisiklet yazmak, spordan bahsetmek, organizasyonumuzun heyecanını aktarmak isterdim ama gelmiyor içimden hiçbir şey. TUR’un formatı ve yaşanacaklarla ilgili özeti Murat yukarıda aktardı zaten. Tam da ilerleme kaydetmemiz gereken yılda bunları yaşamak çok üzücü. Tabii ki her şeyi yeni yönetim anlayışına, ihâle sonrası yaşanan aksaklıklara falan bağlamıyoruz. Sonuçta Avrupalı birçok sporcu ve takım, terör olaylarından dolayı ülkemize gelmek istemiyor. Bu da gerçeklerle yüzleşmemiz şart. Gelen sporculara laf etmeyelim tabii de şimdi. Bu sene beni heyecanlandıran pek bi’ kimse yok. Sadece geçen senenin galibi Durasek’in bu sene neler yapacağını merak ediyorum. Bir de merak ettiğim etap var ki, o da Kapadokya etabı. Tekrar hatırlatmakta fayda var. TUR, 24 Nisan – 1 Mayıs tarihleri arasında gerçekleşecek. İzleyelim ve görelim. Ben buna olsa olsa “bir garip Türkiye Bisiklet Turu” diyebiliyorum.

Onur Narinoğlu @onarinoglu

tur_hakkinda_kapak

 

Polonya Turu’nun Kazananı Ion Izagirre

Bettini Photo - Cyclingnews

Bettini Photo – Cyclingnews

Tour de France gibi bir organizasyondan çıktıktan sonra boşluğa düşmedik desek yalan olur. Hâlbuki çok sayıda bisiklet turu vardı. Var olmasına vardı da, hiçbiri tabii ki Fransa’nın yerini tutmadı. Bu turlardan biri ve belki de en ciddisi, Tour de Pologne’ydı. Aslında bu turun bizim için tek önemli yanı vardı. O da ünlü sprinter Marcel Kittel’in dönüş yarışı olmasıydı. Kittel tam olarak formunun zirvesinde olmasa da şimdilik hastalığı atlatmış gibi gözüküyor. Tabii daha önce de Marcel Kittel için, bu tarz cümleler kurduğumuz olmuştu.

Birinci etabın galiba beklenildiği gibi Marcel Kittel olurken, ikinci ve üçüncü etapta Matteo Pelucchi cengaverliğe soyunup, iki etabı da kazanmasını bildi. Maciej Bodnar kendi evindeki turda dördüncü etabı kazanırken, Bart de Clercq, Segio Henao ve yine Polonyalı Marcin Bialoblocki de turdan 1’er etap zaferi çıkarmayı başardılar.

Movistar’ın İspanyol bisikletçisi Ion Izagirre genel klasmanı, yani turu kazanırken, puan mayosu Marcel Kittel’in, yokuş mayosu Maciej Paterski’nin, takım klasmanı da Lotto Soudal’in oldu.  Torku Şekerspor, Polonyalı sporcusu Tomasz Marczynski’yi Polonya Turu için Polonya (milli) takımına ödünç vermişti. Marczynski genel klasmanı 22. sırada bitirdi.

Etapların özet görüntülerini, aşağıdaki videolardan izleyebilirsiniz.