Tour de France 2019’a Ön Bakış

GENEL KLASMAN

Froome’un devreden çıkmasıyla açık hale gelen yarışta, “eşitler” arasında ön plana çıkan isim G gibi duruyor. Adını daha güçlü anabilirdim; fakat İsviçre Turu’ndaki düşüşü beni temkinli olmaya itiyor. Kazanın etkilerini üzerinden atmış olsa bile çok değerli yarış kilometrelerinden mahrum kaldı. Bu noktada, henüz ikinci etapta koşulacak takım zamana karşı onun için büyük avantaj. Yarışın hemen başında kendini zirveye yakın bir yerde bulması, günden güne inancını artıracatır. Geçen sene kazanırken izlediği yol tam olarak buydu.

Bernal, Giro’yu kaçırınca şansını Vuelta’da dener diyorduk. Froome’un sakatlanması planları değiştirdi ve kendini G’nin yanında takımın ortak lideri olarak buldu. Birçoklarına göre bir numaralı favori o. İsviçre Turu şampiyonluğu gösterdi ki; Fuglsang’la beraber yarışa en keskin gelen iki isimden biri. Tek sorun, henüz 22 yaşında ve sadece ikinci büyük turunu koşuyor olması. Eh, bu da haylice bir sorun demek. Kazanırsa çok çok büyük bir iş başarmış olacak.

Fuglsang, 34 yaşında yeniden doğdu adeta. Bahar dönemini Liege-Bastogne-Liege’i kazanarak bitirmişti, yaza da Dauphine şampiyonluğu ile başladı. Eh, kazanmanın tadını aldı bir kere… Yıllarca her şeyi bir kenara itip genel klasmancı olacağım diye debelenip durdu. Şimdi bambaşka bir bisikletçi olarak ilk kez Tour’a iddialı geliyor. Üzerinde kazanma baskısı da yok. Elinden gelenin en iyisini yapıp yarıştan keyif almaya bakacak. Her halükarda 2013’deki yedinciliğinin üzerine çıkacağı kesin.

Pinot, Fransız kamuoyunun omuzlarına yüklediği baskıdan kurtulabilmek için rotayı Giro’ya yöneltmişti. İki yıl aradan sonra, biraz da Madiot’nun zoruyla memlekete dönüş yapıyor. Arkasında çok güçlü bir kurmaylar ordudu var. Düz yol, yokuş, TTT demeden Pinot’nun emrine amadeler. Yarışın dominant bir favorisinin olmaması şansını artırıyor elbette. Lakin bu, baş edilmesi gereken daha fazla rakip demek. Önceliği sağlıklı kalmak. Yarışın en aktif pedallarından biri olacağına şüphe yok. Bana sorarsanız podyum yolu açık. Yürüyedur aslan parçası!

Quintana, Froome’un ardında ikinciliğe razı geldiği yıllar boyunca nasıl yarış kazanılacağını unuttu. Herkesi “geleceğin şampiyonu” olacağına ikna ettiği 2013’ün üzerinden çok sular aktı ne yazık ki. Bakınız; Froome yok ve kimsenin Quintana’yı favori olarak gördüğü yok. Bu son şansı belki de. Kariyerinin seyrine, burada yapıp yapamayacakları yön verecek.

Movistar beri yandan Landa ve Valverde‘yi getiriyor. Valverde, yaşının etkilerini nihayet hissetmeye başladı. Uzun zaman sonra ilk kez bu sezon formda değil. Landa ise Giro’nun son haftasında yakaladığı formu buraya taşımak istiyor. Quintana’ya dadılık yapmak gibi bir niyeti yok anlayacağınız.

Ara ara “Bardet bu sefer kazanabilir mi?” sorusu düşüyor aklıma. Froome yok, G’nin durumu belli değil… “Neden olmasın?” diyorum. Sonra ikinci etaptaki 27 kilometrelik takım zamana karşıyı hatırlayıp tadım kaçıyor. Maça 1-0 geride başlıyor ve skoru lehine çevirecek forma sahip değil. Her zaman iyi işler çıkardığı Dauphine’de dahi anca 10. olabildi. Podyum bu sene uzak ihtimal.

Mitchelton-Scott, Yates kardeşleri beraber yarıştırdığı son seferde Simon’a Vuelta’yı (2018) kazandırmıştı. Aynı senaryoyu, Adam‘ın liderliğinde bu kez Tour’da hayata geçirmek istiyorlar. Adam, bu yıl tüm hazırlığını Tour için yaptı. Sezon içi performansına bakarak iyi durumda olduğunu söylemek mümkün. Dauphine’yi son gün mide problemleriyle bırakmak zorunda kalsa da, o esnada yarışı ikinci sürdürdüğünü belirtelim. Kardeşinin yanı sıra Haig de onun podyum yolculuğuna yardımcı olmaya çalışacak. İşlerinin kolay olmadığını takdir edersiniz.

Kruijswijk, 2016’da Pinerolo inişinde bıraktğı şampiyonluk hayalini kovalayadursun, o günün hatırları da bir gölge gibi Kruijswijk’i takip ediyor. Her seferinde “orada” olsa da, bir daha hiç zirveye yaklaşamadı. Yaş 32, zaman geçiyor… G’den sonra genel klasman iddialıları arasında en iyi zamana karşı onun. Hedef podyum elbette; ama ilk 5 en olası senaryo gibi duruyor. Jumbo-Visma’nın diğer kozu Bennett. Kruijswijk’a zıt gitmeden kendi yarışını koşmaya çalışacak. İlk 10’da bir yer hedefliyor; lakin günün sonunda kendini etap kovalıyorken bulabilir.

Bora, Tour’a heyecan verici bir kadroyla geliyor. Sagan, Schachmann derken; genel klasmanda BuchmannKonrad ikilisiyle ilk 10 kovalayacaklar. İkisi de günden güne iyiye gidiyor. Buchmann Dauphine’de, Konrad ise İsviçre Turu’nda üçüncü oldu. Başaltı favoriler arasında olduklarını rahatlıkla söyleyebiliriz. Gözümüz üzerlerinde.

Fransa Turu, Porte için her zaman bir kazayla kabusa dönmeye aday oldu. Fakat hiç değilse yarışa birkaç haftalık tur kazanarak formda gelirdi. Oysa bu sezon adını neredeyse hiç duymadık (Katılımcılar arasında en fazla yarış gününe -41- onun sahip olmasına rağmen). Böylesi daha iyi belki de. Canı daha az yanar.

Kısa Kısa

Mas: Lefevere, genç İspanyol’una çok güveniyor. Öyle ki, ona fazladan bir domestik verebilmek için Gilbert’e kesik attı. Vuelta’da ikinci olmuştu, bu kez önünde çok daha zorlu bir görev var.

Uran: Hakkında tahmin yapmakta en çok zorlandığım bisikletçi olabilir. Bir bakıyorsunuz podyumda, bir bakıyorsunuz yarışta bile değil. Ben en iyisi susayım.

Martin: Üç yıldır Tour’u ilk 10’da bitiriyor. Genel klasmancı olarak tavanı bu zaten. Muhtemelen benzer bir sonuç göreceğiz.

Nibali: Genel klasman iddiası yok. Hedefi etap galibiyet(ler)i ve polka-dot mayo. Köpekbalığını farklı bir yarış koşarken izlemek heyecan verici olacak.

Van Garderen: Porte, versiyon 2.0.

Barguil: Genel klasmanda yer edinebileceğini sanmıyorum. Fransa şampiyonu olmanın cakasını satacak daha ziyade. Alırsa bir etap alır. O da belki.

Kelderman: Dumoulin gelebilseydi ona yardımcı olacaktı, şimdi liderlik ona kaldı. Sakatlıktan yeni çıktı ve halihazırda sorumluluk üstlenebilecek seviyede değil.

Rohan: Tırmanış yetenekleri, zamana karşı ile açtığı farkı ancak haftalık turlarda kaldıracak seviyede. Büyük turlar için heveslendi; ama olmayacağı çok belli.

Aru: Hastalığını atlattı; fakat eski günlere dönmesi için hala zamana ihtiyacı var. Daha ziyade kendini deneyecek ve iyi hissettiği bir gün etaba gitmeye çalışacaktır.

SPRiNT

Sagan, geçirdiği kötü sezona rağmen yeşil mayonun bir numaralı favorisi. Yarıştaki hiçbir “sprinter” onun kadar çok yönlü değil. (Belki Matthews). Kazanırsa, geçen sene egale ettiği rekorun tek başına sahibi olacak. 30’una gelmeden yedinci yeşil mayo… Dile kolay.

Zorlar demeyelim; ama mayoya yaklaşması en muhtemel isim, Matthews. Sagan’ın diskalifiye edildiği 2017’de yeşillere bürünen o olmuştu zaten. Saf sprinterlerle aşık atabilecek kadar hızlı değil. Fark yaratacaksa klasik-vari etaplarda yaratacak. Sorun, söyleyeceği her şeye Sagan’ın verecek fazladan bir cevabının olması.

“Saf sprinterler” dedik, gelelim onlara…

Viviani‘nin Giro’daki başarısızlığının temel sebebi, Quick-Step’in ona uygun bir tren kuramayaşıydı. Bu sefer yanında Morkov ve Richeze gibi yedikleri içtikleri ayrı gitmeyen iki yaveri var. İşler İtalya’dakinden çok daha farklı olacak. Listenin başına onu yazıyorum.

İlginçtir, Ewan ilk kez Fransa’ya geliyor. Daha önce Giro ve Vuelta’da galibiyetleri var. Burada kazanması halinde “üçler kulübü”nün üyesi olacak. Başka trenlere sızma kabiliyeti ve yokuş yukarı sprint atabilmesi, rakiplerine karşı avantajı. Groenewegen, tüm sprinterler arasında top-speed’i en yüksek olanı. Aynı zamanda bu sezon en çok (10) kazanan isim. Van Aert‘ın varlığı, uyumlu çalışmaları halinde ona çok yardımcı olacak. Eve etapsız döneceğini düşünemiyorum.

Kristoff‘u anmadan geçmeyelim. Geçen yıl herkes yarışı terk edince Paris’te krallık tacını o takmıştı. Bu sezonki performansının başlangıcı oraya dayanıyor zaten. Birkaç kez podyumda yer alacaktır. Fakat diğerleri sorun yaşamadıkça etap kazanmasını beklemiyorum.

Colbrelli, Trentin, Greipel, Laporte, Nizzolo ve Stuyven; etap mücadelesi verecek diğer sprinterler… Son olarak; Cavendish‘in 2006’dan bu yana ilk kez Tour’da yer almayacağını hatırlatalım. Bir devir fiili olarak kapandı.

* * * * * –

* * * * Geraint, Bernal

* * * Fuglsang, Pinot, Quintana, Bardet

* * A. Yates, Landa, Kruijswijk, Buchmann

* Porte, Mas, Uran, Martin, Bennett, Valverde

Paris-Roubaix 2019’a Ön Bakış

Ronde’de işler, Quick-Step için beklendiği gibi gitmedi. (Kötü değil, beklenmedik) Dört liderle geldikleri yarışta, onlardan biri olmayan Asgreen’le podyum yaptılar. Tabii en büyük hayal kırıklığı, yarışın bir numaralı favorisi Stybar‘dı. Lafı uzatmayayım: Her şeye rağmen, son birkaç yılda olduğu gibi, Stybar’ı yine beş yıldız ile ilk sıraya yerleştiriyorum. Ronde bir “yol kazasıydı” diyelim. O sene, bu sene olsun. Olmazsa yazık olur.

Van Avermaet, Ronde özlemini bu yıl da bitiremedi. Şimdi gözü, 2017’de finişi ilk sırada geçtiği Paris-Roubaix’de. Fena başlamayıp, pek de iyi gitmeyen sezonunu bu şekilde kurtarabilir. Formu, gücü-kuvveti yerinde aslında; ama bir türlü o son basamağı çıkamadı. Sagan ortalıkta yokken ne yapacağını şaşırdı belki de; kim bilir.

Kros bisikletinden yola taşınan Van Aert-Van der Poel rekabetinde rüzgar, Hollandalı’dan yana esmeye başladı. Ve şimdi Van Aert, onun yokluğunda ibreyi lehine çevirmek için önemli bir şansa sahip. Formuna dair herhangi bir soru işareti yok. En büyük engel, yarışın kendisi. İki yıldır beklediği “o” galibiyet, Roubaix’nin taşlı yollarında gelir mi?

“Ronde Ön Bakış” yazısında Naesen‘i yarışın üç büyük favorisinden biri olarak göstermiş, daha sonra hasta olduğunu öğrenip keyfim kaçmıştı. Belçikalı, buna rağmen yarışı yedinci sırada bitirdi. Bahar klasiklerinin başından bu yana süre gelen istikrarlı performansı devam ediyor. Belli ki sürekli yarışmak onu diri tutuyor. Bakalım, daha önce ilk 10’a giremediği Paris-Roubaix’de kariyer derecesini nereye taşıyacak?.. Geçtiğimiz yılın sürpriz ikincisi Dillier‘i de kenara not edelim.

Lampaert, ilk çıkışını 2015 Roubaix’de yedinci olarak yapmıştı. O zamanlar 24 yaşındaydı ve Quick-Step’le WorldTour sahnesindeki ilk sezonunu geçiriyordu. Yıllar geçti, bahar klasikleri denince akla gelen ilk isimlerden biri oldu. Stybar, Ronde-vari bir sorun yaşarsa, Quick-Step’in yöneleceği ilk isim o. Yaşamasa bile, kazanmak için birbirlerine ihtiyaçları var.

Kristoff, bahar klasiklerine geri döndü! Önce Gent-Wevelgem’de şampiyonluk, ardından Ronde podyumu. Ve şimdi Paris-Roubaix’de hiç de azımsanmayacak bir şansa sahip. Ortalığı kasıp kavurduğu 2015’den sonra en iyi sezonunu geçiriyor. Tarihi velodroma lider grupla girebilirse sprint avantajı onda olacak.

Gökkuşağı mayoyu bırakmak Sagan‘a yaramadı anlaşılan. Kötü başladığı sezon, aynı şekilde devam ediyor. Ronde’de, son bölüme kadar fena görünmüyordu aslında. Ta ki final sprintede gücü yetmeyip pedal kesene kadar. Ünvanını korumak için geldiği Paris-Roubaix’de, son şampiyon ünvanını taşımanın verdiği güçten öte fazla bir dayanağı yok.

Paris-Roubaix, Langeveld‘in favori yarışı. Sonuncusu 2017’deki podyum olmak üzere, üç kez ilk 10’da yer aldı. Vanmarcke (hala rekabetten uzak olduğunu var sayıyorum) ve Phinney ile birlikte, Bettiol’e Ronde şampiyonluğunu getiren formulü uygulamaya çalışacaklar. Jonathan Vaughters’ın ıslak rüyalarını süsleyen Ronde-Roubaix dublesi onun ellerinde!

Politt, geçen yıl elde ettiği derecenin (yedinci olmuştu) tesadüf olmadığını bu sezonki performansıyla gösterdi. E3’te altıncılık, Ronde’de beşincilik derken; Paris-Roubaix’ye kara taylardan biri olarak geliyor. Hala radar dışı olması, bir başka avantajı. Şansı varken bunu iyi değerlendirmeli. Gelecek yıllarda bu lükse sahip olmayacak.

 

Kısa Kısa

Degenkolb: 2015 şampiyonu, malum kazadan sonra toparlanamadı, anlaşılan toparlanamayacak da. Yine de, zaman zaman eski günlerinden pasajlar sunabiliyor. Bir ihtimal…

Stuyven: Geçtiğimiz iki edisyonu ilk 10’da bitirdi. Bu yıl en iyi halinde değil; ama ihmal etmeye gelmez. Degenkolb’un şansı sprint ise, onunki kaçış.

Senechal: Kariyerinin ilk galibiyetini bu yıl Le Samyn’de elde etti. Ronde’yi pas geçip Scheldeprijs’de kendini denedikten sonra Paris-Roubaix’ye geliyor. İlk 10, başlangıç için ideal bir derece.

Benoot: Paris-Roubaix’ye daha önce daha önce iki kez katıldı, onlarda da yüz küsürüncülükten öteye gidemedi. Kilosu, yarış için biraz hafif kalıyor. Tabii söz konusu Benoot olunca adını anmadan olmaz… Lotto-Soudal’ın ikinci kozu ise Keukeleire.

Küng: İyi bir zamana karşıcı ve rouleur. Hal böyleyken bahar klasikleri yüksek bir potansiyel taşıyor. Neler yapacağını çok merak ediyorum. Dilerim FDJ, tamamen Demare‘a odaklanıp onu unutmaz.

Sky: Moscon, Tirreno-Adriatico kazasından sonra formunu bulamadı. Van Baarle de benzer sorunlar yaşıyorken, fena bir sezon geçirmeyen Rowe, takımın bir numaralı opsiyonu haline geldi.

Gaudin: Terpstra’nın yokluğundan takım o ve Fransa’nın çocuğu Petit‘ye kaldı. İkisinin de daha önce ilk 10 görmüşlüğü var. Bu özgürlüğü bir daha bulamayabilirler.

Gilbert: En büyük hayali beş monument’ı birden kazanmak ve bunu başarmak için önündeki engellerden biri bu yarış. Deneyeceği muhakkak. Ama artık çok geç.

Trentin: Paris-Roubaix karnesine baktığımzda iştah açıcı bir tabloyla karşılaşmıyoruz. Bisikletçi özellikte uymuyor değil aslında. Emin olamıyorum.

 

 

* * * * *   Stybar

* * * *   Van Avermaet, Van Aert

* * *   Naesen, Lampaert, Kristoff

* *   Sagan, Politt, Langeveld

*   Degenkolb, Stuyven, Senechal, Benoot, Rowe

 

Ronde van Vlaanderen 2019’a Ön Bakış

Stybar, Terpstra’nın takımdan ayrılmasının ardından Quick-Step’in taşlı klasiklerdeki bir numaralı opsiyonu haline geldi. Sezona da harika başladı. Önce Omloop’u kazandı, ardından E3’ü. Çok formda. Elde ettiği sonuçlar bir kenara, yarışları izlediğinizde ne kadar güçlü olduğunu görebiliyorsunuz. Ve yıllardır hayalini kurduğu, birkaç kez kıyısından döndüğü monument galibiyetine hiç olmadığı kadar yakın. Peki galibiyet Ronde de mi gelecek, Paris-Roubaix’de mi?.. Neden ikisi birden olmasın?

Van Avermaet, 2012’den bu yana (kaza yapıp bitiremediği 2016 hariç) tüm yarışları ilk 10’da bitiriyor. Bu süreçte üç kez podyum yaptı; fakat hala aradığı şampiyonluğa ulaşabilmiş değil. Ve yaşının 33’e geldiğini düşünürsek, önünde fazla zamanı kalmadı. Yarışın en büyük favorilerinden biri. Yalnız bu sene bir belaya tutuldu. Her atağı tek başına geri getirmeye çalıştığı için son bölüme enerjisi kalmıyor. Bu yüzden Omloop’ta Stybar’a sprint bile kaybetti. Yoksa gücünde kuvvetinde pek bir eksilme yok. Ha, eksilen bir şey var; o da yardımcılarının seviyesi. Bu noktada, CCC’nin yeni transferi Van Keirsbulck’a çok iş düşecek.

Bahar klasiklerinin en istikrarlı isimlerinden, Naesen. Omloop ile başlayan süreçte neredeyse tüm yarışlarda yer aldı ve hemen hepsinde aktifti. Milan-San Remo’da ikinci, Gent-Wevelgem’de ise üçüncü olarak galibiyete çok yaklaştı. Tüm bu veriler, form durumuna dair olumlu şeyler söylese de, yorgunluğun onu Ronde’de yakalayıp yakalamayacağı; aklımdaki tek soru işareti.

Jungels, geçen yıl bahar klasiklerini Liege-Bastogne-Liege şampiyonluğuyla kapattıktan sonra yeni sezona taşlı klasiklerle başladı. Yabancısı olduğu bu ortama da çabucak uyum sağladı. Kuurne’yi kazandı, E3 ve Dwars door Vlaanderen’de ise yarışın en aktif isimlerindendi. Benzeri bir etkiyi Ronde’de yaratacağını düşünüyorum. Kazanamasa bile, yarışın gidişatına etki edecek isimlerden biri olacak.

Van Aert, geçen yılın üzerine koyarak sağlam bir kariyer inşa etmeye devam ediyor. Strade Bianche ve E3’teki podyumları onun için şaşırtıcı değil. Beni asıl etkileyen Milan-San Remo’da aldığı altıncılıktı. Şimdiye kadarki tek eksiği, henüz bir şampiyonluk elde edememiş olması. (Van der Poel o eşiği çabuk aştı.) Jumbo-Visma’nın Quick-Step’leşme sürecini de düşünürsek, iyi bir sonuç almaması için hiçbir neden yok.

Dwars door Vlaanderen, Benoot için iyi bir Ronde provası oldu. İstediği sonucu elde edemedi belki; ama stratejisini berraklaştırmıştır sanıyorum. Pave’yle sorunu yok. Yokuş zaten çıkabiliyor. Onun için problem, tüm bu engelleri aştıktan sonra sprint atmak. Resim çok net. Atak yapmak ve finişe tek başına gelmek zorunda. Bunu kariyerinde yalnızca bir kez, geçen yıl Strade Bianche’de başardığını not edelim.

Sagan, kariyerinin en zayıf bahar klasikleri dönemlerinden birini geçiriyor. Zaten pek az yarışta yer aldı, onlarda da rekabetçi olmaktan uzaktı. Formsuz olduğu kesin. Beri yandan, peak noktasına Ronde ve sonrasında ulaşmak istediği varsayımında da bulunabiliriz. Malum, bu yıl Liege-Bastogne-Liege’i kazanmak gibi bir hedefi var. Karar sizin… Her seferinde tahminlerimi boşa düşürdüğü için bu kez net bir fikir beyan etmek istemiyorum.

Son şampiyon Tepstra, post Quick-Step sendromu yaşıyor. Omloop ve Kuurne’de üçüncü olduktan sonra işler pek iyi gitmedi. Ya atak yapan grupları kaçırdı, ya da devamını getirecek kadar güçlü değildi. Fena bir takımı da yok aslında. Gaudin, Calmejane, Lighart, Petit; Pro-Conti seviye için hayli tatmin edici bir domestik kadrosu. Tabii yaşının 34’e gelmesi de düşüşünde bir başka etken. Sessiz bir yarış geçirmeyeceği açık. Fakat en tepeye oynayabilmesini biraz zor görüyorum.

Van der Poel, yol bisikletindeki ilk ciddi sezonuna harika başladı. GP Denain’i kazandı, Gent-Wevelgem’de podyumu kıl payı kaçırdı ve en son, Dwars door Vlaanderen’de kariyerinin ilk WorldTour galibiyetini elde etti. Bitmek tükenmek bilmeyen enerjisi, içgüdüleriyle hareket edip bundan sonuç almasına olanak sağlıyor. Ronde diğer yarışlara benzemez tabii. İçgüdülerinizi yarış zekasıyla beslemek zorundasınız. Neler yapacağını görmek için sabırsızlanıyorum.

Quick-Step’de tam olarak bir hiyerarşiden bahsetmek zor. Amaçları, belli bir isme yarış kazandırmaktan ziyade şampiyonluğu takım içinde tutmak. Bu nedenle, kağıt üzerinde üçüncü, hatta dördüncü opsiyon gibi görünen Lampaert için “Şansı yok” diyemiyoruz. Yarış içinde pekala işler onun istediği şekle evrilebilir. Yine de, birilerinin takım için çalışması gerektiğini de unutmayalım. Lampaert, o noktada en güvenilen isimlerden.

Valverde, 20 yıla yaklaşan kariyerinde ilk kez Ronde’de start alacak. Ki, daha önce neden denemediğini hep merak etmişimdir. Strava’da Paterberg istatistiklerine baktığınızda, zirvede Valverde’nin iki gün önce gerçekleştirdiği dereceyi göreceksiniz. Bu bilgiyi paylaşan @ammattipyöräily‏ hesabının sölediği gibi: Yarışa sırf eğlence olsun diye gelmiyor.

Kısa Kısa

Gilbert: 2017’nin şampiyonu, geçen yılın üçüncüsü… Yalnız tüm sezon kendini takım için paraladıktan sonra Ronde’ye gücü kaldı mı; emin değilim. Yaşı da geldi 37’ye…

Trentin: Sezonun istikrarlı isimlerinden biri. Finiş gördüğü dört yarışta da (Omloop, MSR, E3, GW) ilk 10’daydı. Benzer bir sonuç şaşırtıcı olmaz.

Kristoff: Gent-Wevelgem’de aldığı sürpriz sayılabilecek galibiyet, onu bu listeye almak için yeterli bir sebep. Dikkat, klişe alarmı: Bir şampiyonun kalbini asla küçümsemeyin.

Mohoric: Bu sezon kendini pave üzerinde deneyip iyi sonuç alanlardan. Gent-Wevelgem’deki gibi her atağa tuzlukla koşmazsa ilk 10’da iyi bir yer edinebilir.

Trek: İşler iyi gitmiyor. Dege’nin Gent-Wevelgem’deki ikinciliği sezonu kurtarmaya yetmeyecek. Stuyven ve/ya geçen yılın ikincisi Pedersen’in olaya el koyması gerekiyor. Gerekiyor da, pek ışık verdikleri söylenemez.

Rowe: Bahar klasiklerindeki en iyi derecesini 3 yıl önce burada beşinci olarak elde etmişti. Bu sezon da çok istekli görünüyor. Yine de, Ronde’den çok Paris-Robaix’de etkili olmasını bekliyorum. Moscon ise hala form tutabilmiş değil.

Demare: FDJ’yi yarışın bir noktasında pelotonu çekerken göreceğiz. Demare da bir noktada atak yapacak. Ve sonra ondan bir daha haber alamayacağız.

Vanmarcke: E3’te yaptığı kazadan beri yarışamıyor. Ronde kadrosuna da son anda dahil oldu. Yarışı bitirmesi bile kolay olmayacak. EF Education için en olası senaryo Langeveld gibi duruyor.

* * * * * Stybar

* * * * Van Avermaet, Naesen

* * * Van Aert, Jungels, Benoot

* * Sagan, Terpstra, Van der Poel, Lampaert

* Valverde, Gilbert, Trentin, Kristoff, Mohoric

Milan-San Remo 2019’a Ön Bakış

Yarışın sonucunu belirleyecek iki olası senaryodan bahsedebiliriz ve iki senaryonun başını da Quick-Step’liler çekiyor.

Sezonun en iyi iki takımından birinin (diğeri Astana) en forma ismi Alaphilippe. Strade Bianche’yi kazandı, en son Tirreno-Adriatico’da iki etap aldı ve daha bir sürü şey. Tam anlamıyla alev alev yanıyor. 2017’de Kwiatkowski ve Sagan’la üçlü sprinte girip ikisine de geçilmişti. Bugün aynı mücadeleye girse şansının daha yüksek olacağı muhakkak. Fakat kazanma ihtimalini maksimize etmek için geçen yıl Nibali’nin yaptığına benzer bir işe imza atması gerekiyor. Cipressa’da pelotonu dağıtıp Poggio’da tek başına kalmaya çalışacaktır.

Gelelim diğer senaryoya: Toplu sprint… Bu noktada takımın ikinci kozu olan Viviani çıkıyor sahneye. Sky’da heba ettiği üç yılın ardından transfer olduğu Quick-Step’de birkaç seviye birden atladı ve halihazırda pelotonun en iyi sprinteri konumunda. Onca denemenin ardından ataklar sonuç vermez de iş sprinte kalırsa yenilmesi gereken isim o olacak.

Sagan, gözüne Liege-Bastogne-Liege’i kestirdiğinden sebep, sezona farklı bir planlamayla girdi. Klasikler açısından sezonu Milan-San Remo’da açıyor. Şimdiye kadar yılın tek galibiyetini de 2 ay önce Tour Down Under’da aldı. Form açısından yarışın en büyük favorilerinden birini olduğunu söylemek zor. Ama bahsini ettiğimiz isim Sagan. Her zaman cebinden çıkaracak bir tavşanı vardır.

Ola ki çıkaramadı, Bora da tıpkı Quick-Step gibi diğer planını devreye sokacak: Sam Bennett. Bugüne değin, şans bulduğu ender zamanlarda üzerine düşeni fazlasıyla yaptı. Sezona da formda girdiğini söyleyebiliriz. Geçtiğimiz hafta Paris-Nice’de 2 etap aldı.

Nibali’nin şampiyonluğu bir kenara, geçen yıl beni en çok şaşırtan isim Caleb Ewan‘dı. MSR gibi 300 kilometreye göz kırpan sert bir yarışta, Ewan gibi fiziksel defekti olan bir ismin başarı olmasını beklemezken o gidip ikinci oldu. Bu sonucun da etkisiyle, bu sezon yarışa çok daha iştahlı başlayacak. Sonuç sprinte kalırsa Viviani’nin hemen arkasına Gaviria ile beraber onu yazarım.

Gaviria, geçen yıl sakatlığı nedeniyle yarışı pas geçmek zorunda kalmıştı ki; yarışın favorilerinden biriydi. Bu sene yeni takımıyla, yine benzer bir konumda. UAE için bir Quick-Step diyemeyiz elbette; ama yanında Kristoff (2014 şampiyonu) gibi bir “yardımcısı” olacak. Norveçli, şans bulduğunda kendisi de gidebilir. Her ne kadar eski formundan uzak olsa da…

Kwiatkowski, “Bir Ardenne’ci MSR’yi nasıl kazanır?” sorusunun cevabını 2017’de verdi. Zafere giden yolu biliyor. Aynı patikayı izlerse ikinci şampiyonluk neden olmasın?

Stefan Küng FDJ’ye transfer olduğunda en çok sevinen isimlerden biri Demare olmuştur. Zira kazandığı 2016 yılında dahi yanında böylesi bir rouleur yoktu. Sezona hızlı giremedi; ama MSR denince Demare için akan sular duruyor. Yine oralarda olacaktır.

Trentin ve Colbrelli için aynı cümleleri kurabiliriz sanıyorum. Sprint atabiliyorlar, yokuş çıkabiliyorlar. Ezcümle, yarışın her iki senaryosunu da uygunlar. Fakat pelotonda, bu söylediklerimi onlardan daha iyi yapan isimler varken kazanmak için yeteneklerinden daha fazlasına ihtiyaçları olacak.

Valverde, üzerinde gökkuşağı mayo ile 3 ayıl aradan sonra Milan-San Remo’ya geri dönüyor. Aklının bir köşesinde “Nibali yaptıyse ben neden yapamayayım?” düşüncesi olduğuna eminim. Alaphilippe’le beraber Milan-San Remo’da Fleche Wallonne-vari bir kapışma izlemek fantastik olmaz mı?

 

Kısa Kısa

Cort: Sezonun en çok galibiyet alan takımının yarıştaki en iddialı ismi. Geçen yıl sekizinci olmuştu. Üzerine koyacağı her basamak başarı hanesine yazılacak.

Degenkolb: Tour’daki Roubaix etabını kazanarak vücudunda dolaşan zehiri attı adeta. Dilerim mümkün olduğunca yukarıda bitirir.

Van Avermaet: Milan-San Remo, hiçbir zaman hedef yarışlarından biri olmadı. Değişen bir şey yok.

Matthews: Sakatlıktan yeni çıktı ve bacaklarındaki toplam kilometre, Milan-San Remo’da kat edeceği mesafeyi ancak geçiyor.

Bouhanni/Laporte: Cofidis’in düşman kardeşleri bir arada. İzlemesi hayli şenlikli olacak.

Groenewegen: Cipressa ve Poggio’nun olmadığı bir dünyada şampiyonluğun favorilerinden biri olabilirdi.

Nibali: :)

 

* * * * *   –

* * * *   Alaphilippe, Viviani

* * *   Sagan, Ewan, Gaviria

* *   Bennett, Kwiatkowski, Demare, Trentin

*   Colbrelli, Van Avermaet, Cort, Degenkolb, Kristoff, Valverde

 

 

Paris-Roubaix 2018’e Ön Bakış

 

Quick-Step’te bu sene yarış kazanamayan neredeyse bir Stybar kaldı (Bu satırlar yazılırken Enric Mas, Bask Turu’nda etap galibiyetini kutluyordu). Üzerine yıllardır Paris-Roubaix’yi kazanmak için çabaladığını ve iki kez direkten döndüğünü ekleyin. Sıra her açıdan ona gelmiş görünüyor anlayacağınız. Takımın öncelikli planı Gilbert olacak muhtemelen; fakat günün sonunda ibrenin Stybar’a döneceğini düşünüyorum.

Okumaya devam et Paris-Roubaix 2018’e Ön Bakış

Ronde van Vlaanderen 2018’e Ön Bakış

 

Flanders klasikleri için konuşuyorum (PR’yi içine katarak); aktif bisikletçiler arasında en iyisi Van Avermaet. Geçen yıl Paris-Roubaix’yi kazanıp kariyerindeki en büyük eksiği -bir monument galibiyeti- giderdi ve şimdi sırada Ronde var. Tek sorun, geçen seneki dominant performansının bir miktar uzağında oluşu. En iyi derecesi, E3’teki üçüncülük. Yine de, geçtiğimiz iki senede olduğu gibi ilk sıraya GvA’yı yazıyorum. Defalarca söyledim, tekrarlayacağım. Sagan’ın nasıl yenileceğini en iyi o biliyor. Okumaya devam et Ronde van Vlaanderen 2018’e Ön Bakış

Milan-San Remo 2018’e Ön Bakış

 

Vakit geldi. Omloop Het Nieuwsblad ve Kuurne-Brussels-Kuurne ile fiilen startını verdiğimiz Bahar Klasikleri dönemi, resmen başlıyor. İlk durağımız Milan-San Remo. Nam-ı diğer La Primavera. Sezonun ilk monument’ı ve en uzun (294 kilometre) yarışı…

Milan-San Remo’yu kazanmak için iki yol var. Ya alışıla geldiği üzere toplu sprintte en güçlü bacaklara sahip olmak. Ya da son 30 kilometrede çıkılan Cipressa ve Poggio ikilisinden birinde atak yapıp yarışı sprinterlerden çalmak. Tıpkı geçen sene olduğu gibi. Okumaya devam et Milan-San Remo 2018’e Ön Bakış

Podcast #11 – Tour de France 2017 Değerlendirmesi

Giro akabinde ara vermek zorunda kaldığımız yayınlara Tour de France değerlendirmesiyle devam ediyoruz. Chris Froome’un 4. şampiyonluğu, Uran-Bardet-Landa arasındaki podyum mücadelesi, mayolar, abandoneler… 3 haftalık keyifsiz Fransa yolculuğunu 11. podcast’imizde konuştuk. Keyifli dinlemeler.

Tour de France 2017’ye Ön Bakış

PARKUR

Fransa Turu, duvar yıkıldıktan sonra ilk kez Almanya topraklarından (Düsseldorf) başlıyor. 1987 Berlin’den tam 30 yıl sonra… Lakin Düsseldorf’daki yolculuğumuz sadece 1,5 gün sürecek. 2. etapta şehirden çıkıp Liege’e uğradıktan sonra, 3. etapla beraber Lüksemburg üzerinden tur ana karasına ulaşacağız. Ardından ver elini güney…

Yarış parkuru bu sene sprinterlere epey bonkör davranıyor. Toplam 9 sprint, 5 orta dağlık ve 5 de yüksek dağlık etabımız [sadece 3’ü zirve finişi (La Planche des Belles Filles, Peyrahudes ve Izoard)] var. İlk gün ve Paris öncesi son günümüzde 2 tane de bireysel zamana karşı koşulacak. Fakat toplam uzunlukları 40 kilometreye dahi ulaşmıyor. Önceki senelere oranla sarı mayo için daha açık bir yarış olacağını söyleyerek favorilere geçelim.

Tour de France 2017

GENEL KLASMAN

Froome, üst üste üçüncü, toplamda dördüncü şampiyonluğunu arıyor. Aradığını bulursa, rekoru egale etmesine sadece bir adım kalacak. Fakat işi, geçtiğimiz senelerdeki kadar kolay değil. 2012’den bu yana en kötü yılını geçiriyor. Bırakın herhangi bir haftalık turda genel klasmanı, sezon boyunca tek bir etap galibiyeti dahi alamadı. Her daim harikalar yarattığı Dauphine’de bile -son gün- podyum dışı kaldı… Hazır olun, koca bir “ama” geliyor… Her şeye rağmen, destansı domestik kadrosunun da (G, Landa, Heano, Nieve, Kwiatkowski vb) etkisiyle çok az farkla önde olduğunu düşünüyorum. Sebebi hemen aşağıda.

Chris Froome

Porte, Dauphine şampiyonluğunu son gün kaybetse de yarışın en sağlam bacaklarından birine sahipti. Ki o bacaklar, 1 ay önce kendisine Tour de Romandie’yi kazandırmıştı. Açıkça söyleyebiliriz, ana favoriler içindeki en formda isim o. Fakat geçmişte de böyleydi ve Porte’un büyük turlar karnesine baktığımızda, en iyi derecesinin geçen seneki Tour beşinciliği olduğunu görüyoruz. Hal böyle olunca, Avustralyalı bisikletçiyi Paris sokaklarında sarı mayoyla turlarken hayal edemiyorum bir türlü. Kritik soru şu: Kötü bir gün geçirmeden veya başına bile bela gelmeden 3 haftayı tamamlayabilecek mi?.. Yakın olacak. Ama sanki yine olmayacak.

Quintana‘nın Giro-Tour dublesi hayalleri ilk ayakta suya düştü. Pasif sürüşü nedeniyle epey destekçi kaybetti üstelik. Yine de, sezonu kurtarmak için bir şansı daha var. Zamana karşı kilometrelerinin azlığı işine yarıyor. Yarış profilinin çok sert olmaması da bacaklarındaki Giro yorgunluğunu düşünürsek avantajına diyebiliriz. Yorgunluk demişken… Q, Giro’dan sonra hiçbir yarışa katılmadı. Bu nedenle formunun ne durumda olduğunu bilmiyoruz. La Plance des Belles Filles’de bitecek 5. etap önemli bir gösterge olacak. Yeni bir podyum ufukta görünüyor. Dileğimiz ise kaderine razı bir şekilde yarışmaması.

Valverde, bahar sezonun en iyisiydi. 3 tane haftalık tur kazandı, üstüne FL-LBL dublesi yaptı. Lakin hemen ardından 1,5 aylık bir tatile girdi ve dönüşü pek iyi olmadı. Defaatle Nairo için çalışacağını söylese de “Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz” diyoruz. Hele söz konusu Valverde ise… Yalnız şöyle bir ikilem var: Valverde’nin Q’ya yardımı en çok genel klasmana yakınken mümkün. Ancak bu şekilde ikili oyun oynayabilirler. Hadi buyurun!

Aru, diz sakatlığı nedeniyle 3 ay yarşamadıktan sonra kendini çabuk toparladı. Dauphine’de beklentileri aşıp beşinci oldu, hemen ardından ise İtalya yol şampiyonluğunu kazandı. Herkes, 2015 formunu bulduğunu yazıp çiziyor. Ki o form, Aru’yu podyuma taşıyabilir. Yarıştaki en taze genel klasman iddialısı olduğunu da hatırlatalım… Takım beri yandan Fuglsang‘a sahip. Hem Aru’nun en büyük yardımcısı, hem de Astana’nın B planı olacak. Tüm enerjisini Dauphine’yi kazanmak için harcamadıysa kendine ilk 10’da bir yer edinebilir.

Richie Porte

Fransızların yarıştaki tek umudu Bardet. Geçen sene elde ettiği ikincilikten sonra bu sene zirve için kapışabileceğini söylemek isterdim; fakat Dauphine performansı pek iç açıcı değildi. İlk 5, onun için en ideal senaryo olacaktır. Bir etap galibiyeti de fena olmaz hani. AG2R’in onun için iyi bir takım getirdiğini söyleyebiliriz. Yaveri Latour, Frank ve Vuillermoz… Porte bile bu kadarına sahip değil.

Contador, ilk şampiyonluğunun 10. yılında, muhtemelen son Fransa Turu’na çıkıyor. Dauphine’de bir kez daha gördük ki; bacakları, aklından geçenleri yapmasına izin vermiyor. Birincilik dışındaki sonuçları umursamadığını, birinci olması için de pelotona uçak düşmesi gerektiğini bildiğimiz için neler yapacağından emin olamıyorum. Gerilerde bile kalsa, ki hayli olası, her halükarda yarışın hakkını vereceğinden emin olabiliriz.

Majka ilk kez Fansa’ya lider olarak geliyor. Daha önce hep Contador’un süper domestikliğini yapmıştı. Tabii bunu yaparken araya 2 polka dot mayo ve 3 etap galibiyeti sığdırmayı da ihmal etmedi. Formda olduğunu söyleyebiliriz. Kaliforniya’da ikinci oldu, Slovenya Turu’nu kazandı. İlk 5 için önemli bir aday olacağına şüphe yok… Takımın diğer kozu ise Dauphine’de harika işler yapan Buchmann. Geçtiğimiz yıllarda Majka’nın Contador’a yaptığını bu kez o Majka’ya yapmaya çalışacak. Gelecekte çok daha iddialı olacağını söylemek zor değil.

Nairo Quintana

Dan Martin hiçbir zaman tam anlamıyla bir genel klasmancı olmadı. Ama kendisine uygun parkur bulduğunda elinden gelenin en iyisini yapmaktan da geri durmadı. Bu yıl Tour, o parkurlardan birine sahip. Geçen yıl elde ettiği dokuzunculuğu geliştirmesi olası. Quick-Step’in Kittel etrafında kurulduğunu, Brambilla‘dan başka ona yardım edebilecek bir isim olmadığını ekleyelim. Gerçi kendisi pek domestiğe ihtiyaç duyan biri sayılmaz.

Dauphine’de iyi gözüken isimlerden biri de geçen yılın sekizincisi Meintjes‘di. Tekrar benzer bir dererece yapması muhtemel. Beyaz mayonun da Yates ile beraber en büyük iki favorisinden biri. Bana sorarsanız birincisi.

Orica’nın kağıt üzerindeki lideri Chaves gibi görünse de pratikte durum böyle olayacak. 4 aylık sakatlık molasınn ardından 3 haftalık turda mücadeleci olması pek kolay değil zira. Takım da bunun farkında olarak Giro öncesi Adam Yates‘i apar topar yarıştan çekip Fransa’ya sakladılar. Lakin onun da form durumu da epey dalgalı. Romandie’de galibiyeti kaçırdı, Dauphine’de ilk 10’u bile göremedi. Tour’da bunu başarabileceğini umuyor. Aksi halde beyaz mayonun uzağında kalacak.

Yeni takımı Bahrain-Merida ile iyi bir sezon geçiren Ion Izagirre ve Cannondale’in lider ikilisi UranTalansky; adlarını anmamız gereken diğer isimler. Ve Lotto Jumbo…. Roglic, Gesink, Bennett gibi sağlam tırmanışçılara sahipler. Ana hedefleri etap galibiyeti olsa da, bir şekilde ilk 15 içinde kendilerine yer bulabilirler.

 

YEŞİL MAYO

Sagan, Tour de France sahnesine çıktığı 2012’den bu yana her yıl yeşil mayoyu kazanmayı başardı. Önümüzdeki senelerde karşısına Gaviria çıkana kadar da kazanmaya devam edeceğe benziyor. 5 yıllık karnesine bakın: 7’si birincilik, toplam 34 podyum…

Peter Sagan

Sagan’a yaklaşması en muhtemel ismin Kittel olmasını bekliyorum. Tüm sprinterler grubu içinde tırmanış kabiliyeti en zayıf isim olsa da, kazanacağı 5+ etap ile sağlam puan toplayacaktır. Sahip olduğu takımdan bahsetmiyorum bile.

Taze Fransa şampiyonu Demare, tamamen onun üzerine kurulmuş bir takımla düşecek yollara. Tabii gözü yeşil mayodan çok etap galibiyet(ler)inde olacak. En az bir tanesini kazanamazsa yazık o trene.

Greipel, 2008 Giro’dan bu yana katıldığı her büyük turda etap almayı başardı. Seriyi sürdüreceğine şüphe yok. Onca sprint etabı içinde en az 1-2 tanesinden zaferle ayrılacaktır. Ayrılmalıdır.

Matthews, düz etaplarda saf sprinterlere karşı koyabilecek top speed’i üretemiyor. Başarılı olması için sonu eğimli Ardenne tandanslı etaplar lazım ve bu yarışta onlardan sadece iki tane var… Söylediklerim Colbrelli için de geçerli.

Cavendish mononükleoz teşhisi nedeniyle bir süredir yarışmıyordu. Tour’a katılıp katılmayacağı da son ana kadar belirsizdi. En büyük motivasyon kaynağı Eddie Merckx’i yakalamak olacak; ama işi hiç kolay değil. Şansı yaver giderse belki bir etap galibiyeti. (Geçen sene de aynı şeyi söylemiştim.)

Bouhanni, Goenewegen, Kristoff ve Degenkolb; etap galibiyeti için sprint atacak, bol bol podyum civarında dolaşacak diğer isimler. Son olarak; sezon sonunda Direct Energie’den ayrılacağını açıklayan Coquard‘ın, takım patronu Jean-René Bernaudeau tarafından Tour kadrosuna alınmadığını belirtelim.

 

POLKA DOT MAYO

4’ü HC, toplam 11 kategorize tırmanışın geçileceği 9. ve 17. etaplar, klasman için büyük önem taşıyor. Kaçış grubuna gitmesi muhtemel bu etaplarda toplanacak puanlar, sahiplerine büyük oranda dağların kralı mayosunun kapısını aralayacak. 

Akla gelen ilk isim, Pinot. Giro’da podyumu kıl payı kaçırdıktan sonra bu kez memleketinde görücüye çıkıyor. Fakat bu sefer hedefi genel klasman değil. Geçtiğimiz yıl bu klasmanda ikinci olan kaçış uzmanı De Gendt, bir diğer favori. Rolland‘ı da atlamamak lazım… Genel klasman için adını saydığımız; fakat yarıştan erken kopup gözünü buraya dikecekler de olacaktır elbet. Giro’da Landa’nın yaptığı gibi. Şimdiden kimlerin olabileceğini söylemek zor.

 

* * * * *   –

* * * *   Froome, Porte

* * *   Quintana, Aru

* *   Bardet, Majka, Contador, Valverde

*   Meintjes, Yates, Martin, Fuglsang  

Podcast #03 – Paris-Roubaix 2017’ye Ön Bakış

Geldik 3. bölüme. Kısa bir Ronde değerlendirmesinin ardından klasiklerin kraliçesi, kuzeyin cehennemi Paris-Roubaix’yi konuşuyoruz. Tom Boonen, son yarışını kazanabilecek mi? Keyifli dinlemeler.