Paris-Roubaix 2018’e Ön Bakış

Quick-Step’te bu sene yarış kazanamayan neredeyse bir Stybar kaldı (Bu satırlar yazılırken Enric Mas, Bask Turu’nda etap galibiyetini kutluyordu). Üzerine yıllardır Paris-Roubaix’yi kazanmak için çabaladığını ve iki kez direkten döndüğünü ekleyin. Sıra her açıdan ona gelmiş görünüyor anlayacağınız. Takımın öncelikli planı Gilbert olacak muhtemelen; fakat günün sonunda ibrenin Stybar’a döneceğini düşünüyorum.

Okumaya devam et

Milan-San Remo 2018’e Ön Bakış

Vakit geldi. Omloop Het Nieuwsblad ve Kuurne-Brussels-Kuurne ile fiilen startını verdiğimiz Bahar Klasikleri dönemi, resmen başlıyor. İlk durağımız Milan-San Remo. Nam-ı diğer La Primavera. Sezonun ilk monument’ı ve en uzun (294 kilometre) yarışı…

Milan-San Remo’yu kazanmak için iki yol var. Ya alışıla geldiği üzere toplu sprintte en güçlü bacaklara sahip olmak. Ya da son 30 kilometrede çıkılan Cipressa ve Poggio ikilisinden birinde atak yapıp yarışı sprinterlerden çalmak. Tıpkı geçen sene olduğu gibi. Okumaya devam et

Podcast #13 – Vuelta a Espana 2017 Değerlendirmesi

Yılın son büyük turu sona erdi. Chris Froome, Tour-Vuelta dublesi yaparak bisiklet tarihindeki yerini aldı. Yarışta Froome’dan rol çalmayı başaran tek bir isim vardı: Alberto Contador. El Pistolero, kariyerine Angliru’daki etap galibiyetiyle nokta koydu. Son dönemin en keyifli yarışlarından biri olan Vuelta 2017’yi, podcast’in 13. nüshasında masaya yatırdık. Yayının sonunda kısa kısa Ahmet’in Örken ve Türkiye Turu’ndan da bahsetmeyi ihmal etmedik… Keyifli dinlemeler.

The Transcontinental Race 2017 Başlıyor

Jules Verne‘in Denizler Altında Yirmi Bin Fersah, Dünyanın Merkezine Yolculuk ve Seksen Günde Devr-i Âlem kitaplarından en az birini, herkes çocukluğunda okumuştur. Jules Verne’in zihinlerimizde başlattığı bu hayâl yolculuğuna devam edenlerimiz de illaki vardır. Kimisi okumaya ve hayâl kurmaya devam ederek, kimisi ise yola koyularak. The Transcontinental Race de yola koyulmaya karar verenler için biçilmiş bir kaftan.

The Transcontinental Race, her yıl düzenlenen, dışarıdan destek alamadığınız, ultra mesafe bir bisiklet yarışı. Bu yarış tamamen sizin zaman ve bitmek bilmeyen yolla olan mücadeleniz. Günün sonunda kronometreyi durduran kimse yok. İster otelde 4-5 saat rahat bir uyku çekin, isterseniz çadırda ya da bivak torbasında 2-3 saat kestirin. Bu tamamen size kalmış. Bu seneki yarış 28 Temmuz’da başlıyor!

 

Yarış ilk zamanlarında, Londra’dan başlayıp İstanbul’da sonlanırdı. Ben de ilk haberdar olduğumda başlangıç ve finiş böyleydi. Ancak bu yılki edisyon, son üç yılda olduğu gibi Geraardsbergen – Belçika’dan başlarken, Meteora – Yunanistan’da sonuçlanacak (ilk kez ülkemizde sonlanmayacak). Bu iki ülke arasında seyahat ederken uğranması gereken 4 check point söz konusu. CP1: Schloss Lichtenstein – Almanya, CP2: Monte Grappa – İtalya, CP3: Tatra Mountains – Slovakya ve CP4: Transfăgărășan – Romanya. Yarışçılar, uğramaları gereken noktaları istedikleri yollardan, istedikleri şekilde gidebilecekler. Herkes kendi rotasını çizecek ve en kısa zamanda Meteora’ya ulaşmaya çalışacak.

Yarışın organizatörü Mike Hall da bir uzun mesafe yarışçısıydı. Yarışçısıydı diyorum çünkü, Mike Hall 31 Mart’ta Indian Pacific Wheel Race’te yarışırken, bir aracın bisikletine çarpması sonucu, 35 yaşında Avustralya’da yaşamını yitirdi.

The Transcontinental Race 2017’ye, yani 5. edisyonuna 8000 civarı bir başvuru söz konusu oldu ve bunların sadece 277’si kabûl gördü. Ülkemizden Hüseyin Gökdai (#27) ve Berk Okyay (#171) yarışa bireysel olarak, İsmail Arkan (#250a) ve Yusuf Akkuş (#250b) ise takım olarak bu seneki yarışa katılacaklar. #171 numarası, sene başında bir yarışmayla yapılıyor ve sponsor bu yarışmacının her şeyini karşılayarak video çekimlerini gerçekleştiriyor. Bu numarayı kazanan isim geçen sene de yarışı tecrübe eden Berk Okyay olmuştu. Ben bu yarışı, Recep Yeşil ve Erik Nohlin‘in yarıştığı Specialized AWOL Transcontinental bisikletleri için çekilen belgeselden öğrenmiştim. Sizden umarım bu yazı vasıtasıyla öğrenir ve bu tutkunun bir parçası olursunuz. Bisikletçileri numaraları vasıtasıyla bu bağlantıya tıklayarak güncel olarak takip edebilirsiniz.

Tüm yarışmacılara ve özellikle bizim arkadaşlara başarılar!

*Bahsettiğim belgesel videolarını aşağıdaki YouTube bağlantılarından izleyebilirsiniz.

 

 

Ahmet Örken Sezona Formda Başladı, Sonrası?

Türkiye Bisiklet Turu 18 – 23 Nisan arası bu sefer World Tour takviminde kendine yer bulmuştu ancak malûmunuz bizim tur ertelendi. Sebebi konusuna hiç girmeyelim. Orası tam bir muamma. Torku Şekerspor ve Ahmet Örken normal şartlarda bu tarihlerde Türkiye Bisiklet Turu’na hazırlanıyor olur, bütçe çıkarsa yarış koşar, onun dışında da antrenmanlarını sürdürürdü. Bu sene ise durum biraz daha farklı. Örken’in programında ne gibi bir değişiklik olduğunu bilemiyoruz ama Torku Şekerspor, Fas’ta bir dizi yarışa katıldı.

Fas’taki bu 6 tek günlük yarışın da kategorisi 1.2 ve hepsi sprint yarışı. Aslında 6 farklı etaptan oluşan bir tur gibi gözükse de, hepsinin ayrı olarak, gün gün sonuçlanıyor. Örken attığı sprintlerle genel olarak ilk 5 potasında kalmayı başararak kürsüye yakın bir hafta geçirdi. Les Challenges de la Marche Verte – GP Al Massira yarışını da kazanmayı bildi. Torku Şekerspor’un Rus bisikletçisi Ivan Balykin de Les Challenges de la Marche Verte – GP Oued Eddahab yarışını kazanırken, kendini tüm yarışlarda podyuma yakın tutmak için çabaladı.

Ahmet Örken - Fas

Ahmet Örken’in, Fas yarışlarındaki dereceleri.

Fas’ın ardından Kuzey Kıbrıs’a geçen Torku Şekerspor, bu yıl ikincisi düzenlenen Uluslararası Kuzey Kıbrıs Bisiklet Turu’nda da takım olarak yer aldı. Ahmet Örken bu tura favori olarak geldi ve üzerine düşeni yaparak, 4 etabın 3’ünden zaferle ayrılırken, bir etabı da 3. bitirdi.

Buradan bakınca her şey çok gibi gözükse de bu yarışların bir ağırlığı yok. Ahmet Örken ise bundan çok daha fazlasını yapabilecek potansiyele sahip (hâlâ). Bunun için geçmişinde kalan iki yol vardı. Birincisi Torku Şekerspor’un daha akılcı bir yönetim sayesinde Örken’i yükseltmesiydi. İkincisi ise Örken’in kendini dışarıdaki (ufak da olsa) bir takıma atarak, daha üst seviye bir rekabete girebilmesiydi. Şu an için maalesef ilkinin olması söz konu değil gibi. Türkiye Bisiklet Turu (Torku Şekerspor’un sadece özel izinle katılabilmesi gündemdeydi, yani katılacakları garanti değil)’nun ertelenmesi, belki de iptal olacak olması da olumsuz bir durum teşkil ediliyor. Örken’in sapağı kaçırdığı o ikinci yola dönme şansı hâlâ var. Her şey kendinde bitiyor.

Bol şans!

Çamlıca Gazozuna Kapışalım :: 6. BO-CE MTB Gece Yarışı

Hafta sonu İstanbul’da güzel bir gece etkinliği yapmak istiyor ve dağ bisikleti meraklısıysanız bu haberimiz tam size göre. 6. BO-CE MTB Gece Yarışı, Çamlıca Gazozu ana sponsorluğunda 21 Kasım gecesinde Maçka Demokrasi Parkı‘nda gerçekleşecek. Online kayıtlar en son 20 Kasım cuma akşamı saat 18:00’e kadar devam edecek ve sonrasında online kayıtlar kapanacak ve  kayıt yaptırmak isteyen diğer katılımcılar, etkinlik günü Maçka Parkı’nda kurulacak olan kayıt masasına başvuru yapabilirler. Aşağıdan yarışma kuralları ve etkinlik programı hakkında detaylı bilgi edinebilir, online kaydınızı buradan yapabilirsiniz.

12274246_920894281319518_8432235001015914531_n

Yarışma Kuralları:
1. Çamlıca Gazozuna Kapışalım ”6. BO-CE MTB GECE YARIŞI” organizasyonu 21 Kasım Cumartesi saat 14:00’de Maçka ”DEMOKRASİ PARKI” içinde bulunan HAVUZBAŞINDA buluşma ile başlayacak.
2. Yarışmacılar organizasyonun belirlediği saatlerde parkurda antrenman yapabileceklerdir.
3. Yarışmacılara ikramlar ve brifing verilecektir.
4. Kayıt Ücreti 10 TL, Ücret yarış günü kayıt masasında alınacaktır.
5. Online Kayıtlar en son 20 Kasım Cuma saat: 18:00’e kadar alınacaktır, bu saatten sonra Online Kayıtlar kapanacaktır. Kayıt yaptırmak isteyenler Maçka Parkında kurulacak olan Kayıt Masasına başvuru yapabilirler
6. Yarışma ilk startı hakem işareti ile saat 17:00’de (Bayanlar, 30+ ve 40+ Masterlar) ile başlayacak.
7. İlk yarışların bitiminden sonra Genç Erkekler ve Büyük Erkekler yarışları devam edecek.
8. Yarışmada Kask, ön ve arka ışık bulundurma mecburiyeti vardır. Ekipmanı tam olmayanlar yarışa alınmayacaktır.
9. Yarışmacılar kategorilere göre belirlenecek tur sayılarına göre yarışacaklardır.
10. Yarış esnasında kategori birincileri geldiğinde tur yiyen sporcular sıralamalarına göre kenara alınacaklardır.
11. Yarışmacılar parkuru kısaltarak kestirmek yaptırdıkları takdirde diskalifiye olacaklardır.
12. Tüm yarışmacılara bisikletlerin önüne takmaları için ”Number Plate” ve plastik kelepçe zipler verilecektir.
13. Yarışmacıların hızlı olan sporculara yol vermesi azami önem taşımaktadır.
14. Yarışma boyunca centilmenlik ve emniyet kuralları ön planda tutulacaktır. Aksi davranışlar hakemler tarafından sorgusuz olarak değerlendirmeye alınacak ve gerekli hallerde gerekli ceza kararları verilebilecektir.
15. Yarışmacılar yarışma boyunca yardıma ihtiyacı olan başka bir yarışmacıya teknik destek ve su yardımında bulunabilir. Ancak uzun süreli malzeme taşınması durumunda yardım eden ve yardım edilen yarışmacı diskalifiye olur.
16. Yarışmacılar, hakemlerin ve etkinlik görevlilerinin uyarı ve yönlendirmelerine uymak zorundadır.
17. Yarışma hakemlerin işaretiyle başlayacak ve sonlanacaktır. Öncesinde başlayan ya da sonrasında bitiren yarışmacılar ceza alacak yada diskalifiye olacaklardır.
18. Hava muhalefeti nedeni ile belirlenen yarışma rotalarında, yarışmanın düzenlenmesinin sakıncalı olduğu durumlarda Yarış Komite Başkanı yarışmanın yapılabileceği parkuru değiştirebilir.
Program:
21 Kasım 2015 Cumartesi;
14:00 – 16:00 Parkur Tanıma (serbest antrenman)
14:00 – 16:00 Yarış Kayıtları, Teknik Kontrol
17:00 +30 Master, +40 Master Erkekler ve Bayanlar Start
18:30 Genç ve Büyük Erkekler Start
20:30 Ödül Töreni

Fransa Turu 2014 Değerlendirmesi :: Elif Gümrük

2014 Fransa Turu’nun son etabını izlerken yazıyorum bu yazıyı. Neden derseniz, etabın her saniyesinde bisikletseverler, hatta spor severler olarak neden koca bir yıl özellikle bu büyük turu beklediğimizi fark ediyorum. Bir spor organizasyonu düşünün ki son etaba başlayan 164 sporcu önceki 20 gün sanki Pireneler’i, Alpler’i aşıp da oraya gelmemişler gibi suratlarında en ufak bir yorgunluk esamesi göstermeden toplu bir kutlama halindeler.. Herkes gelip başta sarı mayo sahibi Nibali ile, ama aslında kilometreleri omuz omuza aştıkları geri kalan bütün 163 bisikletçiyle fotoğraf çektirmeye çalışıyor; geçen 3 haftanın, belki bütün sezonun, belki de ertesi gün çıkacakları tatilin muhabbetini yapıyor, şampanyalarını içiyorlar. 3 haftadır birlikte yatıp kalktıkları, kilometreleri beraber aştıkları motosiklet kameramanlarına, takım araçlarındakilere, organizasyon heyetine, teknisyenlere, doktorlara, akla gelebilecek Tur’da en ufak katkısı olan herkese şükranlarını sunuyorlar. Sıkı bir spor takipçisi, eski yüzücü, ve halen de bir yelkenci olarak aklıma başka hiçbir spor etkinliği gelmiyor bu denli şenlikli ve geleneklerine bağlı bir şekilde tamamlanan.

‘0’ kilometresine varılıp etabın esas yarışılacak kilometrelerine girilmesiyle kutlamalar da yerini yavaş yavaş artan son bir sinir harbine bırakmaya başlıyor. Benim de son 3 haftadan aklımda yer edenler yüzeye çıkmaya başlıyor. 2014 Fransa Turu eminim ki bazı kesimlerce Froome ve Contador’un düşüp abandone olmaları sonrası Nibali’nin rahat kazandığı sene olarak anılacak, ancak benim aklımda bambaşka olaylar yer etti. Bunlardan ilki Tur başlamadan önce heyecanla beklediğim Roubaix etabı olarak da anılan 5. etap. Bisiklette izlemeyi en sevdiği yarışlar bahar klasikleri olan birisi için hiç de şaşırtıcı bir tercih olmasa gerek. Bu etaba şiddetli ve sürekli yağışın da eklenmesiyle daha da dramatikleşen bu etabı bir klasikçi olan Lars Boom’un alması aslında çok şaşırtmadı. Asıl ilginç olan henüz Froome yeni abandone olmuş, en önemli rakibi Contador da halen yarıştayken, domestiği Fuglsang ile birlikte Nibali’nin olağanüstü bir performans göstererek daha o etaptan formunun diğerlerinden ne kadar yukarıda olduğunu fark ettirmesiydi.

10574245_712585362124179_5221316157823117328_n

Son yıllarda özellikle büyük turlarda konuşulan harika bir genç jenerasyon var, ve gerçekten ilerisi için çok büyük heyecan uyandırıyorlar. Ancak bu gerçeği tekrar tekrar anlatmaya gerek olmadığını düşünüyorum. Onun yerine bu turda inanılmaz işler yapıp aklımda yer edinen, bisikletin kara deliği denilen yıllardan sıyrılıp günümüze kadar sporunu sürdürmeyi başarabilmiş, bazılarınca gri mayolar olarak hitap edilen, 35 yaş üstü bisikletçiler vardı. Bunlardan Jens Voigt, zaten 2014’ün kariyerinin son Tur’u olduğunu açıklamıştı ve Paris etabında peloton herkese şükranlarını sunarken tabi ki Voigt’u da unutmadı. Hatta bisikletçiler arasında twitterda geçen konuşmalarda, bir önceki gece Jensie’nin Paris’te kaçmasına izin verilmesiyle ilgili yorumlar da dikkat çekti. Kaçışlarıyla ünlenmiş bir bisikletçi için daha onurlu bir uğurlama olamaz heralde diye düşünüyorum. Voigt’tan da büyük olan, geçen senenin Vuelta galibi Chris Horner ise sezon başında geçirdiği kazadan sonra bence inanılmaz büyük bir iş başardı ve hem Rui Costa’nın abandonesiyle takımında en üst sırada Tur’u tamamlamakla kalmadı, ilk 20 içinde de kaldı. Haimar Zubeldia da senelerdir Schleck kardeşlere anlamsız bir şekilde yatırım yapan Trek Factory’nin hem en iyi sırada hem de ilk 10‘da bitiren veteran ismi oldu. Bir diğer veteran Mic Rogers ise Giro’da kazandığı etaplardan sonra Tur’da da etap galibiyetine uzandı, ve finiş çizgisinden geçerken yaptığı reverans ile birçok kişinin sevgisini kazandı. Bütün bu gri mayoların yanında asıl aklımda kalacak olan Scarponi’nin bir tırmanışta virajı alamayıp takla atarak düşmesinin hemen ardından geri gelip takım lideri Nibali’ye kilometrelerce gördüğüm en başarılı domestikliklerden birini yapması oldu. Neden bu olayı bu kadar abartıyorsun diye sorabilirsiniz ama eski bir Giro galibinin şu anda domestiklik yapıyor olması bile egosuna nasıl yenik düşmediğini gösterir benim gözümde, ki o noktada etaptan vazgeçip geriden grupetto ile etabı tamamlasa da kimse ona ‘neden’ diye sormazdı. Bisiklet kariyerlerine bu şekilde yön verebilmiş adamlar bence her zaman saygıyı hak eden bisikletçilerdir.

Son olarak aklımdan çıkmayan da bir gün önceki zamana karşı etabı. Her zaman söylenir, bir bisikletçi iyi bir zamana karşıcı olmadan büyük turda genel klasman iddialısı olamaz diye, zannedersem bunu en iyi anladığımız turlardan birisi oldu bu yıl. Hem zamana karşının 20. etaba bırakılmış olmasından kaynaklanan yorgunluk hem de 2 ila 4.lük ve 5 ila 12.lik arasındaki zaman yakınlıkları bu heyecanı iyice artırdı. Normalde izlemesi çok da keyifli olmayan zamana karşıda ekran başından ayrılmanın mümkün olmadığı bir etap yarattı. Peraud’nun ne kadar iyi bir zamana karşıcı olduğunu, mekanik aksaklık yaşamasına rağmen etabı 7. bitirmesi ile öğrendik. Ayrıca etap süresince sevgili Caner Eler’in Peraud ile ilgili verdiği bilgiler ile kendisine olan saygımız, daha da arttı. Bilmeyenler için tekrar hatırlatma gereği bile duyuyorum; makine mühendisi olan Peraud, 2008 yılının dağ bisikletinde olimpiyatlarda gümüş madalya sahibi ve yol bisikletinde ilk büyük turunu 2011 yılında koşmuş bir sporcu. Tabi bence bu başarısında bence pelotonun en sempatik ve ivmesi harika bir şekilde çıkışta olan AG2R La Mondiale takımının sporcusu olmasının da etkisi büyük. Yine bu etapta Pinot’nun bu sene zamana karşısını ne kadar geliştirdiğini ve gelecek için ciddi bir genel klasman iddialısı olduğunu öğrendik. Tejay Van Garderen’ın olağanüstü zamana karşı yeteneklerinin Romain Bardet’nin mekanik aksaklık şanssızlığıyla da birleşerek kendisini sadece 2 saniye ile Bardet’nin üzerinde 5.liğe taşımasına da şahit olduk. Eminim çoğu kişi Tejay’in etap sonunda da söylediği gibi Bardet’nin şanssızlığına çok üzülmüşlerdir, ama bisiklet böyle cilveli bir spor. Son olarak NetApp Endura’nın Çek bisikletçisi Leopold Konig de hem zamana karşısıyla hem de 3 haftadaki genel klasman başarısıyla eminim ki birçok world tour takımının dikkatini çekmeyi başarmıştır. Aynı zamanda NetApp Endura’yı neden Fransa Turu’na çağırıyorsunuz sorularına da güzel bir cevap vermiş oldu König.

Bu satırları yazarken ekranda genel klasman ikincisi JC Peraud’nun Tur’un son 40 km’sine girilirken yaya geçidinde kayıp düşüşünü ve sarı mayo sahibi Nibali ile pelotonun en saygı görenlerinden Chavanel’in finişe yaklaştıkça daha da hızlanan sprint trenlerini yavaşlatmasını görünce tekrardan bu sporun ve Fransa Turu organizasyonunun sporseverler gözündeki kutsallığına kaydı zihnim. Tam da bu sırada son gün yayınını üstlenen Berkem Ceylan ve İnan Özdemir yaklaşık 40 yıldır Fransa Turunda spikerlik yapan Daniel Mangeas’ın bu sene emekliye ayrılacağını ve ona da özel bir veda düzenlendiğini anlatıyorlar. Söylesenize başka hangi sporda spikerine kadar böylesine vefa, saygı, ve kutlama aynı anda oluyor. İşte tam da bu yüzden seviyoruz Fransa Turu’nu, ve seneye Hollanda’dan başlaması için gün saymaya başladık bile şimdiden…

Yazar: Elif Gümrük @elifgumruk